19
Mart
2026
Perşembe
ANASAYFA

Çiçek Gözler Önünde Büyürken...

Türk milletinin, Türkiye Cumhuriyet’inin kaderi, AKP’ye ve iktidarına mı bağlı?
Şimdiki halde öyle görünüyor; önce, yeni Cumhurbaşkanını bu Partinin TBMM’deki çoğunluğu seçecek ve sonra da 2007 Genel Seçimlerinde de, kamuoyu araştırmalarının bugünkü göstergelerine göre, AKP, Meclisteki şimdiki ezici çoğunluğundan, daha az milletvekiline düşse bile, gene, tek başına iktidar olacak ve amaçlarına göre bu yolda devam edecek.

Kısacası bugün “Laik” Cumhuriyet tehlikede… Üstelik bugün AKP döneminde, Erbakan zamanında olmayan bir durum daha var; “alt-kimlik- üst kimlik “, ”Türkiyelilik” diye, Üniter TC devletinin temel taşları da yerlerinden oynatılmak isteniyor!
Atatürk’ün TC, değer ve kadroları AKP İktidara geleli beri, zaten çok aşındırıldı, önümüzdeki beş yılda, giderek telafisi mümkün olamayacak, tahribata uğrayacaktır…
Atatürkçüler olarak, kara kara düşünmemiz, karalar bağlamamız gerekir. 

ÇİÇEK BÜYÜRKEN
İran’da, Humeyni gerici hareketinden sonra, Türkiye’ye sığınan Irak’lı Generallerin, o sırada bölgede Ordu Komutanı olan Orgeneral İsmail Hakkı Kabadayı’ya söyledikleri aklıma geliyor… Sonra, 28 Şubatta, Genelkurmay Başkanı olan Paşamız onlara “siz bu tehlikeyi nasıl fark etmediniz?” diye sorunca, generaller “Siz, çiçeğe bakarken büyüdüğünü fark edebilir misiniz?” diye cevap vermişler. Paşanın, 28 Şubat 1997 öncesinde, REFAHYOL Hükümeti Başbakanı Necmettin Erbakan’ın irtica hareketleri karşısında bu sözleri hatırladığını sanıyorum. Genelkurmay Başkanı Karadayı ve komutanlar, zamanın Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’i uyarmışlar ve Demirel de, somut deliller karşısında, onlara hak vermiş, Erbakan istifa mecburiyetinde kalmıştı!

İranlı Şah yanlısı generallerin Karadayı Paşa’ya özürleri, o kadar inandırıcı değil; gafletlerini gösteriyor… Ama bizim “çiçekler” de şimdi, gözlerimizin önünde, maşallah büyümekte!

NE YAPMALI?
Ne yapmalı? “Demokrasi budur” diye , “demokrasiyi” nihai amaçlarına varmak için “kullananlara” teslim mi olmalıyız?

Hele, sözde “demokrasi” yöntemi, Seçim Kanunu’nun azizliği yüzünden, bir partiyi, oyların ancak yüzde 35 küsuru ile ve çoğunluğun iradesine rağmen mutlak iktidara getirmişse – ve gene getirecekse! Tabii “demokraside çareler tükenmez” denecek; Genel seçimlerden de önce, şimdiden bazı çatırdama emareleri gösteren AKP'nin parçalanması “demokratik” bir umut ama fazla da bel bağlanacak bir ihtimal da değil. Seçimlerde bütün muhalif partilerin iş ve güç birliği yaparak AKP’yi iktidardan düşürmeleri umudu da öyle! “Milliyetçi dalganın yükselmesi” yetecek mi?

Artık askeri müdahale ve darbeler dönemi de geçti… Ancak ister istemez 28 Şubat 1997’deı Refahyol hükümetinin ve Başbakan Erbakan’ın “laikliğe” karşı ayyuka çıkan gidişatına son veren hareketi hatırlatıyor. Bu harekete, “post modern darbe” demek yanlış ve aldatıcı; nitekim Demirel geçenlerde, Yavuz Donat’a “ 28 Şubat hareketinin klasik anlamda bir darbe olmadığını söyledi… 28 Şubat 1997, aslında, demokrasinin gerçek gücünü kanıtlayan bir “balans ayarı” idi…

Türkiye’yi felaketli bir gidişten döndürmüş ve kurtarmıştı, Düşünmek gerek; 28 Şubat olmasa idi, bugün nerede olurduk? Bundan sonra nerede olacağımız gibi!
Ancak ortada kalan bir soru var; Laik Cumhuriyeti 1997’de kurtardıktan sonra, nasıl oldu da, bugün gene, “kurtarmak” zorunluluğunu duyuyoruz?

Demokrasi, muhakkak ki, daha iyisi bulunamadığı müddetçe, ideal rejim… Ama eğer, bazıları, demokrasiyi, kendi maksatları için, istedikleri zaman inip, binecekleri bir araç-tramvay telakki ediyorlarsa, Atatürkçü, sağlam güçlerin, bu “tramvayı” doğru rayında, makasında tutmak hak ve görevleri de vardır!

Yayın Tarihi : 28 Şubat 2006 Salı 23:07:44


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?