İki farklı olay, kafamda örtüştü: “Münevver Karabulut Cinayeti” ve “Halis Toprak olayı”…İkisinde de toplumuzun ezeli illetlerini görüyorum!
Önce, “ Münevver Olayı”; Karabulut ailesinin tarifsiz, dinmez acılarına, tuz basmak istemem, Baba ve anasının acıları, benim de acılarım. Televizyonlarda, bu güzel genç kızın resimlerini gördükçe, kendi kızımmış gibi, içim sızlıyor, yanıyor… Eğer Cem Garipoğlu, bu hunharca cinayetin failiyse, bu canavarı, hemen yargılayıp “bir yerinden” asmalı’! Hem toplumu, bir canavardan kurtarmak için, hem de “numune-i imtisal” olsun diye! İdam Cezası onun gibiler ve teröristler için vardı; kaldırıldı da ne oldu? Önce, APO denilen canavar “ip” ten kurtuldu ve şimdi Türkiye’nin “iplerini” elinde tutuyor! Potansiyel suçluları, ne yaparlarsa yapsınlar hükümleri tamamlanmadan veya genel afla serbest kalacaklarını bildikleri için, caydıracak hiçbir müeyyide yok… Amerikanın birçok eyaletlerinde, Münevver’in katili, elektrikli sandalyede, cayır, cayır, idam edilirdi! İdam cezası, sözde “insan haklarına” aykırıymış: ya mağdurların, öldürülenlerin hakları?
TOPLUMDAKİ YARA
Tekrar ediyorum: Karabulut ailesinin acılarına tuz basmak istemem ama bu olay, aslında bugünkü toplumumuzdaki bir durumun hazin ifadesi!
Başbakan, mutadı veçhile, bu olay hususunda da “kelleler” dediği gibi yanlış şeyleri söylemiş… “Kızı kendi gönlüne bırakırsan, ya davulcuya, ya zurnacıya gider” demiş. Karabulut ailesinin acılarına yakışmayan bir ifade ama gerçek payı da çok! Özellikle kentlerde, kasabalarda, aileler-analar babalar, kızlarını, oğullarını başıboş bırakıyorlar!
Birkaç yıl önce TV kanallarında tekrarlanan bir anons vardı: “Saat on- çocuklarınızın nerde olduğunu biliyor musunuz? Gerçek şu ki, maalesef, çoğu aileler “bilmiyorlar” ve de pek ilgilenmiyorlar. Adeta “salıverdik sokaklara –internet kafelerine, mevlam kayıra” diyorlar! Ve sonunda o çocukların çoğu, kötü yollara, uyuşturucu batağına düşüyorlar… Böyle cinayetlere kurban gidiyorlar… Bu ortam devam ettikçe, Münevver Cinayeti ne ilk ne de son!
Bu ortamın oluşmasında TV dizilerinin –sahnelerinin ve Eğitimdeki yanlışların büyük rolü var… Geçen akşam, bir lisede, lise ortamında, geçen bir TV dizisine takıldım… Dehşete düştüm! Lise çağındaki Genç kızları süslü boyalı kadınlar, erkek öğrencileri de kazık gibi oğlanlar temsil ediyor… Ya kıyafetleri, güya üniformaları! Sokaklarda okul çıkışlarında da görülen bu kıyafetler- bol bağlanmış sözde kravatlar – “miniden de mini” etekler. Kızların erkeklerle “birlikte” oldukları besbelli! Ya konuşmaları; her kelimenin sonunda “yav” ! Ve öğretmenlere karşı saygısızlık! “Hababam sınıfı” masum ve gerçek bir güldürüydü, bu dizi ise, aslında, gençlerin yaşadıklarının hazin bir trajedisi! TV kanallarını, bir haberdeki yanlıştan dolayı çat diye kapatan RTÜK bunları görmüyor mu? Daha acısı, Milli Eğitim Müdürlükleri ve asıl, Milli Eğitim Bakanları bunları görmüyorlar mı?
Bu ortama bir de televizyonlardaki özendirici, tahrik ve teşvik edici yayınları katın: “Münevver olayının” ipuçlarını görürsünüz! Gene söylüyorum; bugün içleri yanan ve haklı olarak, caninin yakalanıp, cezalandırılmasını isteyen Karabulutların acısına acı katmak istemem, ama maalesef, kızlarını, başıboş ve fizyonomisinden” garipliği” belli Cem Garipoğlu’nun tuzağına neden bırakmışlar? Bunları, şimdi söylemek, belki bizler için kolay fakat ama “acısını” da, içim yanarak söylemek zorundayım; ”başka Münevverler” olmasın diye!
HALİS TOPRAK OLAYI
Halis Toprak’ı tanımam… Ama servetini yolsuzlukla, kirli işlerle değil iş becerisiyle yaptığını ve büyük bir Holding kurduğunu tahmin ve takdir etmişimdir! Halis Toprak, bu başarılarıyla, Kürt kökenlilerin dürüst çalışarak, iş hayatında, engellenmeden ne kadar yükselebildiklerinin canlı örneği!
Halis Ağanın torunu yaşındaki bir genç kızla evlenmesi bence de garip, ama yasalara aykırı değil… Ama kim bilir, Türkiye'de, kaç böyle durum var - hem de nikâhsız. Hem Toprak eğer bu kızı nikâhlamasaydı, kıza sonra ne olacaktı? Kızın geleceği kurtuldu! Benim, son tahlilde, demek istediğim şu; Halis Ağanın üzerine hemen, bu nikâhtan sonra, gidildi. Medya, sadist bir zevkle “altındaki cipini de aldılar” diye zevkten dört köşe! Münevver olayı “cinayet”- “Toprak olayı” ise, ezeli “illetimiz”;“ haset”!
Toprak gibi, kendinden, çok küçük, torunu yaşlarında kızlarla evlenen ve hatta nikâhsız yaşayan-onları köle yapan, çok kişi vardır Türkiye’de ama Halis Toprak’ın adı “Halis Toprak”! ***