ABD Cumhurbaşkanı George W.Bush, “ Türkiye’yi Komünizmden ABD kurtardı!” demiş… Bush’un üslubuna ve “derin” tarih bilgisine yakışan, çok yüzeysel ve en basitine indirgenmiş bir değerlendirme.
Kim, kimi, nelerden ve neden kurtardı –ve daha sonra da neler oldu? Türk-Amerikan ilişkilerimi de kapsayan, Üzerinde koca bir kitap yazılabilecek, çok boyutlu, dallı budaklı bir konu! Ucu bugünlere kadar uzanıyor. Hassas yerlere dokunuyor. . Bakın, bu sözler üzerine, liboş kesimlerden gelen tepkilerle, milliyetçi kesimsem gelen tepkiler arasındaki çelişki bile, ülkemizde, ,toplumda, bu konudaki duyarlılığı ve de çelişkileri gösteriyor.
Milliyetçiler. onurlu vatanseverler,böyle bır kalemde Amerikalılar tarafından kurtarılmış olmayı onurlarına yediremiyorlar…Ama karşı cenahtakiler ise, mesela, Oral Çalışlar’ın yaptığı gibi, eski kan Davaslarını ve kuyruk acılarını kaşıyorlar. Özetle, Komünist tehlikesi “hayali-,evhamı” yüzünden çok çekmişler… Hatta Komünizm aleyhtarlığı ve Sovyet tehlikesi darbelere de olanak hazırlamış!
GERÇEKLER
Her şeyden önce İkinci Dünya savaşından sonraki dönemi, Soğuk Savaş yıllarında İstanbul ve Ankara’da yaşamış bır gazeteci ve de o dönemdeki Türk Dış Siyaseti hakkında Amerika’da yayınlanan bır kitabın (*)yazarı olarak, i olarak salt gerçekleri kısaca tespit edeyim…
Zamanın Cumhurbaşkanı İsmet İnönü Savaş esnasında bır taraftan Müttefikler ve Almanya, diğer taraftan da Almanya ile Sovyetler arasındaki imce, hatta büyük maharetle Türkiye'yi savaş dışında tutmuştu. Ancak Sovyet Rusya, Almanya kendilerine saldırmadan evvel, Almanya ile uzlaştığı halde, Türkiye’yi, Boğazlardan Alman gemilerinin geçmesine müsaade etmekle suçlamışlar ve böylelikle savaştan sonra Boğanların ortak kontrolü gerektiği iddialarına zemin hazırlamışlardı. Daha Savaş sona ermeden Sovyet Rusya, muzaffer devletlerden biri olarak Türkiye ve Boğazlar üzerindeki sıcak denizlere çıkmak emellerini canlandırmıştı, Sonra bazı Ermeni profesörlerin iddialarını kullanarak, a Kars ve Ardahan’ı talep etmişti… Potsdam Konferansında Amerika ve İngiltere bu taleplere sıcak bakıyorlardı. Hele savaşa son anda katılan Türkiye bu şartlarda kendisini yalnız hissediyordu.
Roosevelt’in anı ölümüyle Roosevelt'in yârine gelen, tarih ve dış ilişkiler bilgisi sınırlı Harry S Truman daha sağduyulu davrandı. Türkiye’ye yeni tayin edilen ABD Büyük Elçisi Wilson veda ziyaretinde Sovyet Talepleri karşısında Amerikanın tutumunun ne olacağını sorunca hemen “Türklere söyle yanlarında olacağız” dedi. Bunum bana bizzat Wilson anlatmıştı Ve sonra Türkiye ve Yunanistan'a askeri ve ekonomik yardımı belirleyen Truman Doktrini Marshall ardımı askeri yardımlar Sovyetlere karşı direnme gücümüzü arttırdı.
Ülkemizdeki Sovyet yanlısı bazıları, mesela eski Büyükelçi Mahmut Dikerdem Ülkemiz uzarındaki Sovyet Taleplerinim uydurma olduğunu söylerler. Brüksel'den ahkâm kesen biri de şimdi bu iddiayı yinelemiş. Etmiş. Oysa bu talepler çok gerçekti ve belgelerle sabittir. O sırada Moskova da Büyük Elçi olan Ahmetli Sarper bana da anlatmıştı: Dışişleri Bakanlığına çağrılmış ve talepler yüzüne karşı yapılmış. Sarper Merkeze sormadan bu taleplerı oracıkta ret etmiş.
Daha önce de Molotof aradaki Saldırmazlık Antlaşmasını yenilenmek için Moskova’ya giden Türk Heyetini bekletmiş, adeta istiskal etmiş ve Pakt yenilenmemişti.
ABD’nin Truman Doktrini ve askeri ve ekonomik yardımlarla Türkiye’yi muhtemel bır Sovyet Saldırısına karşı desteklediği doğrudur da sonra aralan Bulut’un yazdığı gibi. Türkiye’nin, Sovyet-Komünist saldırganlığına karşı başlangıçta kararlı duruşuyla, Avrupa’yı Amerika’yı Sovyet saldırısından ve Komünizmden “kurtardığı” çok daha önemlidir. Kore savaşı NATO’ya –o da zorlayarak- katılmamızla Türkiye de dünyanın Avrupacın ABD’nin Sovyetlerden “kurtuluşunda" çıpa oldu. Ama daha sonraları Türk-Amerikan ilişkilerinde bunları gölgeleyen Johnson Mektubu ve silah ambargosu gibi yanlış olaylar var… Velhasıl. Soru, son tahlilde. Kimin kimi kurtardığına ve nedenlerine dayanıyor. Amerika eğer Türkiye yardım etmişse mavi gözlerimiz için yapmadı ve bunun dedelini de fazlasıyla ödedik. Yanı şimdi, önümüze bır fatura çıkarılmasına gerekte yok hoş da değil!
İÇİMİZDEKİ TEHLIKE
Fakat acı gerçek, o dönemde<yerli< Komünistlerimizin Allah rahmet eylersin Metin Toker’in, deyimiyle "kriptoların" çeşitli şekillerde Moskova’ya hizmet ettikleri Türkiye’nin Sovyet peyki olmasına sıcak baktıkları da ve 1960 devriminden sonra olanlarda KGB parmağı olduğu da r gerçek. Onlara Moskova yolunu göstermek boş değildi ama zaten o yollara girmişlerdi Sovyetler Birliği çökünce ne kadar hatalı olduklardı anlaşıldı. Vatansever olanlar hemen anladılar olmayanlar hala<direniyorlar.
Rus Federasyonu Dışişleri Bakancı Sergey Lavrov'u ağırladı. Birlikte işbirliği ve dostluk sözleri söylendi. Ve hakikaten de gerçekçi ve içtenlikle, batta Hatta Rusların Boğazlar üstündeki sıcak denizler emellerinden vazgeçtikleri de – mesela enerji hatları vb gibi konularda ortaya çıkar anlaşmazlıkları çıkana dek, doğrudur. Belki de bizi her alanda ABD den fazla destekleyecekleri de toplu durum gereği doğrudur.
Ancak Dış siyasette şartlar değişir dostlar düşman düşmanlar dost olur ana değişmeyen bır şey vardıor- jeopolitik koşullar ve milli çıkarlar!
TARIH NOTU
İsveç Kralı 16.Güstaf ve Kraliçe Sylvıa’nın Ankara’ya yaptıkları devlet resmi ziyareti, 17 -.18 yüzyılda yaşayan İsveç Kralı Demirbaş Şarlı hatırlattı, Bilmiyorum şimdiki hanedanla Şarl arasında a kan bağı var mı? Şarl önce Rusları yenmiş sonra da Potlava savaşında yenilmiş. Osmanlılara iltica etmiş ve Osmanlı topraklarında beş yıl misafir kalmıştı… Bilmiyorum Ankara’da bu olay hatırlanmış mı? Cumhurbaşkanımızın verdiği akçam yermeğinde, Kral hazretlerinin dedesinin 1934’de Atatürk’ü ziyaretlerinde verilen yemekteki mönü’nün tıpkıbasımı davetlilere verilmiş. Yeni mönüde keşke “ lahana dolması” olsaydı. Zira İsveçliler. Demirbaş Şarl’ın beş yıllık Türkiye konukluğundan ülkelerine döndüklerinde bazı hatıralar arasında “lahana dolmasını” da almışlar ve adeta milli yamakları yapmışlardı.
,(*)TURKEY&THE WORLD –Publıc Affaırs Presws-Washington–1957)
Yayın Tarihi :
1 Haziran 2006 Perşembe 12:03:37