20
Mart
2026
Cuma
ANASAYFA

İstanbul'un Fethi ve “Kelbiler” (*)


İstanbul’un Türkler tarafından “Fethinin” 555. Yıldönümü. İstanbul’da, Vali Muammer Güler’in himmetiyle, muazzam törenler, ışık ses ve gösterileriyle kutlandı. Önceki yıllarda, bu törenler dinci partilerin siyası gösterilerine dönüşürdü… Bu yıl “milli” oldu!

Vakıflar Kanunun değiştirilmesinden sonra, Patrikhane, adeta Vatikan yapılmak istenirken, bu kutlama, çok anlamlı!

“Fetih” sadece, Fatih Sultan MEHMET’İN dehasının eseri- askeri başarı değil- Fatih’in toplarının ve kadırgaların başarısından ibaret değil! Yabancılar 1453 yılını -İstanbul’un Fethini- “ Orta Çağlardan” , “ Aydınlanma çağına” geçişin nirengi noktası sayarlar, ama gene de Türklere, Avrupa yolunu açtığı için acı duyarlar. Bugün, biz, Avrupa’da, İstanbul’un fethiyle de, hakkımız olan yerimizi tescil etmek için AB’ne girmeye çalışıyoruz, ama engelleniyoruz. Avrupalılarda ise Fetih'ten sonra artan “Türk korkusu-Türk Tehlikesi ” var!

KUTLAMALAR

Fethin yıldönümleri daha önce muhtelif şekillerde kutlanmıştı. Ancak, 1953’de, Yunanlılar Kıbrıs’a sahip çıkmaya, Patrikhaneye “ekümenik” statüsü vermeye çalışırken, zamanın hükümeti Fetih’in 500. Yıldönümünü, “aşağı düzeyde” kutlamak kararı almış ve öyle de olmuştu. Ne Cumhurbaşkanı, ne de Başbakan bahanelerle kutlamalara katılmamışlardı! Ben, o zaman yazdığım bir yazıda “Bu tarihimize ihanettir” diye yazmıştım!” Öyle ya: Milletler yabancılara hoş görünmek için, değerlerini feda etmemelidirler!

TARAF gazetesinde, “müte-tarihçi” ( Sözde Tarihçi) bir kadın; Ayşe Hür, “555 kere fethedilmekten yorgun İstanbul” başlıklı ve yıllar boyu kutlamaları özetleyen manidar – “sinik”- (kelbi) bir yazı yazmış. Bu başlığın altımdaki ima şu: Vazgeçelim artık bu kutlamalardan da, İstanbul’u yormayalım… Aynı kabı kullanan, sözde aydınlar yazarlar da Cumhuriyet Bayramı 30 Ağustos Bayramı ve geçit resimleri hakkında aynı şeyleri söylerler ve geçit resimlerinin “sivilleştirilmesini “isterler. Bu adamlar, bu kadınlar için, Türk Bayrağı-İstiklal Marşı da “milliyetçilik ifade ettiği için hamasettir fuzulidir! Onlar için Mavi-sarı AB bayrağı ve Beethoven’in 9.Senfonisi, daha kutsaldır!

AYNI ZİHNİYET

Tarihin çöplüklerinden tezvirat malzemesi çıkaran, güya Atatürk'ü “korurken”, Mustafa Kemal'in ailesinin, sözde “zaaflarını”, yazan Engin Ardıç “Fetih kutlamaya gerek var mı?” Diye soruyor! Ve bu “çağ” değiştiren olayı, hatta tarihimizin diğer menkıbelerini, aklınca alaya alıyor.

Bakın ne diyor bu “Kelbi”(sinik) adam(*) : “Olayın üzerinden beş yüz elli beş sene geçmiş… Bu kadar zaman sonra hâlâ onu "almakla" mı övüneceğiz? Ele güne "burayı biz kurmadık, sonradan, hem de şiddet kullanarak ele geçirdik" mesajını ısrarla ver... Gözüne sok, hatırlat... Ki, bundan da, "aldığımız gibi bir gün verebiliriz de haa" anlamı da çıksın! Eee, iğreti mi yaşıyoruz yani biz burada?”

Onun bu zırvalarına cevap vermeyi, yabancı (mesela Bernard Lewıs'e) ve eğer tenezzül ederlerse, İlber Ortaylı’ya Halil İnalcık’ a bırakıyorum.

VE GENE O “TARAF” TAN

Gene o taraf ve gene bir kadın”- "yıldız ve çizgilerin ötesinden" ,bilgi ve talimat alan - Yasemin Çongar… ABD Seçimlerinde Hillary Clinton, Demokrat Parti adaylığını zenci senatör Barack Obamaya kaptırmış gibi Cumhuriyetçi Partin Adayı MCCaine’in karşısına, O çıkacak. Yasemin Hanım Obama kazanır da Cumhurbaşkanı olursa Beyaz Sarayın artık ne beyaz ne de saray olmayacağını söylüyor… Hemen söyleyeyim: Kim kazanırsa kazansın –İster "Beyaz Saray" ister "Beyaz Ev" olsun, bu, ABD’nin Türkiye siyasetini değiştirmeyecek! Üslup değişecek. Obama, ABD askerlerini Irak’tan çekse bile, ABD bir şekilde, orada kalmaya ve Büyük Kürdistan’ı desteklemeye mecbur: Petrol meselesi.

Ama Çongar kadın özetle “Ulusalcılar dikkat Obama sizi tanıyor” diyor ve yanı milliyetçilere yüz vermeyecek! Verse ne olur vermese ne olur? Neticede ,”Ha Veli Ali, ha Ali Veli”!Ama kadın derki: ”Obama ekibi, Türkiye’de hangilerinin, “kimin kim”, olduğunu çok iyi biliyor” Çünkü onları bilgilendirenlerin başında, kendisi var’! Ve der ki; “ İşte bu bilgileri, farkındalıkları da, benim bütün diğer nedenlerle birlikte. ‘Beyaz Evde’ siyah bir başkan görme dileğim perçinlemiyor! Yor” …Haklısın; muhtemelen, ABD pasaportlu Yasemin kadın. “Beyaz Ev” senin olsun ama bizim evimize, yurdumuza, karışma –sataşma, hele “milliyetçiliğimize” hiç karışma, sataşma! Türkiye’nin kaderi, Obamaya Mobamaya, kaldıysa, vay halimize! Senin dilince, “ Do you get it” …Anladın mı?

(*) “Kelp” aynı zamanda “köpek” demektir. Şair Nef’inin ,“Tahir” adında birine meşhur dokundurması: “Tahir efendi bana kelp demiş… İltifatı bu sözde zahirdir… Malikidir mezhebim. İtikadımca kelp Tahirdir.”

Yayın Tarihi : 3 Haziran 2008 Salı 14:31:53


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?
Yorumlarınız
El Salud IP: 88.251.49.xxx Tarih : 4.06.2008 23:10:14

Sayın Kılıç, yazınızdaki fikirlerinizi bir Türk olarak paylaşmamak mümkün değil. Tarihde çağ değiştiren "İstanbul Fethi"nin kutlamaları da önemine yakışır bir törenle yapılmalıdır. İstanbul'un fethinin üzerinden geçen süre tarihi ve fethin önemini değiştiremeyeceğine göre kutlamalar da, bu çağ değiştiren zafere layık olarak yapılmalıdır. Günümüz ulus devletleri içersinde 2000 yıllık uzun geçmişe sahip bir ülke olarak, tarihimizde kutlayacak ve üzülecek olaylarımızın çok olması doğaldır. Tarihte kurulmuş devletleri, bayrakları, medeniyetleri ve dilleri olmayıp başka medeniyetleri kendilerine maletmeye çalışanlara karşı başımız hep dik duracaktır. Bence her yıl 18 Mart'da Çanakkale destanı da, adına yakışır bir şekilde Çanakkale Boğazında dramatize edilerek kutlanmalıdır. Döneminin en güçlü deniz armadası olan koalisyon güçlerinin zırhlılarını boğazın sularına gömen tarihi zaferimimizi hatırlatacak bu etkinlik, en azından Çanakkale Boğazının hangi ilimizde olduğunu bilmeyen nesiller yetiştiren eğitim sistemimizin bir eksiğinide telafi edecektir.