Kısır , “alt kimlik-üst kimlik” safsataları, toplumumuzun kimyasını bozdu… Cumhuriyetin başından beri mesele olmayan, mesele yapılamayan şeyler mesele haline getirildi.. Ve tehlikeli bazı noktalara getirildik! Mesela şimdi TV programlarında – röportajlarda, pervasızca “Kürtlerin kendi kaderlerini tayin etmek haklarından” söz ediliyor.
56 Güneydoğu Belediye Başkanı kendilerini, ya “eyalet” başkanı sanmışlar, ya da kapitülasyonlar döneminde olduklarını sanarak. Danimarka Başbakanı Rassmussen’e, Türkiye Hükümetinin isteği üzerine, PKK organı Roj TV’nin kapatılmasının “kendi halklarını” rencide edeceği şikayetinde bulunmuşlar. Filizler, sulanıp yeşillenince umutlar artıyor!
Emekli Orgeneral Kemal Yamak Paşa'nın anılarının yayınlanmasıyla, hep doğal ve olağan bildiğimiz bir gerçek tartışılır oldu; TSK'da olduğu gibi, Özel Harp Örgütünde, yani bir savaş ve düşman işgali vukuunda iç direnişi yürütecek olan gizli örgütte, her etnik ve siyasi görüşten kişilerin bulunduğu gerçeği, aslında “kimlik” tartışmalarına en anlamlı cevap; milli tehlikeler karşısında “Türk” milletinin, kökenleri, mezhep ve dinleri siyasi görüşleri ne olursa olsun müdafaa-i hukuk ve Kuvvay-ı Milliye’de- geçmişte olduğu gibi - birleşeceklerinden asla şüphe yoktur. Bu şüphe tohumlarını kim ekti de şimdi bu gerek yanı Özel harp Örgütünde Kürtlerin, Çerkezlerin, Lazların, Arnavutların vb. - ve solcuların sağcıların bulunduğu –yeni bir habermiş gibi manşetlere çıkarılıyor?
Kısacası ülke iç ve dış savunmasında ırk- köken tefrikli yoktu… Kore'de benim birliğimde en az üç çok güvendiğimiz Güney Doğulu üç er vardı… Et-tırnak halinde olduğumuz – daha doğrusu renkleri ayrılamayacak bır “ebru" olduğumuz için, kızlarımızın, oğullarımızın, Kürt’le veya başka kökenli bir gençle evlenmesi hiç yadırganmadı!.
KENDİ KADERİNİ TAYIN
Özdemir İnce’nin YENİ ŞAFAK gazetesinde Demokratik Toplum Partisi eşbaşkanları Ahmet Türk (neden TÜRK soyadını aldığını merak ederim de cevabını veremez) ve Aysel Tuğluk’la yapılan konuşmada sözünü ettikleri, “Kürtlerin Kendi Kaderlerini Tayin Etmeleri ” talebi konusunda, yazdığı gibi Kürtlerin veya diğerlerinin, bu üniter devlette ve ülkede kendi kaderlerini tayın etmek hak ve imkanları zaten var…
Bakın TBMM’de milletvekillerinin üçte biri Kürt kökenli ve Hükümet'te de 13 Kürt kökenli Bakan varmış… Bu talepler başlayana kadar, Bunun üzerinde durmak aklımıza gelmedi… Ve de yadırganmadı. Kürt Kokanlıların Başbakan, Bakan vb., olmalarının da yadırganmadığı gibi…
Bazı Kürtler, kendi kaderlerini –bundan da öte “tayin etmekte” ısrar ederlerse, - ve güçleri yeterse bunu kendileri yapmaya kalkışsınlar en iyisi nereye isterlerse, defolup- oraya gitsinler!
“Halkların ya da ulusların kendi kaderlerini tayin etmeleri hakkı” , zamanın ABD Cumhurbaşkanı Woodrow Wılson’un ortaya attığı kulağa güzel gelen fakat pratikte ülkelerin parçalanmasına ve bizim için de Sevr’e yol açan bir saatli bomba idi… Şimdi bazı Kürtçüler bu bombanın fitilini çekmek istiyorlar!
Özel Harp Dairesi veya o zaman yakıştırılan tabiileriyle "Gladıo" veya "Kontrgerilla", hep yanlış anlaşıldı ve karıştırıldı. Çok ciddi ve değerli komutan Emekli Orgeneral Kemal Yamak Paşa’nın, anıları bu konuya da açıklık getirecek… Sağ olsun Bülent Ecevit’in de bu konuda “Kontrgerilla” diye bır evhamı ve takıntısı vardı. Bu örgütte MHP'lilerin de bulunması Onu her nedense rahatsız ediyordu. Daha fazla Rahşan Ecevit’in, anlaşılmaz MHP alerjisinde kaynaklanıyordu galiba…
Ama Ecevit sonra, işine gelişice MHP ile koalisyon kurdu. Ve Sayın Bahçeli’nin kendisine karşı saygı ve dikkati sonucu, inşallah MHP'nin aslında ne olduğunu ve MHP’lilerin, ülkücülerin Allah göstermesin bir düşman işgali vukuunda milli direniş te nasıl yer alacaklarını anlamıştır.
ERMENİ KONUSU
Bitmeyen bitmeyecek bir konu da, Ermeni iddiaları… Artık bu sorunun içeriğine değinecek değilim, ama bu vesileyle, bazı sözde aydınların ve yazarların, kafa karışıklığından da öte ihanetlerinden söz etmek isterim… Mesela bir Murat Belge var; son yazısında bazı farksız profesörlere Fransa’da soykırımını red etmeyi suç sayan yasaları eleştirmelerini, bize yönetilen “soykırımı” veya “kıyım” suçlamalarına karşı sayıp memnun olmamızın yanlış olacağını iddia ediyor… Adamın mantığına bakın; bu yasalar Almanya’daki gerçek Yahudi soykırımının inkar edilmesinin, “bu konuda travma yaşamakta olan insanları rencide etmek olacağı ve buna imkan vermemek için çıkarıldığını söylüyor.. Yani son tahlilde, makul haklı buluyor. Fakat aynı yasaların Ermeni soykırımı konusunda bizi rencide edecek şekilde kullanılması meşru ona göre!
Sorarlar; _ Ermeni soykırımı ve ya kıyımı (ikisi de aynı kapıya çıkar) hakkındaki suçlamalar bunca yıl bizim milletimizi rencide etmedi mi, etmiyor mu? Ama Belge'ye göre biz kıyım veya soykırımı yapmışız; “bir ülke ("Türkiye" diye okuyun), yaptıklarını bağıra çağıra inkar ederse, ve gerçekliğe, dürüst bir şekilde yaklaşmaya böyle bir kararlılıkla karşı çıkarsa… Başkalarının ona uygulayacağı fazla bir tedbir kalmıyor…
Savaş ilan edemeyeceklerine göre böyle yasalar geçiriyorlar!” Yani kısacası, biz Türkler soykırımı veya “kıyımı” yaptığımızı kabullenmez isek, böyle yasalarla kafamıza vurulması, yola getirilmemiz gerek! Bu mantığın neresini düzeltmeli Ama galiba, önce Türklerin Ermenileri soykırımına veya “ kıyıma” tabii tuttuklarını hem de, Ermegillerin, o yıllarda Türklere yaptıkları, belgelenmiş mezalimi görmezlikten gelen ve kendi tarihlerine ihaneti “entelektüel şıklık” bilen Belge ve diğerlerini, bir şekilde, “düzeltmek” gerekiyor… Mesela, Soykırımı veya "kıyım" yapmıştır diyenleri yargılamak ve mahkum etmek için, bır yasa çıkarmak suretiyle! Ama Pamuk olayından sonra nerede?… Böyle bir kanun “ifade özgürlüğüne “, – Kopenhag kriterlerine aykırı sayılır ve bu adamlara ödül verilir ve sözde aydınlarımız da alkış tutarlar!