Gelecek yılın dünya için, Orta Doğu için ve tabii, Türkiye için, hareketli ve de muhataralı bir yıl olacağı anlaşılıyor. ABD’nin, Başkan Bush’un, hala Irak bataklığında saplanmış olduğu halde, İran’ı, şu veya bu şekılde vurmaya tasarladığı söylentileri kuvvetlendi. “Durmayalım,düşeriz” hesabı!
İran’ın hele yeni Cumhurbaşkanı… iktidara geldikten sonra bölge için ve Türkiye için daha büyük bir tehlike olacağı muhakkak. İran’ın, kendi gerici rejimini ihraç etmek projeleri zaten vardı ve hala da var; -anlaşılıyor ki yeni Cumhurbaşkanı Mahmud Armadinejad bu projelere ivme kazandıracak. İran’ın elindeki , uzun menzilli füzelerin ve üretmeye çalıştığı nükleer silahların, Türkiye’ye karşı da, kullanılması tehlikesi var… Kendisi de aynı bölücülük tehlikesi karşısında olduğu halde PKK ‘ya yardımcı olduğu da bir vakıa. El Kaide ıle işbirliği yaptığına muhakkak nazarıyla bakılabilir.
Ne var ki bize bu tehlikeyi göstererek, İrana karşı yapılacak olası operasyonlarda Türkiye’nin ve üslerimizin ordumuzun kullanılması – buna mukabil, TSK'nın Kuzey Irak’ta PKK'ya karşı operasyonlarına “izin verileceği” teklifleri, hele bir yerde, “PKK ya silah bıraktıralım ama siz de genel af çıkarın” önerileriyle örtüşünce birleşince iş çatallaşıyor.
Bunların, uzun vadede ülke için ne kadar gerçekçi ve yararlı olacağı üzerinde, hele son zamanlarda biz de, “barışçı çözüm için” Apo’yu, Barzani’yi ve Talabani’yi kullanmak, teşebbüs ve önerileriyle ve Irak'taki “federasyonla” Güneydoğu arasında bağlantılar kurmak tasavvurları belirince dikkat ve önemle durmak gerek. Türkiye'nin en netameli bir döneminde iki en mühim güvenlik -istihbarat örgütümüz, Milli Güvenlik Kurulu ve Milli İstihbarat Teşkilatı- AB’ye uymak için hem de iktidarın işine geldiği için askerden, deneyimli askeri uzmanlardan arındırılmış durumda…
Kendi ayağına kurşun sıkmak böyle olur. Kadroları sivilleşmiş daha doğrusu “ sıfırlanmış” olan Milli Güvenlik Kurulu görevini tam olarak yapabiliyor mu yoksa göstermelik bır toplantı platformu olarak mı kaldı? MİT için de, hele Sayın Müsteşarının, son zamanlarda Apo'yu ve Barzani'yi, "kullanmak" önerileri düşünülünce, aynı şeyi söylemek mümkün!
KIRILMA NOKTASI
CHP Lideri Deniz Baykal, ülkemizdeki son gelişmeleri, İran’daki “kırılma noktasına” liberallerin hatta Komünist TUDEH’in desteğiyle iktidara gelen Humeyni rejiminin desteklemeleri sonucunda geldiğini hatırlattı…
Bir şey daha var; ben de değerli eski Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı’nın İran devriminden sonra, komutanlığına iltihak eden İran Generallerini sözlerini hatırlattı. Paşamız “Siz bunun olacağını fark etmediniz mi?” diye sorunca İranlı General; “ Siz çiçek gözünüzün önünde büyüdüğünü fark eder misiniz?” diye cevap vermiş…
TSK VE AB
Amerika’nın ünlü ve saygın Council of Foraıegn Affairs kuruluşunun organı FOREIGN AFFAIRS dergisinin son sayısında_ bir akademisyen, diğeri emekli bir asker, üçüncüsü de, muvazzaf bir subayımız tarafından yazılmış, ”Türk askerlerinin Avrupa’ya doğru yürüyüşü başlıklı bır makale yayımlandı. Bu yazıda, TSK'nın kendisini AB standardlarına göre “değiştirdiği” ve AB Üyelik sürecini “milli hedef olarak desteklediği” belirtiliyor…
Doğru; sayın Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök de, “AB Vizyonunun” desteklediğini defalarca ifade etmiştir. Ancak AB’nin özellikle TSK karşısındaki tutumu, ordumuzu "provokatör" addetmesi ve etkisini azaltmak konusundaki çabaları karşısında, “bu vizyonu” desteklemesi ve Mustafa Kemal’in bunca ihtarına rağmen AB Kriterlerini O’nun çağdaşlaşma hedeflerine ne kadar uyar? Ben doğrusu- çoğu emekli ve muvazzaf Komutanlarımızın AB’ne ve vizyonuna aynı gözle bakmadıklarını düşünürüm…
FOREIGN AFFAİRS makalesinin, bazı gözlerden kaçan manidar bir bölümü var; Türk Genel Kurmayının, AB üyeliğinin Türkiye’nin ın çağdaşlaşması yolunda nihai safha olacağına ve “İslamcılık” ve Kürt bölücülüğü gibi iç tehlike ve meydan okumalara karşı en iyi çare olduğuna inandıkları için, yıllardır, özenle koruduğu konumdan fedakarlık etmeye, razı olduğu belirtildikten sonra, “Fakat üyelik müzakereleri başladıktan sonra Özellıkle Kürt bölücülüğüne karşı askeri politikalara karşı ve Kıbrıs’ın statüsü konusundaki talepler arttırılınca, TSK’nin bu konularda ricatı yani taviz vermeyi kabul edip etmeyeceği , belli değildir.” Bunun özeti,cevabı ,” TSK ın bu dayatmaklara tahammül edemeyecektir!” … AKP İktidarı kabul etse bile herhalde bir “ kırılma noktası” olacaktır.
ERUGRUL ÖZKÖK
HÜRRİYET Genel Yayın Müdürü Ertuğrul Özkök , Eskişehir Anadolu Üniversitesinde, genişlerin “ABD ve AB Emperyalizmine geçit yok” protestolarıyla karşılaşmış… Kendisi bu protestoları umursamıyor” 35 yıl sonra ne olacak ?” diye soruyor yani gençlerin, o zaman pişman olacaklarını ima ediyor… Ben muhakkak o zamanlara kadar yaşamayacağım ama kayıtlara geçsin diye şimdiden söyleyim; sonunda AB üyeliği şu veya bu şekilde tahakkuk etse bile, bu milletimizin hayrına olmayacaktır; Gençlerin Özkök’ ü protesto etmekte haklı oldukları- otuz beş yıla kalmayacak anlaşılacak… Ana korkarım AB uğrunda milli çıkar ve değerlerimizden verdiklerimizin tahribatı yanımıza kart kalacak!