“Hepimiz Dink’iz... Hepimiz Ermeniyiz” çığlıkları dinmeyecek... Rahmetli Denktaş’ın kutsanmasına karşı çıkıp Hrant Dink’i kutsallaştıranlara karşı ben de ölümü Denktaş’ınkine rastlayan “rahmetli” (evet “rahmetli” ) Lefter Küçükandonyadis’i kutsamak, “Hepimiz Lefteriz- Hepimiz Türküz” diye bağırmak istedim. Çünkü Lefter, “Ne mutlu Türküm diyene” inancının sembolü idi. Torunundan da belli!
Lefter’in torunlarından Özlem Katmer anlatmış: “Atatürk Büyükada’ya geldiği zaman çocukluk arkadaşı Emin Adakan’la, Atatürk’ün elini tutma veya elbisesine değme yarışı yapardı. Bir keresinde de bunu başarmıştı ve Atatürk’ün onun başını okşaması, onun hiçbir zaman unutamadığı en özel çocukluk anısıydı.”
Şimdi bir de bütün bunlardan çok önce, 1954’te zamanın Devir dergisindeki kapak yazısını okuyalım:
“Fenerbahçenin Lefter’i: Türkiye’de otuz kadar sene çalışıp didindikten sonra birinci derece bir memurun (o da yüksek mektep mezunu ise, şansı yaver gitmişse, normal şekilde terfi etmişse) herhalde bu en aşağıdan bir Umum Müdür filândı değil eline ayda bin lira güçlükle geçer. Cüz’i bir para geçer ama her işi ciddiyetle yapar. Antrenmanda top, onun için oyuncak...
Oysa Fenerbahçe ve millî takımımızın kıymetli futbolcusu Lefter yirmi sekiz yaşında olduğu halde bu parayı kolayca kazanıyor. (600 lira kadar kulüpten alır, 400 lira da iki dokuma tezgâhından gelir). Bizde futbolcunun tatmin edilmediğini iddia edenlere bu iyi bir cevaptır. Ama bugün bu sporu profesyonel olarak yapanların istikbali garanti altına alınmadığı gibi içlerinde Lefter’in vaziyetinde bulunan da pek azdır. Aylık kazancı bin liraya yaklaşan Lefter, sayısı az olan talihli futbolcularımızdan biridir. Sade kazançta mı?.. Avrupalıların, Bizanslılardan alarak hâlâ Prens Adaları adını verdikleri (zira güzelliğinden orayı sade Prenslere layık görmektedirler) adalardan en büyüğünde, yâni Büyükada’da babasının yedinci çocuğu olarak dünyaya gelen Lefter’in futbolcularımız içindeki talih payı sadece kazancı ile ölçülmez. O, Türk futbolcuları içindeki eşsiz yerini fevkalâde kıvrak ve teknik futboluna, Fransa ve İtalya gibi bu sporda ileri gitmiş iki memleketin takımlarında (Fiorentina ve Nice) yer almakla, Ay - Yıldızlı formayı yirmi beş defa giymekle de büyük talih kuşunu omuzunda taşımaktadır.
Memleketimizin en popüler kulübü Fenerbahçe’de 1947’de yer almaya başlayan Lefter meşin top peşinde küçük yaşlarından beri koşarken, Büyükada’nın Tepeköy’ünde daha minnacıkken dikkati çekerdi. Biraz büyüyüp serpildikten sonra kendisini yetiştiren ağabeysi Panayi’nin oynadığı Beyoğluspor’a girmeyip onun ezelî rakibi (tıpkı Galatasaray’la Fenerbahçe gibi) Taksim’e kayıt olmuştur. Fener’in kurt idarecileri bu eşsiz kıymeti daha o zaman fark ederek yuvalarına celp etmesini bilmişlerdir. O klüp değiştirme, belki Lefter Küçükandonyadis’in hayatında büyük bir değişiklik olmuş, belki Lefter bu sayede ve az zamanda büyük bir ilerleme kaydetmiştir. Fakat, hiç şüphesiz Fenerbahçe de bu emsalsiz yaradılıştaki asından fazlası ile istifade etmiş, birçok maçlarda sırf Lefter’in tek başına gayreti ile sahadan galip ayrılmıştır.
Fedakâr sporcu Adasına, daha pek küçük yaşta iken sevmeye başladığı karısına, iki çocuğuna (Rula ve Eleniça) âşık olan Küçükandonyadis, yüksek klastaki futbolu kadar yüksek fedakârlığı da olan bir insandır. Daha 14 yaşında, evinde 39 derece ateşle yatarken Büyükada’nın Burgaz’la yaptığı maçta oynamak için evden gizlice kaçtı. Fenerbahçe, Vefa’ya karşı oynarken annesinin hayata göz yumduğunu haber almış, babası toprağa verildiğinin ertesi günü, yine sahalarda klübünü korumuştur. En çok beğenilen, çelimsiz vücuduna rağmen peşine en cüsselileri takarak, rakip kalecilere bombalarla nefes aldırmayan, terleten, oynadığı milli maçlarda -fazla oynadığı maçlar müstesna- daima faikıyete koşmuş ve bunlarda tam tur atmıştır. Geçen yıl bir gazetenin yaptığı ankette en sevilen ve beğenilen unvanını kazanan Lefter Küçükandonyadis bir sporcunun erişebilececeği yüksek payeyi Dünya Kupasında yaptığımız maçta takımına kazandırmakla elde etmiştir. Milli üniforma Lefter’e onur veriyor... Lefter de milli üniformamıza...”
Bu yazıyı kim yazmış? Millî üniformamızı beraber giydikleri Galatasaraylı “Baba” Gündüz!
Hepimiz Cahit Arf’ız, Hepimiz Hulusi Behçet’iz.
Sokağa çıksak ve bu iki ismi sorsak, acaba kaç insanımız tanıyordur. Kırkbir yaşında genç bir doktorumuz yüz nakli ameliyatı yaptı. Hangi köşe yazarı hakkında bir iki satır birşeyler yazdı.
“Hayatta en hakiki mürşid, ilimdir” diyen ve tüm dünyanın saydığı bir liderimiz var. Ama kaçımız bilim ve sanata önem veriyoruz. Bilim insanlarının kaçının heykelini diktik. Çocuklarımıza, torunlarımıza ve bu ülkenin gençlerine, bilimde, fende ve güzel sanatlarda ilerlemenin yollarını mı göstereceğiz? yoksa militarist bir Türkiye mi bırakacağız.
Şimdi sokaklara çıkıp; “Ne mutlu Türküm diyene” diye bağırmadan öce, şunu bir düşünmeliyiz, bizim Türk tanımımız; yanlızca, müslümanlığın Hanefi mezhebi ile inancını sürdüren bir yapı mıdır?
Bunu neden soruyorum biliyor musunuz? Mübadele yıllarında; Karaman Türklerini, yanlız ve yanlız dinleri Hristiyan olduğu için, Yunanistan’a göndermişiz. Ağlaya ağlaya ve ah ede ede gitmişler. Orada da kendilerine yabancı gibi davranılmış.
On İki Eylül öncesinde, Kahramanmaraşta, Çorumda öldürlenler Türk değil miydi? Türk idiler ve çoğu orta anadolu Alevileri gibi Oğuz boyundan idiler. Bu ve benzeri yüzlerce örnek orta yerde duruyorken ve biz bunun özeleştirisini doğru dürüst yapmamışken, ne diyoruz? Ne demeye çalışıyoruz?
Birilerinin de çıkıp; “Ne mutlu şuyum diyene” , “Ne mutlu buyum diyene” diyerek karşılık vermelerini mi bekliyoruz. Ortam zaten yeteri kadar sıcak ve bir o kadar karışık değil mi? Bunu anlamak için yan sayfa haberlerine bakmak yeterli olur sanırım.
Ne mutlu ki insanım. Ne mutlu yüreğimde insan sevgisi var. Yaratılan tüm renklerin, ırkların Dünyamızın bir zenginliği olduğunu kabu ediyor ve en az bemim ırkım kadar güzel olduklarını düşünüyorum ve en az benim kadar güzel yaşamayı hakettiklerine inanıyorum. K. Mükremin BARUT 30 OCAK 2012-ANKARA
eğer ölenler ile beraber olabiliyor isek, milletimize zeval gelmemesi için Allah ....................... gibi kişilere uzun ömürler versin ! (amin !)
Hepimiz Dink" Iz hepimiz lefter"iz asirinin asirisi olmamak sartiyla bir iyilik bir güzelliklere gidiliyorsa bi hatalar var bu hatalari düzeltmekte var bir daha ayni hatalar düsmemek icinse insanlik en basta ise bende hepimiz birimiz icin birimiz hepimiz icin demekte fayda var diye düsünüyorum bir sinir koyarak bende Dink"im diyorum hepimizin icinden bir cikan olbilir oda insandir diyorum istisnalar kaideyi bozmaz diyorum her bu kisileri ne ilah yapmak gerek ne her köseye anit dikmek gerek dincede böyle kisilere ayricalik yatir türbe dede v.s diyerek bu gün onun günü bu onun heykeli bu mezar o yatirin mezari diyerek bu gidisle yilin ne günleri yetecek ne köseler yerler heykelden gecilmiyecek sagliginda bile kendini bir sey zannedenler bile eykelini diktirecek bu ne ise yarayacak her yer heykel dolacak her yer gün özel gün adi olacak nuh bile geri gelse bizi kurtaramayacak kendi mezarliklarimiz bakimsiz ölen yakinlarimiz ziyaretsiz bu kisileri anmaktan ziyaret etmekten bos zaman kalmayacak is dersen ona hicte zaman kalmayacak ondan sonra ne olacak ohh ooh yerine vah vah tuh tuhh olacak insallh yanilirim diyorum gidisat ve halimiz ortada