Yüksek Seçim Kurulunun BDP’nin sözde bağımsız, “Hülle” adaylarının, adaylığını iptal etmesi, kime yaradı - kime yaramadı? Karar, hukuken ve yasalara göre doğru olsa da, sonucunda, “Kafalarda” bir süredir oluşturulan karışıklığa yeni bir unsur kattı… Kentlerde, sokaklarda uzun süredir devam eden PKK azgınlıklarını arttırdı ve adeta haklılık kazandırdı!
Bence, YSK'nın bu malum kişiler hakkındaki kararı, mevcut yasa maddelerine göre doğru. Bu hususta, kanunlar ve maddeleri arasında çelişkiler olsa da, sonunda, geçerli olması gereken Anayasanın maddesi… Yargıçlar, bu madde oldukça, başka türlü karar veremezlerdi! Allameler, ”YSK Kararı, yasal olarak doğru olsa bile, üyelerin günün ortam ve şartlarına göre ve kamu vicdanını gözeterek ve muhtemel neticelerini düşünerek kakar vermelidirler” diyorlar... Belki, bir dereceye kadar doğru; karar verilirken, gene kanunlardaki “Hafifletici sebepler” düşünülmeli, ama nereye kadar? Bu “sebepler” keyfi olur, hatta bazı yargıçların meşreplerine göre değişirse, ucu nereye varır? Hem, adaylıkları iptal edilenler yasalardaki boşluk ve karışıklık yüzünden şeklen seçilmek hakkını yeniden kazanacaklarsa, YSK üyeleri, onların geçmişteki yaptıklarını ve ilerde yapacaklarını hiç, nazarı itibara almayacaklar mı?
Ve şimdi TV ve köşelerinde, yargıçları, şartları ve tepkileri kale almamakla suçlayanlar, acaba aynı kıstası Ergenekon, Balyoz ve sair davalara uygulamazlar -amme vicdanını- tutukluların hallerini, adaletin uzamasını hiç düşünmezler!
YSK TARAFI…
Bu yazıyı yazarken henüz açıklanmamıştı… Her ne olursa olsun, sonuçta Kurul, şimdi bu durumda, tepkiler karşısında, kararından “çark” ederse, bu YSK’ya, itibarına hiç yaramayacak!.. Genel olarak, hukuk-yasa karmaşası yüzünden, “Adalet sistemimize” de yaramadı, gölge düştü.
ERDOĞAN CEPHESİ VE ÜLKE
Karar Erdoğan ve iktidarına hiç yaramadı- aksine uzun vadede ve hatta şu sırada zarar verdi… Muhalefete yaradı, liderlere iktidara vurmaları için fırsat sağladı.
Ancak “KARAR” Ülkeye hiç yaramadı… Ülkeyi bölmek isteyenlere, daha da azmaları için imkân verdi. Bundan sonra kamunun da kandırılmasıyla, PKK’nın bölücülerin cinayetleri, menfur emelleri, unutulacak-unutuluyor, mağdur ve mazlum pozlarında, Türkiye’yi bölmek yolunda, daha emin adımlarla pervacılıkla devam edebilecekler!
MEDYA
“Karar” onlarla birlikte, medyada ve akademya’daki gönüllü destekçilerinin işlerine yaradı, sakız gibi çiğneyecekleri bir konu çıktı; bu konuyu, PKK’nın terörünü, BDP'nin eylemlerini mazur göstermek… Leyla Zana'yı, Sebahat Tunceli, vb, “ateşte yakılan Jandark” gibi kutsayacaklar.
Bu müsait ortamda bu kadınlar azmazlar mı? Yandaşları-teröristler- azmazlar mı? Istanbul’da bile Türk Bayrağını indirip yerine PKK Bayrağı çekiyorlar.... Belediye otobüsüne molotof kokteyli atıyorlar… Bu medyadaki yandaşlarını hiç rahatsız etmez çünkü teröristler ne yaparlarsa yapsınlar haklıdırlar, şimdi her zamankinden fazla!… Önceki akşam, bir kadın çıktı “Kürt Sorunuyla, Terörü artık ayırmak gerek” dedi…
Şimdi, Bölücü hain ve katillerin, binlerce insanımızı katlettikleri, APO'nun deliller sabit olunca, idama mahkûm edilmesi, büsbütün unutulacak ve “umuduz APO”!
Hem bölücülere ve yandaşlarına göre, Türkiye’yi bölüp, üstünde “Büyük Kürdistan’ı” kurmak emelleri esastan haklı değil mi? “Zalim Türk devleti”, mazlum “Kürtleri” yıllar boyu ezmedi mi? Sormalı; bu kadar ezildilerse, devlette, askeriyede, iş alanlarında, en yüksek mevkilere, trilyonerliğe nasıl yükseldiler? Eğer “Büyük Kürdistan” kurulursa, bütün varlıklarını, işlerini, aşlarını bırakıp, oraya giderler mi? Hayır… Ama milyonlarca Kürt vatandaşı Türkiye’nin her yöresinde, kimse onlara engel olmadı… Ama bırakırsak “Demokratik Özerklik” isteyip nerdeyse bütün Türkiye’ye sahip çıkacaklar!... Bazlarına göre haklarıdır!
Terörü- cinayetleri unutup, “Kürt sorununu” barışçı yollardan çözmek isteyenler. Kürtçüleri haklı bulanlar, onlara “Büyük Kürdistan’ı” Türk toprakları üzerinde kurmak hakkını bağışlarken, nedense Türklerin varoluş haklarını kabul etmezler! Çünkü riyakârdırlar; polislere havayi fişek, molotof kokteyli hatta tokat atanlara kızmazlar da polisler kendilerini koruyunca, polisi suçlarlar! İstanbul’da, Belediye Otobüsünün ateşe verilmesi karışsında susarlar. Çünkü eşkıya ne yapsa haklıdır. Ve yardakçıları da riyakârdırlar!
Bismil’de bir gencin vurulması, azmalarına yeni vesile oldu. Önce onu vuran kurşun acaba kimden? Araştırılması gerek!…Uyarıyorum: Bu ortamda Bölücüler amaçlarına ulaşmak, iç savaşı tahrik etmek için halktan bir kişiyi, hatta bir fedailerini, kendileri vurup, suçu polise, askere atmak isteyebilirler!...
Dönelim “kime yaradı, kime yaramadı” sorumuza… Ve tekrar edelim: YSK kararı, APO’ya yaradı; çözüm için onun ağzına daha fazla bakılacak. Tabii PKK’ya da!
Paradoks olacak ama “Karar”, sonunda, kimin kim, kimin gafil, hain, işbirlikçi olduğunu ve halkımızın asıl büyük tabloyu görmesine, hala açılım fiyaskosundan sonra “Kürt sorunu yoktur" diyen, Erdoğan’ı anlamalarına yarayacak… Bizlerin haklı olduğumuz anlaşılacak, çok geç olmamışsa!...***
22 Nisan 1920:
Damat Ferit, İngiliz Yüksek Komiserliğine, tutuklanıp Malta'ya sürülmeleri gereken komutanlara ilişkin bir liste verdi bu kişilerin başında da Mustafa Kemal'i gösterdi. (Kaynak: "Vahideddin, Mustafa Kemal ve Milli Mücadele" Turgut Özakman. s: 269)
İstanbul'da yayımlanan ve Damat Ferit Hükümetinin yanlısı Serbesti, Alemdar ve Peyam-ı Sabah gazeteleri şu ilanı gazetelerinde belirtti: "İstanbul'da görevli ve açıkta bulunan yüksek rütbeli subaylar ile yöneticilerin derhal Personel dairesine başvurmaları, başvurmayanlar hakkında gerekli işlemlerin yapılıp cezalandırılacağı duyurulur." (Kaynak: "Türk Kurtuluş Savaşı'nda İrticai Olaylar ve İç İsyanlar" Necati Çankaya. s: 184)
(Kent Haber Sitesi' nin sayın direktörüne özel notum: 20 Nisan günlüklü "23 Nisan'a 3 Gün Kaldı" (8) rumuzlu yazım yayımlanmamıştır. Bu yazımı yayımlanamanız da takdirlerlerinize bırakılmıştır)