Murat Yetkin’in RADİKAL gazetesinde ,Abdullah Öcalan’ın Suriye’den çıkarılışının ayrıntılarını ve perde arkasını anlatan yazı dizisi,yakın tarihimizin önemli ve anlamlı bir bölümüne ışık tutuyor ve hele şu bağlamda ülkemizin bölünmesi hareketlerinin arttırılmasına denk düşüyor. Bu arada,
Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in APO ve Suriye konusunda savaşı göze alacak kadar kararlığı ile,zamanın Başbakan Yardımcısı Bülent Ecevit’in Cumhurbaşkanının TBMM açılış konuşmasında Suriye’yi açıkça ,savaşla tehdit etmesine karşı çıkması, iki kişinin devlet ve hükümet etme anlayışları arasındaki farkı ortaya koyuyor.
ECEVİT’İN İTİRAZI
Yetkin’in dizisin den anlaşılıyor ki, Ecevit Demirel^’in sert savaş tehdidinden hoşnut olmamış ve Suriye’nin tehdit edilmesi politikasına karşı olduğunu Dışişleri Bakanı İsmail Cem vasıtasıyla Demirel’e iletmişti. Ecevit, tam o gün Suriye ve Türkiye arasında arabuluculuk için Ankara’ya gelmiş bulunan Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek’le görüşmesinden önce, Cumhurbaşkanı Demirel’e Meclis’te yaptığı konuşmadaki görüşleri Mısır Başkanına tekrarladığı takdirde, bunun, hükümetin politikasını yansıtmayacağını” kamuoyuna açıklayacaktı.
Bu Demirel’e iletilince Cumhurbaşkanı Ecevit’i arayabilir ve kendisini ikna etmeye çalışabilirdi, ama bunu yapmadı, aksine “Kimseyi arayamam,kimseyi iknaya da uğraşamam…bırakın ne hali varsa görsün, ne istiyorsa söylesin. Ne biliyorsa yapsın!” Dedi ve bu da Ecevit’e iletildi.
Sonra olanlar malum Ecevit hiç açıklama yapmadı.Demirel Mübarek’e bastırdı ve pabucu pahalı bulan Hafız Esad APO’yu Suriye’den çıkardı ve Eşkıya Başı APO Avrupa’da dolaştıktan ve melce bulamadıktan sonra ,Yunanistan tarafından da yalnız bırakıldı, Kenya’da yakalanıp,Türkiye’ye getirildi, İmralı’ya tıkıldı ve DGM tarafından yargılanıp,İdama mahkum edildi,ama mesele orada da bitmedi.
ECEVIT’IN TEVİLİ
DSP eski Gensel Başkanı ve sevgili dostum Bülent Ecevit, Yetkin’ıun açıklamaları üzerine, Demirel’le görüş ayrılığını açıklamak gereğini duymuş.
Özetle şöyle diyor; “Türkiye, Abdullah Öcalan konusunda her zaman yanı başındaki Suriye’yi baskı altında tutabilirdi. Ancak Abdullah Öcalan Suriye’deki karargâhını Avrupa ülkelerine veya Rusya’ya taşımak zorunda bırakılırsa Türkiye o zaman çok daha ağır sorunlarla karşılaşırdı…Nitekim öyle oldu. Türkiye’nin baskısı altında Suriye’den kovulan Abdullah Öcalan ve çevresi başta Rusya, İtalya, veya Yunanistan gibi kolay denetleyemeyeceğimiz ülkelerde, hatta tüm Batı ülkelerinde büyük bir hareket serbestliği olanağına kavuştu. Birçok Batı ülkesinde kimi bakanlarla, milletvekilleriyle ve sivil toplum öğütleriyle içli- dışlı ilişkiler kurabildi…
Öyle ki müttefikimiz İtalya da Abdullah Öcalan’a ve çevresine her türlü lüks yaşam ve iletişim olanağını sağlamıştı. Yunanistan’ın Türkiye’yi tehditleri de çok daha ağırlaşmıştı….
Görülüyor ki, Abdullah Öcalan ve karargâhı Suriye’den kovulmakla sorunumuz çözülemezdi. Sorunu çözebilmemizin başta gelen yolu Abdullah Öcalan’ı yakalayıp Türkiye’ye getirmek ve Türk adaletine teslim etmekti…. Nitekim başında bulunduğum azınlık hükümeti de bunu sağlamıştır.
Sevgili dostum,kardeşim Ecevit , bağışlasın beni. Kendisine,hele aktif siyasetten çekilmiş olmasından sonra,ters düşmek istemezdim ,ama söylemeye mecburum; bu sözleri hiç de ikna edici değil. Yüzüne karşı da söylediğim için, APO konusunun benim için çok önemli ve hassas bir konu olduğunu kendisi de bilir. ; APO konusunda başından en sonuna kadar,yanlış hareket etmiştir.Ve bu yanlışların neticeleri şu sırada görülüyor. Demirel’in Suriye’ye karşı kararlı tavrı ve hareketi, bugün geriye bakıldığında, çok doğru idi.,Ecevit’in bu harekete itirazı ise duygusal ve hatalı idi……
APO’nun İmralı’ya tıkılmasını Demirel’in ve TSK kararlı hareketleri sağlamıştır ve bu Ecevit hükümeti zamanında tesadüfen olmuştur ve bunda Ecevit’in hiçbir payı olmamıştır.
Eğer Demirel’in ve TSK’nin , savaş tehditleri olmasaydı, APO acaba oradan (Ecevit ve Hükümeti tarafından) Suriye’den ,nasıl ve ne zaman çıkarılacaktı?
Fakat , APO konusunda asıl önemli olan , APO’nun,Türk yargısının en yüksek mercii tarafından tasdik edilen ölüm cezası kararının Ecevit ve Hükümeti tarafından ,teamüllerin aksine,TBMM’ne sevk edilmemesi ,rafa kaldırılmasıdır. . Ecevit, o zaman ,”onu u öyle bir çelik konserve içinde tutacağız ki bir daha çıkamayacak, hele bir çıksın ona gösteririz!” demişti. Ne oldu?
APO ,şimdi ,o konserveden taze çıkmış durumda ve İmralı’dan AB tarafından salıverileceği günü bekliyor. Karşımıza muhatap olarak çıkarılırsa hiç şaşmayın. Son tahlilde,Ecevit ve hükümetinin idam kararını rafa kaldırması, yakın tarihimizin en yanlış,en vahim kararlarından biri olarak tarihe geçecektir.
Bilmiyorum, Ecevit bu kararı neden almıştı? Kendisi "Ben idama karşıyım da onun için" diyor.Bence hiç yeter mazeret değil. Başbakan da olsa kişisel görüşü etkili olmamalıydı bu konuda. APO’nun hak ettiği cezayı görmemesi amme vicdanını ve şehit yakınlarının vicdanlarını çok rahatsız etmiş ve neticede bu hunhar bölücü başının Türkiye’nin başına bela kalmasına olanak sağlamıştır. Kararı rafa kaldırılırken ileri sürülen diğer gerekçelerin – mesela “şehit” olarak ölüsünün dirisinden fazla zarar vereceği savının ne kadar boş olduğu da şimdi anlaşılıyor.
ABD’YE VAAT?
.Eğer rivayetler doğru ise APO’yu Kenya’da yakalayıp bize taslım eden ABD ye “ idam edilemeyeceği” teminatı verilmişse bu da yanlış olmuş! …O zaman, bile bile, neden yargılandı, Türk yargısı bir oyuna alet edildi?. Hem terörizme karşı olması gereken ve kendi ülkesinde teröristleri cayır cayır idam eden ABD,APO’nun idam edilmesine neden karşı çıkmıştır?
İnsanın aklında, acaba ABD o zamandan beri,kendi uzun vadeli çıkarları için Kürt ve PKK kartını elinde tutmak mı istemiştir diye bir istifham oluşuyor. Hele son zamanlarda PKK’ya karşı harekete geçmeyi savsaklamasıyla birlikte düşünülünce. Yetkin’in dizisinde bir şey daha var; tam Mübarek’n arabuluculuk için Ankara’ya geldiği o sırada,zamanın Cumhurbaşkanı, Clınton’un , ABD de Suriye deki Esat Hükümetinden hiç hoşnut olmadığı halde, Demirel’e adeta Johnson mektubuna benzer bir mektup göndererek, Suriye’ye ye karşı askeri
bir hareketimizi tasvip etmeyeceğini ,tatlı sert belirtmesinin ,en altında yatan sebep ne idi? Tarih tek boyutlu değil!
BİR DIP NOTU
APO olayının kişisel bir boyutu var; Eşkıya başı İmralı’da iken, “hain katil” diye yazdığım için beni Savcılığa şikayet etti. . Bakırköy Cumhuriyet Savcısı da aleyhimde dava açtı. “müşteki Abdullah Öcalan” – “davalı A>Altemur Kılıç” diye 17 Kasım 1999’da görülecek dava için celp aldım. Eğer Basın Kanununda değişiklik yapınca bu suçu “bir daha işlememek” kaydıyla , dava düştü. Düşmeseydi dava görülecek ve APO i hakkında düşündüklerimi gene açıkça söyleyip savunma yapacaktım. . Bu fırsattan mahrum oldum. Ama APO’nun ,” hain,alçak bir katil” olduğunu hep söylüyor ve APO’ nun gene aleyhimde dava açmasını bekliyorum.