19
Mart
2026
Perşembe
ANASAYFA

Çanlar Kimin İçin Çalıyor?

Türk ve yazar olarak, öteden beri iki ölçütüm vardır: Birinci ve en temel kıstas: “Mustafa Kemal hayatta olsaydı, bir olay hakkında ne der - ne yapardı?”… Bu sorunun cevabını, hafızamdan hiç çıkmayan sözlerini ve icraatını hatırlayarak veririm… Siz de, onun sözlerini hatırlayın, büyük NUTUK’unun başlangıcını ve sonundaki “vasiyetini” tekrar okuyun!… NUTUK’un başlangıcındaki, “ahval ve şerait” bugün eşhas değişikliğiyle, aynı! Emanetine sahip çıkacak “varisleri” bekliyor! Bugünkü bazıları hakkında söyleyeceklerini de, kendi sesinden duyar gibiyim: “Haydi oradan maskaralar!”

İkinci ölçüt: “Gelecekteki insanlar, tarihçiler bugün yaşananlar ve kişiler hakkında ne düşünecekler- nasıl hükümler verecekler?”

Kanımca, en başta, bu döneme, TC’nin “fetret -duraklama ve çöküş” devri diyecekler ve objektif olanlar da, bugünkü Cumhuriyeti yıkmaya, yerine, “İslam Cumhuriyeti” mi - “Padişahlık” mı, yoksa “Liboş Cumhuriyeti” mi - ne idüğü, şimdiki halde belirsiz bir “ucube” kurmak isteyenleri, adları ve sanlarıyla yazacaklar. Eğer, ilerdeki o günlerde, Olaylar bugünkü gidişat- fetret ve duraklamadan, sonra “inkıraz” vuku bulmuşsa, Türklere –Türklüğe düşman olanlar ”Oh olsun- Türk belasından kurtulduk” diyecekler. Objektif tarihçiler de, “Yazık Oldu Mustafa Kemal Atatürk'ün eserine” diye yazarlar ve bu çöküşün sebeplerini - buna yol açan şimdiki olayları, sorumlularını - hain ve gafilleri, tarafsız olarak değerlendirirler.

Ve çoğu da muhakkak “O dönemde Türkiye’nin çivileri-vidaları sökülmüş, “kimyası” bozulmuştu, Cumhuriyetin en sağlam kalesi Türk Ordusu, yıkılmıştı” diyecekledir.

O “tarihi” bugün yaşamaktayız…”Ahval ve şerait” aynı!... Gafiller, hainler mâlum. Kendi çıkarlarıyla, yabancıların amaçlarıyla “tevhit ” edenler de ortada…

Eğer tarihten ders alınmış olsa, 1919 ve hemen sonrasında, olanlar tekerrür eder miydi? Ama tekrar yaşanıyor işte! Ama tekerrür edebilecek başka şeyler de var, yakın tarihimizde; Askeri zaferlerden devrimlere kadar! Ne var ki, bir “Atatürk” yok bu sırada.

Eski bir tartışmadır: Büyük adamları güç şartlar mı yaratmıştır? Eğer öyleyse bugünkü şartlar öyle bir adamı- tarihin seyrini değiştirecek kişiyi- gerektiriyor.

Başka bir soru: Mustafa Kemal, kurduğu Cumhuriyetin başına ilerde bir gün Ona ve düşüncelerine karşı olanların geleceğini, tahmin etmiş miydi? Engin vizyonuyla, bugün yaşanmakta olanları 1927’de aynen söylemiş ve bu ahval ve şerait dâhilinde “dahi” Cumhuriyetin korunmasını Türk Gençliğine - ve Ordusuna, emanet - vasiyet etmişti.

Bugünkü bazı siyaset adamları – devlet adamlığı potansiyeli olan – vatansever ve milliyetçiler, tarihin ters seyrini değiştirip, yeniden doğru istikamete çevirmek için didiniyorlar ama sonunda başarılı olacaklar mı? Düşmanlar çok ve kuvvetli. Başarırlarsa, ilerideki tarihçiler, Turgut Özakman’lar, Bunu da, Türklüğün ateş çemberinden geçtikten sonra, o “ateşin” küllerinden “diriliş” olarak yazacaklar.

Fakat bugün sorun – soru şu: Başımızda olanlar Türklüğün, Türkiye'nin başında nasıl ve ne yandığının - yakıldığının farkındalar mı?

Şu sırada “ateş” düştüğü yeri, Türk Ordusunu yakıyor. Son tutuklamalarla, bu ateşin çakmağı çakıldı. Bu konuda, duygusallığı - insani taraflarını, bir tarafa bırakıyorum; Tutuklananlar – içerde yatanların, yargılananlar, TSK’nin en güzide mensupları, çoğu Güneydoğuda, PKK’ya karşı kahramanca savaşmışlar… Mesela, içeri alınanlardan biri, bir iki ay önce, sipere çömelen Başbakan Erdoğan’a, PKK mevzilerini gösteriyordu. Her nedense bugün özellikle, hedef gösterilen, Deniz Kuvvetleri, Türkiye’nin savunmasındaki, münakale hatlarını, koruyacak kuvvet… Hava Kuvvetleri de öyle. Bu kuvvetleri yıpratmakla, yıpratanları desteklemek ve olanlara duyarsız kalmakla, Türkiye’nin gücüne, nasıl darbe vurulduğunun farkındalar mı? Parayla pulla satın alınamayacak bir gücün nasıl bozuk para gibi harcandığının farkındalar mı? Ama düşmanlar çok farkındalar ve sevinçle seyrediyorlar!

Düşünün: Hizbullahçılar dışarıda - Askerler içerde… Bölücü PKK vekilleri TBMM’de Türklüğe pervasızca hakaret ediyorlar… PKK kentlerde her akşam araç kundaklıyor… Kimilerimiz ölüyor, Erdoğan ise bunlara öfkeleneceği, APO’ya kızacağı yerde, muhalefete öfke saçan nutuklar söylüyor ve de TSK’ne vurulmakta olan son darbeler karşısında da, en azından, duyarsız! Ülke barut fıçısı gibi... Ne kadar sağlam kurulmuş ki, henüz patlamadı ama yakındır. Çünkü iç savaş çıkarsa yabancılar müdahale edecekler ve gene “tarih”; buyurun Sevre!...

Bugün, tarihimizin şimdiki seyrini, “makûs talihimizi” değiştirecek miyiz? “Ben 88 yaşıma girdim- bana güvenip sefer açmayın!” Atatürk'ün, emaneti- bayrağı, gençlerin elinde! Çanlar onlar için çalıyor. Umutsuz değilim. Her musibetten bir nimet çıkar… Şafak gecenin en karalığından sonra söker. Umutluyum, gene de, galiba millet artık gaflet uykusundan uyanıyor.***

Yayın Tarihi : 15 Şubat 2011 Salı 00:24:59


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?