Tersine dünya… Tersine Türkiye; AB’nin, Ülkemizi vesayeti altına sokmak için can atanlar- Türk Ordusunun, sözde “vesayetine” – aslında TSK’ne karşılar! Atatürk’ün Cumhuriyetini ortadan kaldırmaya çalışanlar – bu Cumhuriyeti, canları pahasına “muhafaza ve müdafaa” etmek için mücadele edenleri, yargılıyorlar! PKK ile savaşanlar “içeride”… PKK/DTP Türkiye Büyük Millet Meclisinde! Bu durumda, gerisi “teferruat” ama “şeytanlar” ayrıntılarda!
Askerlikte bir kural vardır: “durum muhakemesi” yapılırken, Komutan kendisini karşı taraf komutanın yerine koyar. Şimdi düşmanlar saldırıda – TSK, hem ülkeyi, hem de kendisini savunmak durumunda.
DÜŞMAN GÖZÜYLE
“Düşmanlar”, bugünkü durumu nasıl değerlendiriyorlar? Ülkede, “Ergenekon” gayya kuyusunda odaklanan, kavram kargaşasını –kâbusu –iç ve dış düşmanlar, ellerini ovuşturarak sevinçle izliyor ve “bizim” fazla bir şey yapmamıza gerek yok “Zafer” artık bizimdir diyorlardır… Mevhum “Ergenekon çetesi” ülkeye bundan daha fazla zarar veremezdi… Yıllarca sürçecek ve nasıl, nerde biteceği belli olmayan bu dava sonunda, bağımsız yargı gerçek suçluları cezalandırsa, ama çoğunu aklasa, bu süreçte masum insanların çektikleri, kayıpları, bir yana Türkiye dalga dalga devam eden bu kâbusa daha ne kadar tahammül edebilir… Tekrar ediyorum: Yok mudur, Türkiye'yi, bu kâbustan kurtaracak –Allahtan başka- bir güç?
Ülkemizi böyle mağlup – bölünmeye, çökmeye müsait duruma kim düşürdü? Miladı 2002; AKP’nin büyük bir çoğunlukla ve “demokrasi tramvayı” ile mutlak iktidara geldiği tarih… Fakat habercisi ve bugünlerin şifresi, Erdoğan’ın, 1997 de Siirt'te okuduğu şiir; Ziya Gökalp’ın ülke düşmanla savaşırken yazdığı şiiri, Refah Partili olarak davalarının meydan okuması olarak okumuştu! Bağırıyordu, “Döneceğiz elbet memleketimize-Minareler Süngü, Kubbeler Miğfer, Camiler Kışlamız Müminler Asker”
Bu meydan okuma bugün özellikle, Orduya karşı devam ediyor.
Ülkemizde, özellikle kurumlar arasında çatışmanın tohumları nasıl atıldı? Sayın Erdoğan kurumların biri birlerine düşürülmesi konusunda başka sorumlu aramasın!
Erdoğan’a bu tavrından ve sözlerinden dolayı, 4 yıl önce, “ Pervasız Kabadayı” demiştim… Müsademe rotasında yol aldığını düşünüyordum. Beni dava etti, ama sonra Yargıtay içtihadına göre artık bunu söylemek suç değil. Ama gelin görün ki, aynı Yargıtayın başka bir dairesi, bu sözleri söylediğim için, beni tazminata mahkûm etti… İnsan ister, istemez Yargıtay da mı, sizin-bizim diye bölünmüş diye düşünüyor!
MANZARALAR
O, 2002 “miladından” sonra Atatürk Türkiye’sinden, Erdoğan Türkiye’sine nasıl gelindiğinin fotoğrafı, önceki gün Atatürk Hava alanında çekilmiş. Bir cemaatin, yüzlerce müridi umreden dönen şeyhlerini karşılamaya gelmişler; hepsi kara çarşaflı, poturlu ve çember sakallı, takkeli! Haydi, Abdullah Gül’ün türbanlı eşinin Çankaya’da arzı endam etmesine demokrasi - hoşgörü uğruna razı olduk. Ya bu manzaralar… İstanbul Ankara, İzmir vb, sokaklarındaki, "Fatih Manzaraları” Devlette kesif kadrolaşma… Erdoğan, 1997 de Siirt’te okuduğu şiirde “Takma sen kafanı yürü aslanım… Döneceğiz elbet memleketimize". Diyordu. Elhak, döndük “o memlekete"!
Duvarımda 1926 da Mustafa Kemal’i Kartal İstasyonunda karşılayan genç kızların fotoğrafları var; hepsinin başları açık… Evet, -o 1926'da idi- şimdi yıl 2009! Başka bir memlekette gibiyiz.
TC -Atatürkçüler bu “asimetrik” savaşı kaybediyoruz- hatta kaybettik bile! Dış düşmanlara ne hacet; Mustafa Kemal’in Gençliğe Hitabesi, uyarıları, Bursa Konuşması, Anıtkabirin kubbesinde, hoş bir seda olarak kalacak!
AKP, yalakaları, Cemaat organlarıyla, el ele, kol kola… Ama sonra, kaçılmaz olarak biri birlerine, düşecekler… Ancak merak ediyorum, bu kirli savaş ortamında, kimler kimlerin telefonlarını “ortamlarını” dinliyorlar ve sonunda bu kayıtlar Internet sitelerine nasıl düşecek?
Ülke bir kaosa sürükleniyor. İlerde tarihçiler, bu dönemi nasıl yazacaklar, bilemem, ama herhalde “Gaflet ve İhanet” dönemi diyeceklerdir. Ve objektif olanlar olası bir felaketin sorumlusunun kimler olduğunu da herhalde yazacaklar.
Cengiz Çandar, “Demokratik eşik aşıldı” diyor… Farkında mı ki, şimdi aşılan “eşik” felaketin eşiğidir.
Çandar der ki: “Orgeneral Başbuğ, basın toplantısı yapmadı, hiçbir demokratik ülke yönetiminde görülmeyecek, görülmesi mümkün olmayacak türden bir ‘askeri gösteri’ yaptı. 36 generali arkanıza alarak basın toplantısı yapmak ne demek?”
Ona ve onlara bunun demek olduğunu, açtıkça söylemek gerekiyor artık… Bu duruş ” Türk ordusu bütün Komutanları ve Türk milleti Başbuğ’un arkasında” demek! Bunu, çok yüksek bir sesle haykırmanın ve de göstermenin zamanı çoktan geldi… Yarın çok geç olacak…
İKİ NOT-
(1) AB “Türk Ordusu, Hollanda ordusu İsveç ordusu gibi olsun” diyor. Tuzları kuru… O ülkeler, Türkiye gibi iç ve dış tehditlerle karşı karşıya mılar? Oralarda siyasete karışan cemaatler var mı?
(2) Sormuşlar; İsviçre’de deniz yok ta, neden “Denizcilik Bakanlığı” var… Cevap “Türkiye’de de, “Adalet Bakanlığı” var!***
Kaleminize sağlık sayın hocam; Bu yoruma sadece şapka çıkarılır, ilaveye gerek yok.