Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, PKK’nın, “uzaktan” kumandanı – Türkiye Cumhuriyetinin “legal” Partisi ,“DTP”nin “onursal” Genel Başkanı Abdullah Öcalan - namı diğer “APO” ya “kader arkadaşı” olarak başka mahkûmlar gönderileceğini ve bu maksatla İmralı’da ek bina inşa edildiğini açıkladı! Maksat, “psikolojik sıkıntılar” çeken Otuz binden fazla insanımızın katilini rahatlatmakmış…
Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi’nin PKK lideri Abdullah Öcalan’ın İmralı’da akıl sağlığının bozulduğu ve önlem alınması gerektiği yönündeki uyarısı üzerine AKP hükümeti bu kararı almış!
APO eğer psikolojik bunalım geçiriyorsa, bu, “yalnızlıktan “ değil cinayetlerinin kâbusundan, öldürttüğü şehitlerimizin, kadınların, çocukların, bebeklerin ruhlarının, - eğer biraz vicdanı varsa – onu muazzep etmesindendir!
Son günlerde, nerden cüret alıyorlarsa, talepleri gittikçe azan, DTP’liler, gönderilecek mahkûmların, dava arkadaşları olmalarını, yani bölücü eşkıya olmaklarını sadece önermiyor, talep ediyorlar! Böylelikle PKK Yüksek Konseyi, APO Başkanlığında, İmralı’da kurulur ve kararları Avukatlar vasıtasıyla tebliğ edilir! Bu adamlar, daha önce de APO’nun İmralı’dan çıkarılıp, Erbakan gibi “ev hapsine” konulmasını önermişlerdi. Ne hacet; eşkıya başına, Boğazda bir yalı, hatta Dolmabahçe Sarayında bir özel daire tahsis edilsin; Gidiş, o gidiş; bunun sonu nereye varır? APO’nun, gene AB ve ABD talimatıyla af edilmesene, sonra da, kurulmasını önerdiği Türk-Kürt Demokratik Cumhuriyetinin Başkanlığına! ”Olamaz” demeyin, bütün “olamazlar” oluyor.
GAFLETİN SEYİR DEFTERİ
Yukarıdaki bütün satırlar, APO’ nun bugünkü durumundan başlayarak, son yıllarda Türkiye’yi idare edenlerin derin aymazlıklarının öyküsünü özetliyor!
APO 1999’da, İmralı’da, DGM Mahkemesi tarafından idama mahkûm edilmiş ve Cezası Yargıtay tarafından tasdik edilmişti! Ama gerektiği gibi ve teamüle rağmen, hüküm rafa kaldırıldı ve APO, zamanın Başbakanı Bülent Ecevit’in, bana o zaman söylediğine göre, “ bir daha konuşamayacak, kımıldamamak üzere, güya, “çelik konserve” içine konacaktı”. Ama şimdi ne oldu? Adam,“Konserve tenekesinden”, kıpır, kıpır taze çıktı!
Derler ki “Siyasette bir defa boynunu kurtar sonrası Allah Kerim”! Şimdi de Avrupa Birliği ve ABD “kerim”! APO’nun gerektiği gibi idam edilmemsinden dolayı sevgili arkadaşım Ecevit’i ve ona ortak olan MHP Genel Başkanı Bahçeli’yi tarih affetmeyecektir! Çünkü bu vahim hata, Türkiye’nin bölünmesinin yolunu açtı!
Ecevit’in gerekçesi, idam cezasına taraftar olmamasıydı! Ya Sayın Bahçelinin? Eğer bu konuda, bir “hikmeti devlet” veya başka sebepler varsa artık bunların da, millete açıklanması gerekir! APO’nun ilerde kullanılacağı mı düşünüldü? Bu gaflet bazı çevrelerde hala devam ediyor! Veyahut Amerika, APO’yu teslim ederken “idam edilmemesi” şartını mı koştu? İlerde, gerektiğinde, kullanmak için mi? Türk Hükümeti o zaman, neden bunu sorgulamadı da, kabullendi? Bu, neresinden bakarsanız bakın, ayrı bir gaflet!.. Zaten, genelde de ”vasıl olduğumuz netice” yıllar, aylardır, bu konuda gösterilen gafletin sonucu! Ve bu netice, sadece iktidarların basiretsizliğinin eseri değil: “liberallerimizin” de, gafletten öte, ihanetleri var!..
Türkiye’ye karşı, oynanmakta olan “Büyük Oyun” var! Ve bütün bu gerçeklere rağmen, hala AB’nin, ABD'nin “ipine” sarılmaya başka ne denir!
İdam Cezasının kaldırılması ve APO’nun, idam hükmü giyse bile, bu hükmün, infaz edilmemesi, daha öncesinden ileri sürüldü! Her zamanki “liberal” çevreler, APO’nun asılmamasından yanaydılar! “Dünyaya karşı ayıp olur… APO’nun ölüsü kahraman olur” dediler…
Pekâlâ, APO şimdi ne oldu?
APO hala “kahraman” ; PKK ‘ya karşı kullanılmasından, ciddi olarak söz ediliyor! Nerdeyse “ Ergenekoncu”!
Bir de, Kürt kuruluşları arasında, gittikçe artan, göstermelik, APO- PKK karşıtlığı var. Yani bazı Kürtçülerin, zahiren APO’ ya karşı olmakla beraber, “rivayetleri” ayrıysa da maksatları aynı; Türkiye’yi , “terörle” olmasa da “Barışçı çözümle” bölmek. Bu masada ne vereceğiz ne alacağız?”
Asıl “Büyük tabloyu” görmeden bu hayallere kapılanlarla, APO’yu sağ salim, bırakmak isteyenler birleşince, “Umumi ahval” daha iyi
Anlaşılıyor!
31 HAZIRAN 1999 –MUDANYA RIHTIMI
İmralı Mahkeme salonunda “idam hükmünü” dinledikten sonra, Mudanya rıhtımında TV kanallarına “Bu adam idam edilmezse, başımıza bela olur” demiş ve sonra da yazmıştım. Bundan sonra APO da, aleyhimde kendisine “alçak” “katıl” vb. değdim için dava açtı! Bakırköy Cmhuriyet savcısından celp aldım: “sanık” Altemnur Kılıç- davacı “Abdullah Öcalan” kaydıyla! İşte bu günde APO’ya “alçak katil” diyorum… Gene hakkımda dava açar da, eski dava göz önünde tutulur ve yargılanır, mahkûm edilirsem şaşmayın!
YA SİLİVRİ’DEKİLER?
Merak ediyorum; Katil terörist APO’nun sağlığı ve ruh sağlıyla bu kadar yakından ilgilenen AB e onun emirlerine itaat eden Sayın Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, acaba neden aylarca yargıç önüne çıkarılmadan tutuklu kalanların, Koca Orgenerallerin sağlıklarıyla ve hukuksuzluklarla, hiç ilgilenmezler?
Evet; şimdi “vasıl oldugumuz netice” –“umumi ahval” işte bu!
“Gafletin” “seyri”, “müsademe rotasında” pervasızca devam ediyor! ***
Sayın Kılıç, başlattığı terör hareketi ile 25 yılda sivil ve asker 30.000 insanımızın ölümüne neden olan eli kanlı bir katilin akıl sağlığını düşünmek gibi bir lüksümüzün olmadığı kanısındayım. AB yalakalığı uğruna, ülkesinin kesinleşmiş yargı kararını uygulamayarak bağımsız yargı kurumlarının kararlarını ayaklar altına alan, basiretsiz devlet yöneticilerimize yazıklar olsun. Sadece Cumhuriyet tarihimizde 25 defa Türkiye Cumhuriyeti'ne başkaldıran Kürtler'in PKK terörü öncesindeki 24 isyanının Mustafa Kemal Atatürk tarafından nasıl bastırıldığı, elebaşılarının nasıl yargılanıp, nasıl cezalandırıldıkları, Cumhuriyet Tarihimizde satır satır yazılıdır. Hangi ulus, yakın tarihinde ülkesinin bütünlüğüne yönelik böyle bir tehlike ile ilgili bu kadar çok canlı örnek yaşadıktan sonra,Aponun akıl sağlığını düşünmek gibi abesle iştigal bir konuya yönelme aymazlığı içinde olabilir? Bu koşullarda Brüksel'den gelen talimatlarla, hukukun siyasetin güdümüne sokulma gayretleri sonrasında, hala ülkemizde bağımsız yargıdan söz edebilmek mümkünmüdür?