Önce, Diyarbakır’dan bir fotoğraf karesi; Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, pırıl pırıl, aslan gibi Türk subay ve astsubayları arasında, ürkek sansar, gibi!
TEMPO dergisinde, Doğan Ertuğrul’a “ Kürt siyasetçisiyim” diyor… Eğer Türk değil de Kürt kimliğinde ısrar adıyorsa neden ve nasıl o TC devletinin kamu makamında? Ama sıkı durun; sözleri bu kadar da değil, Kürtlerin “duygu dünyasını” özetliyor: ”Kürtlerle Türkler beraber yaşayamaz”diyor. Bunca yüz yıl beraber yaşamışız, kız alıp vermişiz, omuz omuza savaşmışız, , bazı durumlarda kimin Kürt, kimin Türk asıllı olduğu belli bile değil,ama Osman Baydemir efendi, hüküm veriyor: “artık beraber yaşayamayız!”… Acı olan bu iddianın gerçek olup olmadığı değil, bunun pervazızca söylenebileceği bir noktaya gelmiş olmamız ve bunun “seçilmiş” bir Belediye Başkanı tarafından, ifade edilebilmesi!
Elleri kanlı teröristlere, eşkıyaya “terörist” diyemeyen, APO’yu ve PKK’yı “lanetleyemeyen” ve lider bilen, eşkıyadan “şehitlerimiz” diye söz eden, Bismil’de terörist ölüleri için PKK bayraklı ve amblemli “şehitlik” yaptıran, Osman Baydemir ve onun gibiler, o mevkilerde, TC’nin, Belediye Başkanlığı koltuğunda, bir dakika dahi, oturmamalıdır. TC’de, iktidarın, gerçek “milli” iradesi, o adamı, seçilmiş olsa bile, oturduğu kamu koltuğundan tutup atmasını gerektirir. Şu sırada bu radikal kararlılık gösterilemezse, bu ihanet çorap söküğü durdurulamaz.
AVRUPADAN…
Bugünlerde, önümüze düşen başka karelere bakalım; Avrupa ve Amerika canibinden yükselen sesler, olayların azmasından adeta devleti sorumlu tutuyorlar ve “işgüzar komutanların” tahriklerimden söz ediyorlar…
Kerametleri kendilerinden menkul 46 Avrupa parlamentosu üyesi Başbakan Erdoğan’a bir mektup göndermişler; Diyarbakır, Batman olaylarından hükümeti, devleti ve Orduyu kınıyor ve Türkiye’de yaşayan “18 milyon Kürtün, kendi kültürel, sosyal ve siyasi kimliklerine dair temel haklarından mahrum edildiklerini “iddia ediyorlarmış! Olayları da buna bağlamışlar” “Askeri çözüm olamaz” demişler. Ve de tehdit etmişler “AB üyelik müzakerelerini durdururuz!”.
Başbakan –hakkını verelim, - bu ahlaksız mektuba cevabını verdi. Aslında tartışmak bile abes; “iadeli taahhütsüz” geriye çevirseydi! Ama dikkatiniz çekerim; bu iddialar yeni değil; AB’nin asıl tutumu, düşüncesi budur ve içimizdeki gafillerin iddialarıyla da örtüşür. .
YENİ ŞAFAK gazetesinde Ali Bayramoğlu’nun da korkusu PKK ve terörü değil, eleştirdiği, PKK ya bir türlü "terörist" diyemeyen DTP’liler ve Belediye Başkanları değil… Korkusu, bu tehditler karşısında, TSK'nin siyasete egemen olması!… Bu zat ve onun gibiler, PKK dan dan korkmak yerine TSK’den korkarlar!.
Entel ukalalık mı gaflet mi, ihanet mi? Ne derseniz deyin; RADIKAL “İKİ” ekinde yazan “Prof. “Ahmet İnsel, olaylara bahane edilen 14 eşkıyanın öldürülmesi konusunda, rahat koltuğundan ahkâm kesiyor;–sıkı durun-; “Böyle bir baskının öldürme amaçlı değil de, yakalama amaçlı olup olmadığı sorusunun, hukuk devleti olmanın, olmazsa olmaz koşulu olduğunu da hatırlatalım!” diyor!
Demek istediği şu; bu “düşük yoğunluklu” –asimetrik savaşta, TSK eşkıyayı kıstırmış, çarpışma başlamış, Birlik komutanı alacak eline megafonu ve onlara, bağırarak, son zamanlarda bizim de kanunlara sokulan “haklarını” hatırlatacak: “Sessiz kalmak hakkınız vardır. Söyleyeceğiniz her şey mahkemede aleyhinizde kullanılabilir… Ve bir avukatla konuşmak ve temsil edilmek hakkınız vardır. vb.” Evet ABD de, ”insan hakları” gereği, polis tarafından suçlulara, sanıklara “okunan” “Miranda” hakları bunlar. Ve Profesör, dağda kıstırılan eşkıyaya bu ” hakların” okunmasını ve canlı yakalanmalarını istiyor! Bu gibi. Profesörler herhalde, “olmazsa olmaz olsalar”, daha iyi olacak!
Gene bu “entellere” göre; Kürt etnik milliyetçiliğin Türk Milliyetçiliği “ tetikliyormuş! Bu konularda bir kamuoyu araştırması yapan Bilgi Üniversitesi (!) araştırmacısı açıkça “Milliyetçiliğin iyisi olmaz” diyor… Anlayamadıkları- anlamak istemedikleri de şu; Irkçı olmayan Atatürk milliyetçiliği aslında Kürtlerin ve Türkiye’de yaşayan bütün etnik gurupların “Türk” milletinde kucaklanmasını savunur- etnik düşmanlığı değil. Bu “Türk milliyetçiliği” devletimizin ve milletimizin ilk ve son savunma hattıdır!
Alparslan Türkeş “Ne mozaiği ulan!” diye kükrerken Türkiye’nin, dışardan içerden parçalanabilir yapıştırma bir ülke olmadığını ifade ediyordu. “Türk milleti” yüzyıllarca oluşan, muhtelif renk ve damarlı bir mermer parçasıdır. Başbakan “tek millet, tek devlet ve tek bayrak” diyor, şimdi, "alt kimlik- üst kimlik" sözlerini bırakıp, o “milletin“ “Türk” milleti olduğunu söylemesinin tam sırasıdır!.
Evet, bu “kareleri” görüp, kara kara düşünmemek, mümkün değil! Avrupalıların, AB nin bu artık kesinleşen tutumu karşısında hala “AB ye taraftarız” diyenler ve her cümlenin başında “AB sürecinde” nakaratın tekrarlayanlar karşısında ve sözde aydınların ukalalıkları karşısında,ben , Anadolu tabiriyle “çıldırayazdım”! Ama bu enteller, Türk milliyetçiliğinden endişelenmekte a haklılar; Türkler de yeniden “çıldırmaktalar.”