Tevfik Fikret’in “Sis” şiirindeki gibi, ülkemizin ufuklarını, inatçı bir sis sarsmış… Gittikçe artıyor! Bu durumda, içimizde yalakalar, liboşlar, dışarıda da “dostlarımız” varken, düşmanlara hacet yok!
Türkiye’yi, Aşilin topukları misali, en hassas -can alıcı- yerinden, Türk Ordusundan vuruyorlar… Düşmanların maksatları mâlum, sözde “stratejik müttefiklerin” de kontrol edemedikleri gücü, kendi lejyoner- paralı asker yapmak maksatları da belli… Ya, içimizde ve başımızdakilerin, TSK’nin gücünü kırmak, hatta kaldırıp yerine, özel birlikler, “Nizam-ı Cedit” kurmak istemelerindeki maksat ne?
Sadece, Ordunun “vesayetinden” kurtulmak gibi sözde “demokratik” bir talep veya “entel ukalalık” mı? Hepsi bir arada; gerçek tehditleri görmezden gelerek, “militarizme”(!) karşı olmaktan, “vicdani retçilik” gibi psikolojik bir sendroma, askerlik hizmeti yaparken uyumsuzluklarından dolayı, üstlerinden yedikleri fırçalara kadar…
Eskiden, “ordu millet- millet ordu” anlayışıyla, askere davul, zurnayla, gidilirken, askerliğim meşakkatleri, seve seve, sineye çekilirdi… Askerlik yapmamak adeta züldü… Ne olduysa oldu, şimdi “vicdani retçilik” bahanesiyle veya düpedüz askerlikten kaçmak için rüşvet varıyorlar, kısa- “bedelli askerlik” vaadi, seçim malzemesi, oy yemi! Çağımızın “uygarlık” (!) düzeyine ulaşmış olmamızın gereği mi? Tefsire göre değişir.
Orduya karşıtların, başka bir gerekçeleri de var; Mehmet Altan gibiler, ”Yunan Ordusu tasarruf maksadıyla, küçültülüyor- biz de, Orduyu küçültelim” der. Düşman, sadece Yunanistan mı? Bizim, Yunanistan’a karşı bir emelimiz yok… Ya Yunanistan’ın?
Fakat bu adamların asıl sebepleri, amaçları başka: Türk Ordusuna karşıtlığın asıl sebepleri başka… Türk Ordusunu, TC'ni değiştirip, yerine 2. Cumhuriyetlerini kurmak amaçlarına, en büyük engel görürler ve de, bu “engel” yüzünden şimdiye kadar amaçlarına ulaşamadıkları için, intikam almak isterler! Erdogan’ın - geçmiş ve bugünkü söylemlerine bakın- yandaşların yazdıklarına bakın, bunu açıkça görürsünüz… Yabancı gözlemci ve yorumcular da, sırtlarında yumurta küfesi yok, böyle görüyorlar... Mesela NEWSWEEK dergisindeki analizde, Erdoğan’ın, 12 Eylül müdahalesinden dolayı “mağdurları” için gözyaşları döktüğünü, “askerler” tarafından yazılan Anayasanın “yırtılması” zamanı geldi” dediğini, AKP sözcülerinin, “Ordunun ilerlemeye en büyük engel teşkil ettiğini, şimdi Ordunun vesayetinden kurtulmanın zamanın geldiğini” ifade ettiklerini naklediyor…”İlerleme” acaba, hangi istikamette?...
Yabancı ülkelerde, AKP'nin, Orduya karşı operasyonlarını, hatta “hukuksuzluklara” rağmen, Erdoğan’ı, “Ergenekon sürecini” destekleyen devletler, aydınlar, Sivil Toplum Kuruluşları var.
Çok acı bir manzara. Kendi ordusuyla savaşan ve ordusunun gücünü her alanda kırmaya çalışan bir iktidar! Bir zamanlar en güvenilir kurum olan Türk Ordusunun şimdiki güven puanı acaba ne kadar? Sormaya korkuyorum… “Ergenekon iddiaları” yetmedi, ortaya her gün, çuvallarla, yeni fesat iddiaları dökülüyor… Generallerin, amirallerin, “fuhuş – uyuşturucu ve casusluk” iddiaları! Bunlar, Orduyla bir arada telaffuz edilemeyecek şeyler! Doğru olmasalar da, çamurların izleri kalıyor. Dünyanın bütün ordularında alt kademlerde bazen öyle yolsuzluklar çürük elmalar olur. Fakat bizde, mâlum gazeteleri televizyonlar, erlerin –astsubayların, eroin kaçakçılığı – cinsel taciz yaptıkları, iddialarını, büyük bir zevkle, manşetlere, ön sıralara çıkarıyorlar. Belki bazılarının maksadı, sorumsuz sansasyon ama “mâlumların” maksadı her vesileyle, Orduyu yıpratmak, millet indindeki itibarını kırmak!
Kendi ordusuna karşı bu kadar düşmanlık görülmemiş bir şey! Sonunda, kime yarar? Daha vahimi, Ordu kendi içinde de mücadele etmek durumun da; Komutanlar arasına, Subay ve astsubaylar arasına nifak sokuluyor!
Kendisini koruyamayan bir ordu gerektiğinde, düşmanlara karşı hangi şevkle savaşır? PKK ile nasıl mücadele edebilir? Bunun cevabını asıl ve en sonunda Genelkurmayın vermesi, önlemler alması gerekir… Acıdır söylemesi, yetkileri Ordunun elinden alındıkça, hiç sesi, çıkamayacak!...
Her olayda olduğu gibi özellikle Ordu hususunda referansımız, Başkomutan Mustafa Kemal Paşa… 14 Mart 1919’da, hem de Ordu yenik düştükten sonra, gerici “Hukuk-u Beşer” gazetesinde ordu komutanlarını suçlayan bir yazı üzerine, Paşa, kendi Ordusunu savunmak zorunda kalınca, şöyle yazmış: “Vatan ve millet için saflık ve masumiyetle ve her türlü mahrumiyet ve müşkülat içinde, namus vazifesini hakkıyla yapan Osmanlı (Türk) ordularını haydut ve ayni mahrumiyet ve müşkülata maruz ve yegâne dayanağı namus ve haysiyetinden ibaret olan adı gecen ordular komutanlarını sefil ve haydutlukla nitelemek ve teşhir etmek ne büyük ahlaksızlık ve ne sefil vicdansızlıktır. Osmanlı ordularını, onun namuslu komutanlarını bu suretle teşhir edebilmek kabiliyeti, ancak vatan ve milletin çökmesini, yok olmasını arzu eden bir alçakta bulunabilir."…
Aynen, Harp Okullarında, yoklamalarda Mustafa Kemal adı okununca, hep bir ağızdan, “Burada” diyenlere, şimdi, TSK’nin onurunu korumak görevi düşüyor.***
Irak neden ABD tarafından işgal edildi ! Çünkü Irak'ın ordusu çökmüştü/ çöktürülmüştü. Buna en yakın olanlarda İran-Irak savaşında Irak'ın Harp Karargahlarında görevli ABD' li ve Batılı Kurmay ordu subaylarıydı. Bunlar Irak ordusunun eften-püften bir ordu olduğunu ve milletle bağlarının kopuk olduğunu müşahade ettiler. Netice; bir bahaneyle 'koalisyon' kılıfı altında Irak' a girdiler. Hala oradalar. Çıkmazlar ! Kukla adamlarıyla at oynatıyorlar ! Osmanlıyı da o zamanlarda aynı yöntemle esir almışlardı. Bilindiği gibi ülkemiz tamamen işgal edilmişti. Bizim bir Atatürk'ümüz vardı ve kurtulduk. Bugün aynı "gevşetici oyunlar" oynanmaktadır. Millet sessizlik içinde olayları izlemektedir. Şunu unutmayalım ! Ordu top-tüfek değildir. Millet'tir. Bu millet şu veya bu ırk değildir. Misak-ı Milli sınırları içinde kaynaşmış, birbiriyle bütünleşmiş Ordumuzun ta kendisidir. Ordu bayraktır. Ordu Vatan' dır. Ordu Şereftir. Ordu namustur. Ordu ezandır. Türk Ordusu Türk Milletinin çelikleşmiş abidesidir...