Dünkü yazımda, “YSK kararından çark ederse bu, itibarına hiç yaramayacak!” demiştim… Ne “çark”, YSK, ”Oybirliğiyle” ‘U’ dönüşü yaptı. 7 BDP’ linin bağımsız adaylığını 18 Nisan’da oybirliğiyle iptal ettikten 72 saat sonra, 7 isimden 6’sının itirazını onayladı, içtihatlarına aykırı, tarihi bir karara imza attı… Böylelikle sadece YSK’nın 11 üyesini itibarı değil, TC Devletinin onuru, itibarı ayaklar altına alındı…
Gazetemizin dünkü manşeti durumu ifade ediyordu: “DEVLET TERÖRE BOYUN EĞDİ!” Evet: Yaktılar, yıktılar… Dağa çıkma tehditleri savurdular, Türk Bayrağını yere indirdiler, kışlaya saldırdılar ve sonunda istediklerini, Devleti teslim aldılar… “Kriz” güya bitti ama asıl felaket şimdi başlıyor… Hiç şüphe etmeyin: TV ulus devletinin dağlarda ve kentlerdeki düşmanları gene medyadaki malumların korosu eşliğinde azacaklar, azgınlıklarına bu devleti yıkana kadar devam edeceklerdir… Durumun gerçek, korkunç özeti de budur.
ÇÖZÜM MÜ-ÇÖZÜLMEK Mİ?
Kürt sorunun çözmek için APO’dan, Leyla Zana’dan, medet umuluyorlardı… Şimdi bu karardan sonra, malumlardan Mehmet Ali Birand, “Devlet BDP’ye sahip çıktı- çözüm daha yakın” diyor. Aslında, çok yakında, Devletin çözülmesine ve Türkiye’nin parçalanmasına, şimdi her zamankinden, daha yakınız.
Birand’ın refiki, şefiki “Kürt Teali Cemiyeti - Kürt Muhipleri Derneği” eş başkanlarından Hasan Cemal de Zana'nın yolunun tıkanmasından şikâyetçi idi. Şimdi göreceğiz Zana ve diğerlerinin, aslında Devlete “sahip çıktıklarını” ! Bu adamlar, bu kadınlar şimdi haklı çıktılar, bu devlet jesti üzerine, amaçlarından "Büyük Kürdistan"dan, vaz geçecekler mi? Yoksa amaçlarına daha mı yaklaştılar? Çok geçmeden söylemlerinden, sokaklarda, “bayram” taşkınlıklarında anlayacağız. Kısacası, yüz buldular- daha da şımaracaklar…
YARGININ TASARRUFU
Bu olayda perde arkasında kalmayı ve manidar, suskunluğu tercih eden Başbakan Erdoğan şimdi, adeti veçhile, “Yargının tasarrufudur” diyebilir… Ama ne “tasarruf?... Bunun adı devlet kesesinden, “iflas”tır! Gemisini karaya oturtana pervasız Kaptanın dediği gibi, “deniz bitti “ ama asıl “Devlet”, devleti, hükümeti idare etmek mevkiinde bulunanların, “kriz” çözmek maharetleriyle, bitmek üzere!
Osmanlının son döneminde Balkanlarda, Rum ve Bulgar komitacılarının azgınlıkları karışsında Bab-ı Ali, zamanın devlet ricali “Büyük Devletler ne der” endişeyle, radikal yöntemler yerine “idare-i maslahat” etmişlerdi… Sonunda ellerinde ne kaldığı, malum!...
Bu “kaht-ı rical” devlet adamı eksikliği döneminden sonra, “Bağımsızlık Onumuzdur- milli egemenlik düsturumuzdur” inancında olan Mustafa Kemal ve arkadaşları, millete devlete onurunu kazandırmışlardı… Şimdi, bu onurun eşkıyanın şantajlarına ve güya “çözüme” -aslında devletin çözülmesine- Türkiye’nin bölünmesene feda ediliyor! Ne acı tecelli!...
Seçimlere işte bu havalarda ve ortamda gidiyoruz. Bakalım, devlete, işbirliği, gaflet ve ihanet, sandıklara nasıl yansıyacak. Türk milleti hala uyanmayacak mı?
Bugün 23 Nisan… TBMM’nin kuruluşunun, milletin “egemenliğine sahip çıkmasının" 91. Yıldönümü. Devlet ricalı, “günün anlam ve önemini” belirten, malum, klişe konuşmaları yapacaklar. Makamlarını sembolik olarak, çocuklara bırakacaklar… Ama şu sırada içimiz neşeyle dolmuyor… Türklüğün “makus kaderini” değiştirecek, Mustafa Kemallerin, hasretini çekiyoruz… Gene de, buruk da olsa “Bayramınız kutlu olsun!” ***
bir spor müsabakası başlarken karşılaşmaya başlıyacak takımlar en sağlam sporcusunu sahaya sürer bir olimpiyat öncesi olimpiyat meşalesi dinamik sağlam karakter sahibi bir sporcuya teslim edilir kör topal yada sakat bir koşucuya deyil bunun için ATATÜRK ben sporcunun sağlam çevik ve aynı zamanda karakterli olanınıseveri demiş bu sadece sporda deyil her alanda böyledir AKP nin kurduğu takım sakatlardan oluşunca böyle mağlübüyetlerde alınması mukdedirdir elbetde kend taraflarına sağlamları çekemeyince sakatlara kaldılar onlarda kendilerini de AKP yide sakata getirdiler ama bununla kalmayıp ülkenin prestijiylede oynadılar buda başka bir kono suç onların deyil onlara orada yetki verip tutanlarda demekki bu ülkede insanlar birkaç saat içinde karalanabiliyorda aklana biliyorlarda en azından bunu öğrenmiş olduk buda bir gelişme sayılır
ANADOLU'YU HİÇE SAYIP, KENDİ ÇIKARLARI İÇİN SADECE İSTANBUL'UN KENDİLERİNE KALMASI İÇİN BATI EMPERYALİSTLERİYLE YAPTIKLARI PAZARLIKTA UZLAŞMAYA VARAN DAMAT FERİT HÜKÜMETİNE KARŞI, MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ÜN ÖNDERLİĞİNDE ANKARADA TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ AÇILDI. BUGÜN VE GELECEKTEKİ 23 NİSANLAR TÜRK MİLLETİ İÇİN KUTLU OLSUN !
ATATÜRK ve Devrimleri sistematik bir şekilde dumura uğratılmaktadır. Kemalistler sinmiş ve kendilerini belli etmemeye çalışmaktadırlar.Eğer Fatih gibi bölgelerde gezinirseniz görüntünün Cumhuriyet öncesi manzaraları hatırlatmakta olduğunu rahatlıkla görürsünüz. Bazı yazarlar (Engin Ardıç gibi) her fırsatta Ulu Atatürk e laf etmeye çalışmakta ve kimse tepki göstermemektedir.
Düşünebiliyormusunuz Fransa da çarşaf yasaklanmıştır ve RTE bunun insan haklarına aykırı olduğunu söylemektedir. Bu kanun Cumhuriyetten beri Türkiyede hükümde değilmidir?
Şimdilik Cumhuriyet-Devrimler ve Atatürk ün tartışmasız savunucusu, soyu Atatürk ün yanında tarih yazmış olan Altemur Kılıç gibi pek az kişi devrimleri savunmaya çalışmaktadır.i