19
Mart
2026
Perşembe
ANASAYFA

Gazetecilik Dersleri

Ergenekon Başsavcısı Sayın Zekeriya Öz, son tutuklamalara karşı, ulusal ve uluslarası tepkilere kendi ifadeleriyle, “bir kısım basın yayın organlarında soruşturmanın içeriği ile bağdaşmayan ve savcılığımızı hedef alan yayınlar yapılması üzerine”. Ergenekon soruşturmalarının başladığı 2007 yılından beri, ilk defa, yazılı açıklama yaptı. Özetle dedi ki; “Yürütülmekte olan soruşturma, bir kısım basın mensubunun gazetecilik görevleri, yazdıkları/yazacakları yazılar, kitaplar ve ileri sürdükleri görüşleriyle ilgili olmayıp, Ergenekon Terör Örgütü soruşturması kapsamında elde edilen ve soruşturmanın gizliliği nedeniyle bu aşamada açıklanması mümkün bulunmayan bir kısım delillerin değerlendirilmesi sonucu yapılması zorunlu hale gelen hukuksal bir işlemdir.”

Sayın Öz açıklamasında, ” hukuksal gereklilikler dışında herhangi amaç ve saikle hareket ettiğinin / edeceğinin, kabul edimeyeceğini ve kamuoyunun bu yönde “asılsız değerlendirmelerle” yönlendirilmeye çalışılması, büyük bir titizlik ve ciddiyetle yürüttüğümüz soruşturmaya zarar vereceği gibi, adı geçen terör örgütünün hedef ve amaçlarına katkı sağlayacağı da açıktır. Kimseye ayrıcalık tanımayız” diyor ve “Suçluluğu sabit oluncaya kadar herkesin masum olduğunu ifade eden ’masumiyet karinesi’ şüphesiz tarafımızca da en az bu değerlendirmeleri yapan kişiler kadar bilinmekte ve öncelikle gözetilmektedir” dedikten sonra, diyor ki; “Bu görevi yerine getirirken hiçbir makam ve merci tarafımıza emir ve talimat veremez, yönlendirmede bulunamaz”.

Soruşturma - yargılama safhasında, yargıya savcılara müdahalede bulunulamaz –hem Sayın “özel yetkili” Başsavcının işine karışmak– eleştirmek, ne haddime; maazallah dokunanı yakar.

Sayın Öz ve ekibinin, adalet ve hukuk kaidelerine göre bağımsız hareket ettiklerine, inanmamız lazım. Fakat gene, yargı sürecine müdahale etmemek, kaydıyla, beş yıla yakın hiçbir hüküm verilmeden devam eden bu süreçte sanık ve tutuklu olanların - son yakalanan gazetecilerin, “masumiyet” karinesine rağmen suçları ispat edilmeden, cezaevlerinde “mahkum” gibi yatmaları, daha ne kadar sürecek?

Sayın Öz’ün dediklerine inanmak istiyorum; soruşturmalar “büyük” titizlikle yürütülüyor ve muhtemeldir, Cumhurbaşkanın da uyardığı bu “titizlik”, davaların bu kadar uzun sürmesine sebep olmakta… Ama daha ne kadar beklenecek? Sayın Savcılar bir “temrin” verebiliyorlar mı?... “Masumiyet karinesi” ile birlikte bir de “geç kalan adalet” endişesi vardır! Unutulmamalı; o tutuklanan ve yargılananlar da Savcılar ve yargıçlar kadar fanidirler!

Tabii, Sayın Başsavcının kimseden, iktidardan talimat almadığı ve yönlendirilemeyeceklerini, esas kabul etmek gerekir. Eğer buna da inanamazsak gerisi boştur!

Sayın Baş Savcının hukuk bilgeliğinden meslek dürüstlüğünden şüphe etmemek gerekiyor. Yoksa bugün bulunduğu konuma gelemezdi. Ancak doğrusu gazetecilik hakkında-icapları ve işleyişi hakkında yeter bilgisi var mı? Son tutuklanan meslektaşlarımıza, Nedim Şener’e, Ahmet Şık’a sorulan suallerden ve “delil” kabul edilen bilgilere bakılırsa, doğrusu şüphem var.

Yarım hukuk öğrenim (hukuk fakültesinde iki yıl okudum) ve bilgimle olayın hukuksal yönleri konusunda ahkâm kesecek değilim… Ancak 66 yıllık gazetecilik geçmişim var. Amerika’da gazetecilik konusunda eğitim gördüm, Ankara’da ilk Basın Yayın Okulu kurulunca orada ders verdim, gazete ve dergilerde muhabirlikten başlayarak yazı işleri Müdürlüğü, Genel Yayın Yönetmenliği yaptım ve elli yıldır köşe yazarı olarak onbinden fazla makale yazdım.

Kısacası, naçizane Gazeteciliğin ne olduğunu, neyin haber, neyin suç delili olabileceğini savcılardan daha iyi bilirim… Gazetecilerin mesleklerini yaparken neler çektiklerini ben de gazetecilik yaparken ve de netameli bir dönemde Basın Yayın Genel Müdürlüğü yaptığım için yakından bilirim… Aklıma geldi; o dönemlerin Basın Savcısı merhum Hicabi Dinç’i hatırlayan var mı? Ben hatırlarım…

Benim gazetecilikte baş ilkem; Sansasyon yapsa, yüksek tiraj – reyting getirse de ülke çıkarlarına ve ordusuna zarar verebileceğine inandığım haberleri, yazıları yazmamak ve yazdırmamak olmuştur. Bunlar dışında asıl ve esas olan, evrensel anlamda Basın ve ifade özgürlüğüdür...

Demokrasinin temeli olan bu ilkelerin bir unsuru, gazetecilerin ”oto kontrol” yani bir yazıyı, haberi, kontrol süzgecinden geçirmeden yayınlamamaktır. Ama şimdi gazetecilerin otokontrolü “yazarsam ben de Ergenekon sürecinde yakalanır mıyım” oldu! Ölçüt kimin elinde?

Son soruşturmalarda savcılar tarafından, meslektaşlarımıza sorulanlara göre, hala mevcudiyeti kanıtlanmamış Ergenekon terör örgütüne, hatta Gazetecilik Cemiyetleri dışında herhangi bir örgüte, hatta PKK’ya bile “üyelik hususunda, somut deliller var mı?

Ortalık öylesine karıştı ki, kafalar hatta benim de kafam o kadar karışık ki, anlayamadığım, bilemediğim şeyler var. Anlayan – bilen beri gelsin. Sonuçta Adalete – Yargıç ve savcıların adaletine, bağımsızlıklarına inanmak istiyorum, adaletin titizlikle, fakat süratle tecelli etmesini bekliyorum… Ömürler-Ömrüm vefa ederse!... ***

Yayın Tarihi : 8 Mart 2011 Salı 00:36:33


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?