“Felek” kader, baht demek… Türkiye Cumhuriyetinin ve Türk milletinin kaderini tayin edecek seçimlere, “feleğimizi “ şaşırmış halde gidiyoruz…
“Felek” in lügat anlamı, “gök - yıldızlar”… Shakspeare’in “Jül Sezar” piyesindeki bir tiradı hatırladım; “Sevgili Brutus kabahat yıldızlarımızda değil kendimizdedir”! Şu sırada, “bahtımız kara” ise bunun sebebini “felekte” aramayalım; kabahat kendimizindir!...
Öylesine bir kafa karışıklığı içindeyiz ki ipin ucu kaçtı. İpin -iplerin- ucunun kimlerin elinde olduğu belli değil! Bir zamanlar başkaydı ülkemiz; neyin ne, kimin kim, olduğunu, düşmanımızı dostumuzu, istikametimizi bilirdik. Şimdi feleğimiz şaştı, bir zamanlar doğru yolu gösteren pusulamızın ibresi de titrek!
Ne oldu da böyle olduk? Daha önemlisi bundan sonra -seçimlerden sonra- neler olacak? Daha fazla altüst olmadan, kafalarımızı toplamak, bazı unsurları, sağlam kafalarla, sağduyuyla yerli yerlerine oturtmak zorundayız.
En başta, her ülkede olduğu gibi, “tarihin dolaplarındaki iskeletlerle” uğraşmak yerine, ileriye bakmamız ve ilerdeki tehlikeleri görmemiz gerekiyor. Geçmişe takılıp kalırsak, tarihimizle hesaplaşmaya kalkışırsak, bu “karanlıkta kör dövüşü” olur!...
Evet, geçmişin hatalarından ders almak gerekir. Ancak, bununla birlikte tarihimizdeki bilim adamlarının, liderlerin uyarılarını da unutmamak lazım. Fakat her şeyden önce, geçmişteki olayların, gerçek boyutlarını, zamanın şartlarını gerçekçi ve objektif olarak saptamak şartıyla!... Bunu yapmaz da ideolojik gözlüklerle, art düşüncelerle, peşin hükümlerle, intikam duygularıyla, hareket edersek kafaları-genç dimağları, büsbütün karıştırır ve ülkeyi içinden çıkılmaz bir gayya kuyusuna sokarız… ”Ergenekon Kapsamında” bu oluyor. Bu kuyuya atılan taşları sonunda “kırk akıllı” çıkaramayacak!
ON İKİ EYLÜL -27 MAYIS
Şu sırada, 12 Eylül “sanıklarının” yargılanması gündemde… Bu çok “sanıkları” ölmüş bu dava hükme bağlanabilse, eski yaraları kaşımaktan, öç almaktan başka, neye yarayacak?
Ordunun emir-komuta zincir içinde yapılan 12 Eylül “müdahalesinden” sonra, yapılanları tasvip etmek, elbette mümkün değil, ama dengeli olmak lazım: 27 Mayıs “Cunta Darbesinden” sonra yapılanlar nedense, pek hatırlanmaz ve sorumluları yargılanamayacak.
Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamları, telin edilir de, her nedense, Menderes, Zorlu ve Polatkan’ın idamları pek önemli sayılmaz…”27 Mayıs Darbesi”nin “yolunu” açan olaylar hatırlatılır da, Ordunun 12 Eylül “müdahalesine” sebep olan, “Dehşet- Terör” yılları… Günde, bunca gencimizin öldürülmesi, Devleti yıkmak isteyen terör örgütlerine karşı milliyetçi gençlerin karşı koymaları hususunda doğru denge kurulmaz! Bugünü ve şartlarını doğru değerlendirmek, kafa karışıklığından kurtulmamız için, bu dengeyi kurmak ve günümüzün olayları husussuda da, korumamız gerekiyor!
TUTUKLAMAKLAR VE AÇIKLAMA
Kafa karışıklığının, müzmin “dengesizliğin” taze örneği, Genelkurmayın, 12. Ağır Ceza Mahkemesinin, 163 Ordu mensubunun tutuklanmalarına devamı kararını “anlamakta güçlük çektiği” açıklanmasına karşı yükselen tepki…
CHP sözcüleri “aşırı hassasiyet” dediler, AKP sözcüleri ve yalakalar ve sözde aydınlar ateş püskürdüler “kabul edilemez” dediler. Ergenekon davalarındaki aşikâr hukuk ihlalleri – gazetecilerin –masum insanların aylar, yıllarca “içerde” mahkûm edilmiş olmalarına bigâne kalan “hukukçular” açıklama üzerine sokaklara döküldüler. Ve en vahimi, maalesef bu devam eden ihlaller karşısında suskun kalan Cumhurbaşkanı Gül, Başkomutanı mevkiinde olduğu Ordusunun, en hassas komuta mevkilerinde bulunan komutanlarının tutuklu kalmalarından rahatsız değil de, “Demokrasi Güçlü Ordudan daha önemlidir” diyor. Yanılıyor; eğer Ordu, güçlü olmaz, zaafa uğratılırsa, vatan da güçlü olamaz ve ne Demokrasi kalır, ne de kendileri Çankaya’da kalabilir!
21 NİSAN MUHTIRASI
Kafa karışıklığının bir örneği de, maalesef, iyi niyetinden şüphe edilemeyecek dostum Sabahattin Önkibar’dan!... O da, bu muhtıranın kompleksinden kurtulamamış. İşin esasını bırakmış, açıklamanın zamanlamasının yanlış -hatta kasıtlı olduğunu- yani “21 Nisan Muhtırası” gibi “danışıklı“ olabileceğini, Komutanların böylelikle, AKP’nin iktidarda kalmasına hizmet ettiklerini ima ediyor. Yani askere yakın olmak, oy kaybettirecek... Pes Kardeşim!...
ASIL GERÇEK
Kafa karışıklığından kurtulmak için asıl gerçeği açıkça ifade etmenin zamanıdır: Tutuklu generaller, askerler gericilerin iktidara yükseldiklerini, bu gidişatın, Atatürk Cumhuriyetini tehdit edeceğini öngörmüşler. Ve önce de, “28 Şubat balans ayarını” icra etmişlerdi. Sonra da, yasal “Cumhuriyeti, dış ve iç düşmanlara karşı korumak-kollamak” görevleri gereği, bu ihtimallere karşı “ihtimal” hesapları yapmışlar, tedbir planları hazırlamışlardır. Bu, kuvveden fiile geçirilmedikçe suç sayılamaz. Aksi, görevlerini ihmal sayılır. Hem, ”Darbe” otuz el bombası, denize atılmış lav silahlarıyla, 1. Ordu tarafından mı yapılacaktı?
İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinin Tutuklu Hallerin devamı oy çokluğu kararına muhalif kalan Mahkeme Başkanı Şeref Akçay, muhalefet şerhinde, bunları ifade etti. Bu ifadeleri ve Genelkurmayın açıklamasını da okuduktan sonra 163 onurlu Türk Askerinin, Kuvvet Komutanlarının, hala tutuklu kalmalarına itiraz, “aşırı hassasiyet” mi, yoksa buna karşı çıkanların tepkileri, “farklı kötü niyet” mi? Siz karar verin. ***