Rahmetli İhsan Sabri Çağlayangil zarif bir “bilge adamdı” …27 Mayıs Darbesinden sonra, Yassıada’da ve Balmumcu Kışlasında tutuklu olduğumuzda ve sonra, bakanım olduğu zamanlarda, ondan çok şey öğrenmişimdir. Nur içinde yatsın!.
Onun hep söylediği bir şey vardı: “Ben” derdi “Bu yaşlara ve mevkilere meseleleri mesele yapmamakla geldim!” Ve hakikaten de,. Devlet adamlığının , basiret ve ferasetin gereği olan bu söylediğini, idari ve bakanlık görevlerinde hep yapmıştı.
Başbakanımız ise, aksine, “sorun” telakki edilmemesi gereken bir durumu, “ sorundan” beter hale getirdi; kendi itiraflarıyla da “aydın olmayan aydınlara” “Kürt Sorunu” demesinden sonra, umut ışıklarını gören bütün solucanlar Pandora kutusundan,teker teker, çıkıyorlar. Hasıl olan durum, Kuzey Irak’ta Kürdistan Devletinin ABD nın desteğiyle kurulduğu “realitesi” ile- AB’den,ABD’den gelen yorumlar ve bölücülerden yükselen seslerle birleştirilince ,,TC ‘nin nasıl bir kuşatma altında olduğu anlaşılır. CHP Genel başkanı Deniz Baykal’ın dediği gibi, böylelikle başlattığı süreç “İmralı’da pazarlığa kadar “ gidecek…
Asıl vahim olan, Kıbrıs’ teslimiyetinden sonra, Kürtçülük ve bölücülük konusunda da AB hayali uğruna, belimizin bükülmüş olduğudur ve bütün geleneksel kırmızı çizgilerimizin-savunma mekanizmalarımız yok edilmekte olduğudur. Bu edilgenlik, tavizcilik ve teslimiyet karşısında, yeni dayatmalar ve talepler biri birini takıp edecektir.
Devlet hizmetim esnasında bilirim ki ,Dışişleri mensupları PKK terörüne ve bölücülüğüne “Kürt sorunu” denilmemesi hususunda direnmişlerdir Çünkü bu sorunu kabullenmenin arkasından neler geleceği hep malumdu.Sayın Başbakan daha bır kaç ay evvel “Kürt Sorunu” deyimini ret ederken her ne hikmetse, bu tabiri kullanarak tılsımı bozmuştur.
İşi hemen doldurulmamış ve hudutları hemen çizilmemiş bir “demokratikleşme” surecinin nelere gebe olacağı anlaşılıyor. Önce Kürtlerin kendi kaderlerini tayın etmek hakkını kazanacaklarını. Yani isterlerse ayrılıp Kuzey Irak’taki Kürdistan'a katılabileceklerini veya belki de bır ara rejim olarak- APO nun son zamanlarda ileri sürdüğü Kürt-Türk Demokratik Cumhuriyetinim eşit Ortağı olmaya razı olabileceklerini.
İlginçtir; bu son şıkkı ABD ve Avrupa canibinden, çok daha önce, ileri sürenler olmuştu.Mesela eskı CIA'cı ve ABD Dışişleri Uzmanı Hnerty J. Barkey Mustafa Kanal’ın Üniter TC’ni kurmakla hata yaptığını; Türk-Kürt ortak Cumhuriyetini kurmasını daha yerinde olacağını yazmışlardı.
Erdoğan’ın son sözlerinden sonra- Yasemin Çongar’ın Washington’dan ilettiği yorumlar da Amerıkan çevrelerinin bu düşüncelerini yansıtıyor. Irak’ta İnsan Haklarına ne kadar riayet attıkları hergün görülen Amerikalılar, şimdi Türkiye’nin , bundan sonra, Kürt Konusunda insan haklarına saygılı olmasını beklerlermiş..Bu haklar arasında Kurt Kimliğinin ve dilinin tanınması ve Kürtlerin kendi partileriyle Parlamentoda gerçekten –engellenmeden kapatılma tehlikesi olmadan temsıl etmek imkanına kavuşmaları! ’
AB TARAFI
AB çevreleri de Başbakanın söylediklerinden memnunlarmış, ama şimdi Başbakanın bun sözlerinin içini doldurmasını ve gerekenleri yapmamızı bekliyorlarmış. Ama , hassas nokta; AB içine “sorunlu” bir ülkeyi alamazmış ve en iyisi imtiyazlı ortaklık verilmesi imiş…Bu arada “ ev ödevi hocaları parmaklarını sallayarak , ihtar ediyorlar; “Sakın ola ki askerlere uyup- terörle mücadele için demokrasiden ödün varmayın ve sakın ola ki, dayatmalarımız sonucu kaldırdığınız Terör Yassının 8. maddesini yenıden koymayın…Yani terörle mücadeleyi kısıtlayın . kısıtlayın!” Küstahlığın böylesi görülmemiştir!
PKK KONUŞUYOR
PKK Organı Özgür Gündem de Başbakanı söylediklerini , yeter görmemiş. Fakat şu sırada- bundan sonra olabileceklerin en meşum habercisi, Leyla Zana’nın “şeriki cürümü” –AB baskısı sonucu, O’nunla birlikte , hapisten çıkarılıp Devlet Konutlarında ağırlanan Orhan Doğan’ın RADIKAL gazetesinde Neşe Düzel’e söylediklerinde. Adam müjdeyi veriyor ; Abdullah Öcalan serbest kalacak ve “PKK ıle Barış müzakerelerinde” Kürt Mandela’sı olarak, TC’nin karşısına oturacak…Baykal’ın tahmin ettiği gibi’ ! Bu eşkıya başını gerektiği gibi idam ettirmeyip, güya “çelik konservede muhafaza eden” büyüklerimizin kulakları çınlasın! Benim, başından beri, bunun sonunda böyle olacağını söylemiş olmam da neye yaradı ki’ İdam edilirse , kahraman olur diyen kardeşlerime de sorayım; “ APO şimdi ne oldu?
TBMM de Kürt -PKK şovu yaptıkları için kovulan ve PKK ıle işbirliği yaptıkları yargılamada sabit olduğu için mahkum edilen Zana ve Şeriklerine Avrupalılar neden bu kadar arka çıktılar? Ve Avrupalıların Kürtlere Diyarbakır’a bu ahlaksızca ilgilerinin sebebi nedir? Sadece İnsan hakları kaygıları mı? Bu soruların cevabı aranmadık ve verilmedikçe -gaflet ve delalet ve ihanet TC. yıkılana dek devam eder.
Orhan Doğan , Neşe Düzel’le sohbetinde PKK ya açıkça sahip çıkıyor ve hatta son eylemlerini de meşru gösteriyor ve hatta bunların “bazı derin odakların provokasyonu neticesinde olduğunu iddia ediyor. Medyada, buna inanacaklar da yok değil; mesela Mehmet Altan ülkeye C4 patlayıcılarını Ordunun soktuğunu iddia etmişti! .
Ancak Orhan Doğan’ın söyledikleri arasında bır gerçek var; APO binlerce Diyarbakırlı ve Güneydoğulu için “kahraman”, PKK da ,”özgürlük savaşçıkları”. Doğan açıkça söylüyor; “ PKK Güneydoğudan Karadeniz’e ve bütün Türk iyeye yayılıyor."
Sorunu medyada bugün “sorun” haline getiren Mehmet Ali Birand da, ihanet işlevini sürdürüyor; “Kürt sorunu ile birlikte yaşamaya alışmalıyız…Kürtlerin taleplerini (!) içimize sindirmeliyiz“ buyuruyor…Onun indinde , devletle PKK ,sanki eşit muhatap : Kürt hareketi –DEHAP –Zana ve şürekası , PKK'ya silahları bıraktırmak için söz geçiremiyorlarsa Erdoğan da “Demokratikleşme” yolunda askerlere, milliyetçilere ve bir bölüm siyasetçilere, -"verip kurtulmaktan" yana olmayanlara söz geçirmekte güçlük çekecekmiş!
Son tahlilde soru ve sorun şudur; “TC Devletinin ve Başbakanın ,bu sorunu Demokratikleşme ıle taviziler verip çözebilecek mi? Yoksa sonunda ,“Botan eyaletini “, “ Amedi (Diyarbakır’ı) ve tüm Güneydoğumuzu, Kıbrıs gibi, verip kurtulacak mıyız?”
Hasan Pulur kardeşim, kırk harami, üstünden geçtikten sonra, uyanıp celallenen ve haramilerden kervanı kurtaran babayiğit adamın öyküsünü yazmış. Babayiğit acaba ne zaman uyanacak? Daha doğrusu ,onu uyandırtmak için kırk harami daha mı gerekecek?