Türkiye’nin en sağlam-yozlaşmamış ve bunca gayrete rağmen, milletin saygınlığını kaybetmemiş kurumu, hiç kuşkusuz, Türk Silahlı Kuvvetleridir- Ordu sağlam kural ve gelenekleriyle, .Anayasal konumu ve görevleriyle. Türkiye Cumhuriyeti’nin, rejimin garantisi –son sigortasıdır. .
Bu.”nev’i kendisine özgü” , bir Türkiye gerçeğidir!- ve bugünün koşullarında, başka ülkelerde olduğu gibi, “Orduya gerek yok, rejimi demokrasi diğer kurumlar hükümetler ve siyasetçiler, bu garantiye lüzum kalmadan koruyabilirler” diyebilecek bir ortam,maalesef, yok… Tıpkı “barışı ve ülkenin sınırlarını korumak için askerlere ve orduya gerek yok” diyemeyeceğimiz gibi… Bu da - “savaş karşıtlarının dedikleri-, safdillik, hatta “aptallıktır! . Ve vatan hizmetini erkekçe yapmayı güya vicdani, hakikatte, psikolojik özürleri yüzünden yapmayı ret etmeleri de. Bence “vicdansızlıktır” .
Şimdi TC’nin, son savunma hattı kırılmak. Laik ve üniter devletin son sigortası içerden ve dışardan gevşetilmek isteniyor. Devleti ortasından ve en sağlan noktasından çatlatmak istiyorlar!
AKP, kendi ı amaçlarının uygulanmasında, Orduyu en büyük engel görüyor. , AB- Avrupalılar Amerikalılar da, kendi amaçlarına –Türkiye’yi “ hazmedip” , posamızı çıkarmak, Güneydoğu projelerinde lejyoner olarak kullanmak amaçlarına engel telakki ettikleri için,. Türk Ordusundan rahatsızdırlar. Bunun içindir ki, AB “komiserleri” TÜRK Generallerini. Adata PKK terörünü tahrik eden “provokatörler” ilan ederler ve her İlerleme Raporlarının başında Ordunun etkinliğini azaltmak talebi gelir. Ve AKP’nin. AB'nin, hatta ABD’nin bu husustaki amaçları birleşir! Eğer TSK olmasaydı veya ordumuzu. Danimarka veya Hollanda orduları gibi saçlı sakallı uyuşturucu bağımlısı askerleri gibi, kışlaya soksalar veya saray muhafızları yapsalar, ne kadar mutlu olacaklar!
Bugün, 12 Mart ve 12 Eylül askeri müdahalelerini, bu hareketleri gerektiren sebebiler ve asıl suçluları unutarak ve unutturarak, hatta “kahraman mağdurlar” ilan ederek ,,rahat koltuklarından eleştirenler, o müdahaleler olmasaydı nerede olurduk ve eğer TSK bu müdahalelerden sonra da, kendi iradesiyle demokrasinin geriye gelmesini sağlamasaydı ne olurdu? O müdahalelerin bazı yanlış uygulamaları eleştirilsin ama herhalde şimdi ,bunlar, TSK'nin sırtına yüklenmesin… Tarihi objektif ve dengeli okumak yorumlamak gerekir
YENI KOMPLOLAR
Ankara'da, Eryamanlar’da, bir “Atabeyler” gurubunun ortaya çıkarılmasıyla, TSK’ni saf dışı kılmak, prestijini ve etkinliğini kırmak isteyen, iç ve dış, Ordu düşmanlarına gün doğdu… Bu teşebbüslerin aranası da Türkiye üzerindeki iç ve dış emellerin ve Ordu karşıtlığının azmasıyla orantılı!
. Ancak, vatansever ve iyi niyetli, fakat delişmen bazı genç subayların son günlerde, Rejime, orduya, Komutanlara karşı hareketlerin artmasından ve Güneydoğu'daki gelişmelerden tedirgin oldukları için oluşuldukları bu “münferit” harekâtın ( çete demek çok yanlış) Genelkurmay’la, üst rütbeli komutanlarla hiçbir bağlantısı yok. Herhalde TSK, kendi içinde ve kendi kurallarına göre, bu konuyu aydınlatacak ve gerekenleri yapacaktır.
Fakat anlaşılıyor ki ortada, Fatih Çekirge'nin dediği gibi, “devleti ortasındanım çatlatacak” tehlikeli bir komplo” var! Bu komploda da, , tıpkı Danıştay olayından sonra bazı fotoğraf ve “ipuçlarının”, “ sızdırılması” gibi, “Atabeyler gurubunun”, Başbakan ve adamlarına karşı, bombalı suikast düzenleyecekleri konusundaki haberler ve “krokiler” medyaya sadece “sızdırılmadı” , pervasızca Genelkurmay kapısının önünde sarı zarflar içinde medya mensuplarına dağıtıldı. Bunu yapanlar kimdir-kimlerdir? Bu operasyonla ve Atabeyler gurubu dolayısıyla kamuoyunu cambazlara baktırırken asıl yerde olan hakikatler örtülmek isteniyor gibi!
Şimdi “Atabeyler” gurubu konusunda Yüzbaşı Murat Erenin Emniyette verdiği ifadeleri de, HÜRRİYET tarafından “ele geçirilmiş” ! Ama belli ki, bazı Emniyet mensupları tarafından özellikle “sızdırılmış” ...HÜRRİYET’in bu “atlatma ifşaatı” yayınlamasını eleştirmiyorum… Böylesine, ülkeyi ilgilendiren hassas haberleri, bir süzgeçten geçirmek –geçirmemek ve ülkedeki ortamı nasıl etkileyebileceğini, düşünsek veya düşünmemek “akademik “ bir meslek sorunu veya ikilemi… Ancak bu önemli konuda haberlerin, verilen ifadelerin, daha tahkikat sonuçlanmadan, tablo bütünüyle ortaya çıkmadan böyle bölük pörçük basına sızdırılması tahkikatın selameti bakımından ne dereceye kadar doğrudur?
Emniyetin bu işin başında askeri makamları haberdar etmemiş olması, Genelkurmay’ın olaydan medyadan öğrenmesi böyle “sızdırmalarla” birleşince ve de Semdinli Olayında da ı Emniyet mensuplarınım soyladıkları hatırlanınca, . Ortaya. Devlette derin bir çatlak çıkıyor… Kısacası, insan , “acaba birileri, askerle polis arasında, adeta “iyi polis-kötü asker” oyunuyla tehlikeli bır nifak sokulmak mı istiyorlar” diye düşünüyor! Asıl tehlikeli “çete” ve “komplosu”, sadece askerle polis arasında değil MİT, Jandarma İstihbaratı ve Emniyet istihbaratları arasına derin çatlak oluşturmak ve karmaşa yaratmak çabaları!
Yayın Tarihi :
6 Haziran 2006 Salı 11:12:30