19
Mart
2026
Perşembe
ANASAYFA

Kantarın Topu

Yargıtay 9. Dairesinin, eğer, acilen düzetilmezse, tehlikeli, hatta korkunç bir “içtihat” teşkil edecek kararıyla, yüzlerce kişinin katilleri, Hizbullahçılar, PKK’lılar, Mafya babaları, itler, uğursuzlar acilen tahliye edildiler. Mahkemelerde yıllarca süren, Yargıtay’dan, yıllarca karar bekleyen davalar, hiç bu kadar süratle sonuçlandırılmamıştı ve tahliyeler, anında yapılmamıştı. Ancak, “tutuklu” “Ergenekon” sanıklarının, “ tutukluluk süresi”, 10 yıl olacak! Kim öle. Kim kala!

Gerçi, bu “salıverilenlerin” yargılanmaları “tutuksuz” olarak devam edecek, ama mahkemelerin, ağır işlemelerine bakılınca sonunda ”zaman aşımından” dolayı, şimdi “adaletten kurtuldukları” gibi, yargılanmaktan da kurtulacaklar!

Neresinden tutalım: Önce bu karar o sanıklara, mesela Hizbullahçılara, cesaret verecek. Diğerlerini de, artık suç işlemekten caydırmayacak!

TEMELDE İKİ HATA

Fakat temeldeki asıl yanlışlık, Adalet sistemimizin, iflas etmiş olması… Uygar ülkelerde, iki- üç celsede, sona erdirilen davalar, bizde yıllarca sürüyor…

Geçenlerde, YARSAV Başkanı Yargıtay depolarındaki, binlerce lime lime olmuş dosyayı televizyonda teşhir etti. Bu, bugünkü ”adaletin” resmiydi… Bu dosyaları, en güçlü bilgisayara yükleseniz, bilgisayar çatlar… Yargıçlar ne yapsın! Rahat uyuyabiliyorlar mı?

Son karara göre, “Tutukluların”, 10 yıl yatacakları, binlerce dosyalı Ergenekon davaları, ne kadar sürecek? ”Balyoz Davasının”, on yıl sürebileceği söyleniyor. Ama sürelerinin tam ne kadar olacağını, savcılar, yargıçlar da bilemiyor…”Allah bilir” diyeceğim, ama tövbe, tövbe, “O” da, galiba, bilemeyecek!

“Adaletin” temel unsurlarından biri “masumiyet” karinesidir… Sanığın – tutuklunun- suçu, hiçbir şüpheye mahal kalmamacasına, ispat edilene kadar masum telakki edilir!...Yani, “masum” oldukları, farz edilmeleri gereken kişiler, mesela Ergenekon sanıkları, Mehmet Haberal, Mustafa Balbay, Tuncay Özkan, diğer meslektaşlarımız, Eli Küçük, Dursun Çiçek ve diğer askerler, Yargıtayın hükmüne göre, 10 yıla kadar ”tutuklu” kalacaklar.

“Adaletin değirmeni yavaş işler” deler, ama aslında “geciken adalet” adalet olamaz. Ne acıdır ki, bizim ülkemizde, çok yavaş işleyen “adalet” değirmenin öğüttüklerinin, gerçek adalet olacağı da, en azıdan, şüpheli.

ŞUHUDİ MAZİ

“Ankara’da hâkimler var” derdik, şimdilerde ise bu da mazide kaldı; ”vardı” diyeceğiz! AKP İktidarı döneminde, Yargıya gölge düştü ve Yargı- hatta Yargıtay- bölündü!

AKP iktidarı yeni “Adliye Sarayları” yaptırmakla övünüyor. Mahkeme duvarlarında “Adalet Mülkün Temelidir” yazılıdır… Temel eğer böyleyse “mülkümüzün” nasıl olacağı belli!...

Dünyada ve bizde, Adalet Bakanlığının, Adliye binalarının önünde, ”Adaleti” simgeleyen, bir kadın heykeli vardır. Kadının gözleri bağlı, bir elinde kılıç, diğerinde, kefeleri dengeli bir terazi!

“Kılıç”, yargının caydırıcı gücünü, “terazi”, Adaletin eşit davranışını, gözdeki “bağ” da, adaletin tarafsızlığını temsil eder… Şimdi, hele, Yargıtay 9. Dairesinin kararından sonra, ellerinizi vicdanınıza koyun, sağduyunuzla, bu “Adalet Heykelleri” gerçek “adaleti” temsil ediyor mu? ”Adaletin” elindeki “kantarın topu” kaçmadı mı? Adalete güven kaldı mı? “Kılıç” iki taraflı kesmiyor mu? Gözler bağlı olması, aslında “kör olması” demek değil mi?

Bu durumda, herhalde, Allaha, ama Onun adaleti, öteki dünyada, hem sanıklar, hem savcılar, hem de yargıçlar için de tecelli edecek? Bu dünyada geç!

Kısacası. Zaten yaralı, bereli olan “Adalet” son kararla ölümcül bir yara almıştır… Acilde tedavisi gerekiyor! Ancak, sadece bu son kararın tashihi ile değil, Adalet Sisteminin tümüyle, ıslahıyla, yargılamaların kısa sürmesini sağlamakla. Her halde, Savcıların Yargıçların fişlenmesiyle değil. “Cüppeleri ve cüzdanları” arasında - sıkışmamış - iktidarlar tarafından sıkıştırılmayan, gerçekten tam bağımsız, savcı ve yargıçlarla!

GÖREV KİMDE?

Bu görev kime düşüyor? Tabi önce Cumhurbaşkanına ve hemen sonra Başbakan ve Hükümetine! Ama bakın, Başbakan, son tahliye kararları hakkında ne diyor: ''Yargının tasarrufudur. Gerekirse gereği yapılır. Ancak şu anda öyle bir şey yok.”

Eğer bu sözler, davalarda, yargıçların, aylar, yıllar sonra “gereği düşünüldü “ demeleri anlamındaysa, vay halimize! “Gereği” şimdi değilse, ne zaman?

Amerikan, siyahî lider, Martin Luther King’in sözlerini hatırladım; “Eğer Adalet bir yerde bir konuda yitirilmişse, her yerde, herkes için de, kaybedilmiş, demektir!”…Gerçek adalet, herkese lazım! ***

Yayın Tarihi : 6 Ocak 2011 Perşembe 00:38:08
Güncelleme :6 Ocak 2011 Perşembe 13:29:47


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?