19
Mart
2026
Perşembe
ANASAYFA

Gül Gibi Cumhurbaşkanı

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül denince aklıma önce, Amerikalı şair Gertrude Stein’ın meşhur mısraları geldi: “Bir gül, bir güldür, bir güldür”! Anlamı; sözün bittiliği yerde, olan olmuşsa, o şey aslı gibidir! Ve Türkçe; “Gülü tarife ne hacet… Gülü seven dikenine katlanır”… Şimdi Gül’ü, insan olarak sevsek de, “dikensiz gül bahçesi olmaz” diye “dikenlerine”, söylediklerine, yaptıklarına katlanacak mıyız? Kelime oyunu oynamıyorum edebiyat yapmıyorum; ülkenin çıkarları söz konusu!

ESKİ TANIDIK

Ben bir zamanlar Ankara’da tanıdığım, Abdullah Gül’ü sevecen, anlayışlı bir kişi olarak hatırlardım… İktidar- Cumhurbaşkanlığı makamı insanları, değiştiriyor. İtiraf etmeli; Gül’ün üslubu Başbakanınki gibi, öfke ve hakaret dolu, kırıcı değil- yumuşak- Abdullah Gül, mevkii gereği, Çankaya’da, bir aklıselim ve itidal unsuru olabilir ve kargaşayı önler, milleti birleştirici rol oynardı diye düşünürdüm… Nitekim o da liderlerin üslubundan ve konuşmaların seviyesizliğinden şikâyetçi! Ama hayal sukutuna uğradım… Başbakanını terbiye edeceği, frenleyeceği yerde, onun yörüngesine girdi ve maalesef o da Devlet Adamı değil politikacı oldu…

DEVLET ADAMLIĞI

Bu, belki de kaçınılmazdı; kısa süren Başbakanlığını, Dışişleri Bakanlığını saymazsanız, Çankaya’ya kısa yoldan –devlet tecrübelerinden geçmeden oturdu - politikadan - politikacılıktan arınamadı ve maalesef “Devlet Adamı” olamadı! Devlet Adamı gibi davransaydı, önce Başbakanına itidali zorlar, ülkenin bir “Korku İmparatorluğu” olmasına, telefon ortam dinlemeleri, gizli tanık ihbarlarından, oluşturulan iddianamelerle, suçları sabit olmamış insanların tarifsiz acılar çekmelerini önlerdi… Bu, “yargıya müdahale etmek” de olmazdı. Bu kaosu önleyecek, Allahtan sonra başka kimse yok! Milleti birleştirecek, başka merci ve güç yok!

Nihayet Türk ordusunun, “Başkomutanı “sıfatı taşıyan Gül’ün, Ordusunun, Erdoğan tarafına mağlup edilmesine, hatta bunun telaffuz bile, edilmesine imkân vermezi!

SORARDIM

Eğer, Sayın Gül’le, gene karşılaşsam, Cumhurbaşkanı beni, uçağına davet etse veya çocukluğumu geçirdiğim, şimdi, Hayrünisa Hanımefendi tarafından dekore edilmiş, havası değişmiş Çankaya’da, beni kabul etmek lütfünde bulunsaydı, Ona soracağım çanaka olmayan, içime dert sorular vardı! Mesela; ANITKABİR defterine yazdığı klişe sözler bir tarafa; Atatürk’ü hakikaten sever mi? İlkelerini, Devrimlerini, içtenlikle, benimsemiş midir? Geçmişte, bu konularda söylediklerini hatırlayınca, şüphe ediyorum!

EŞKİYA İLE YAKIN TEMAS

Güncele gelelim; Cumhurbaşkanı, Azerbaycan yolunda, “Devlet, terörü bitirmek için her yolu dener”… “Devlet, terörle masaya oturmaz, pazarlık yapmaz ama kurumları vardır.” Buyurmuş. Yani, TC Devletinin aracılar, mesela MIT ve mensupları vasıtasıyla, PKK ve APO ile temas halinde olduğunu, pazarlıklar yapıldığını, zımnen, ikrar etmiş!

Yüksek müsaadelerinizle, ” HAYIR”, Sayın Cumhurbaşkanı, kutsal makamında oturduğunuz Mustafa Kemal Atatürk, asla buna müsaade etmezdi -hele maksat kendinse oy verilmesi- icraatına , “evet” dedirtmek için olsa bile! Atatürk, yiğit adam Topal Osman’ın kendisine ölesiye bağlılığı yüzünden yaptığı hata üzerine – devletin hareketine engel olmadı – aracılarla uzlaşma aramadı. Bunun için de onu feda etti! ... Düzenli Orduya çıkan fakat Milli Mücadelede büyük hizmetleri olan Çerkez Ethem başkaldırınca, Can koparmak pahasına, onunla pazarlık yapılmasına, izin vermedi. Kürt isyanlarını elebaşlarıyla, Şeyh Sait ve Seyit Ruba ile uzlaşma yolları aramadı…”Her yolu” denemedi… Halefi ve kendisinin de selefi İsmet paşa da öyle! Devlet kitabında böyle şey olmaz!

Aynı mantıkla, bu sürece girilirse, TC Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, “Terörü” durdurmak, kan dökülmesini bitirmek için, “Sayın” Abdullah Öcalan'ı, Çankaya’da kabul edecek mi?

Gül, dönemi sona erince, Çankaya’dan ayrılacak ve hesapça, yerine Erdoğan oturacak. Gelen gideni aratacak!... “Neden olmasın”; olmayacaklar, hep oluyor…***
 

Yayın Tarihi : 20 Ağustos 2010 Cuma 00:28:35
Güncelleme :20 Ağustos 2010 Cuma 00:40:10


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?