Başbakan Recep Tayip Erdoğan, Gümrük Birliği Ek Protokolü gereği, liman ve hava alanlarını Rum gemi ve uçaklarına ve Rum Yönetiminin tanınması için, AB dayatmaları karşısında, nihayet celallendi; “KKTC’nin izolasyonu kaldırılmadıkça, asla geri adım atmayız- müzakereler bu yüzden durursa durur” diye meydan okudu! Ancak, Avrupalılar da bu “resti” gördüler: artık AB müktesebatı haline gelen bu şartlarda ısrar ediyorlar… Bakalım, bu karşılıklı “restleşmede” hangi taraf, ilk defa gözünü kırpacak-gevşeyecek!-… Derken,, Erdoğan’dan İstanbul’dan, yeni bir “özdeyiş” geldi. Başbakan, gene AB’ ne meydan okuduktan sonra, “Biz dik duracağız, ama dikleşmeyeceğiz!”dedi. Bu sözlerin- “dikleşmeden” nasıl “dik durulacağının”, tıbbi bir izahı olsa gerek.
İşin tıbbi tarafı bır yana, bu sözler, aslında, AKP hürmetinin Kıbrıs konusundaki ve çoğu konulardaki tutumunun özeti;. AB toplantılarında fazla “dikleşmemek”, fakat yurda dönünce “diklenmek”!
Erdoğan, haklı lığ olarak AB’nin, Annan Planına “evet” diyen Türk toplumunun cezalandırılmaya devam etmesine, buna karşılık Rum tarafının, adeta ödüllendirilmesindeki adaletsizliğe isyan ediyor… Ancak, BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın dediği gibi, Kıbrıs’ta tarafların uzlaşmasını ve çözümü engelleyen asıl faktör, Rum yönetiminin , hiç bir engel olmadan AB’ne üye yapılması, fakat Türklerin dişarda bırakılması!…Böyle e, eşit olmayan şartlarda, hiç uzlaşma ve çözüm mümkün olur mu?
Ne var ki. AKP Hukûmeti ,, bu şartları,peşinen kabullenmiş ve AB yolunda ödümler vermiştir. 12 Aralık ta Müzakere Tarihi almak “zaferi” uğruna Ek Protokolü, . Bu şartların, muhakkak karşımıza çıkarılacağını bile bile imzalanması – hata idi. Türkiye’nin yaptığı "Çekinge” deklarasyonunun da kıytmeti harbiyesı yoktu… Nitekim, AB karşılık bir deklarasyonla, limanların ve hava alanlarının Rumlara açılması, Rum Yönetimin tanınması şartlarının artık müktesebat” haline geldiğinde açıkça ısrar etmişti. Lüksemburg’da olanlar ve sonrası aslında sürpriz değildi. Ama anlaşılan Aralık 2005’de AB’ne bir sözler verilmiş olacak ki, Avrupalı liderler şimdi Erdoğan’ın çıkışlarını “ hayretle karşılıyorlar!
AKP Hükümetinin, Türk toplumunu, Kuzeyi Rumlara açacak ve sonunda KKTC’ye fiilen son verecek olan Annan Planına “ evet” demeye zorlamsı vizyonsuzluktan ve gafletten öte bir olaydır, Erdoğan ve Gül, “engin vizyonlarıyla”, Avrupalıların, Türkiye’yi Kıbrıs’tan dışlamak oyununu göremediler, gördülerse de göz ardı ettiler,,Bunu gören Denktaş’ı dışladılar, yerime İşbirlikçi-çözülmeye razı Mehmet Ali Talat geldi! Acıdır söylemesi, Rumlara ikinci sınıf vatandaş olmaya razı Türk toplumu,Talat’da layığını buldu! ! Ancak Kıbrıs Türkiye için onlardan daha onamlı!
ASIL SORUN
Ancak, asıl kökten soru –sorun şudur: AB nin. sadece bu konuda değil, bütün dayatmalarında, adaletsizliği, peşin hesapları ve Türkiye’nin, Ordusunun gücünü i kırmaya matuf niyet ve harekâtları belli olduğuna göre, AKP hükümeti, neden hala Avrupa yolunda ısrar eder i ve yeni uyum yasalarıyla yeni ödünler vermekte neden devam edecek? Benim, hep sorduğum ve cevabını alamadığım soru, bu on, on beş yıl sürecek ve “69 kez açma kapama işkencelerine” maruz kalacağımız yolda Avrupalılara kaderimizi emanet etmek doğru mudur? Sonunda da bir bahaneyle- hazımsızlıkla – Türkiye ‘yi üye yapmayacakları belli olduğu halde!
TESEV Başkanı ve AB baş lobicisi Can Paker, geçen akşam CNNTÜRL televizyonunun Manşet Programında, “ AB heterojen biat örgüt değil 25 üyesi kadar değişik tavır ve amaçları ve tabii, Türkiye'nin üyeliği hususumda değişik düşümcüleri var…70 milyonluk Türkiye de çok büyük- hazmedilmesi kolay değil- diğer adaylardan ayrıcalıklı muamele gerekiyor.” dedi.
Bu böyle olumca, koca Türkiye, Avrupalıların kaprislerine esir olacak demektir! AB,, Türkiye’yi hazmedemiyorsa, Türkiye de ,AB’yi hiç hazmedemez ve bu yabancı maddeyi, içinden, bır yolla, atmalıdır!
KIBRIS başından somuna kadar,acı ve zaman zaman kanlı bir öykü! … 1974’te Türk Ordusu Türkleri kurtardıktan sonra da, bu zaferin mantıki gerekleri yapılmadı ve sorun dalgalanmaya bırakıldı… Şimdi sevgili Denktaş’ın dediği gibi, “Türk Ordusu sancağını dürüp, şehit mezarlarını arkada bırakıp, Kıbrıs’ı gene, bu sefer, Rumlara mı bırakacak?” Gaflette devam edilirse olacak olan da budur!
Aslında şimdi yapılması gereken 1974’de yapılmayandır: Kuzey Kıbrıs’ı TC’ne ilhak etmek!… Ama bunu yapacak irade ve cesaret nerede?
Yayın Tarihi :
20 Haziran 2006 Salı 11:40:32