“Kürt Sorunu” nu, çeşitli boyutlarıyla, irdelemeye devam ediyorum… Bu konuda, “organize, karışık işlerden” sonra, sıra “organize edilemeyen karışık işlere” geldi!
Murat Belge, RADİKAL gazetesindeki son yazısında, Kürtçü HEP, DEP, DEHAP’dan sonra, AKP hükümeti tarafından, AB baskısıyla, cezadan ve ceza evinden “kurtarılan” ve devletin başköşelerinde ağırlanan, Leyla Zana ve şürekâsının kurdukları “Demokratik Türkiye Partisi”nden (DTP) “kaybedilen parti” diye söz etmiş… Belge, bu hareketin, bir Türkiye Partisi olacağını umut ederken, kendisine verilen teminatlara rağmen, heyhat, meğer DTP, Kürt-Kürtçü ve de APO’cu, bölücü bir parti oluvermiş! Kurucuları, TC Devletine sadakat ahdinde bulunacakları yerde hemen, APO’ya biat ettiler… Kuruculardan Hatip Dicle, APO’nun önderliği altında ve onun yolunda ve onun partisi olduğunu açıkça söyledi.
BELGE’NIN İTİRAFI
Her yazısında, bütün konularda, ahkâm kesen, feraset taslayan ve DTP ve selefleri diğer partilerle, ilişkilerini, hatta bunlara kurucu üye olmaya çalıştığını da itiraf eden Murat Belge, anlaşılan, ancak şimdi uyanmış ve hidayete ermiş; Şimdi, ben gene haklı çıktığım ”için, sevineyim mi, üzüleyim mi? Ben bunların hep böyle, bu yolda olduklarını, gördüm, yazdım söyledim de, bu kişilerle haşır neşir olmuş hatta birlikte kurucu olmayı düşünmüş bir köşe kadısı allame, daha önce nasıl anlamamış veya anlamak istememiş!
ORTAKLIK?
Murat Belge’nin bu Kürtçü geçmişli kişilerle ortak oluşum çabalarına girişmesinin hatta parti kurmak istemesinin sebebi, bizim aymaz, sözde aydınların şimdi yeniden vizyona sokmaya çalıştıkları, “Kürtlerin bu devletin kurucuları olduğu ve Mustafa Kemal’in de başlangıçta öyle düşündüğü ve konuştuğu” varsayımlarına dayanıyor, APO’nun İmralı’ya tıkıldıktan sonra sarıldığı, “Ortak Türk-Kürt Demokratik Cumhuriyeti” önerisine, Graham Fuller gibi ABD uzmanlarının tezlerine denk düşüyor… Ancak, Mustafa Kemal, Kurtuluş Mücadelesinin koşulları gereği düşündüklerinin, söylediklerinin, belki de umutlarının, altından çok sular aktı üzerinden de, 29 Kürt isyanı geçti! Ve bugünün Kürtçüleri, O günlerin, hatta Murat Belge’nin sözünü ettiği tek parti dönemini Kürt kökenli insanları, değil… Tek Parti döneminde Kürt aileleri mensupları, önce CHP de, sonra da diğer çeşitli Partilerde, Kürt kimlikleriyle değil ,Türk olarak, yer almışlardı. Hatta Batı yörelerinde ıskan edilen ağa çocukları da, Türklüğe entegre olmuşlar ve devlete, vatana sadıkane hizmet etmişlerdi.
Ancak, bugün başka umutlar yeşermiş durumda… Gene de, bu ülkede, hep birlikte yaşamak ortak kaderlerini, bu ülkede, hep birlikte yaşamak bilen, Türk milliyetçisi Kürt kökenliler var. !
Bunu, Mustafa Kemal, “ Ne Mutlu Türküm diyene!” ışı, gönüllü aidiyet ifade eden çağdaş milliyet ve milliyetçilik konseptiyle sağlamıştı… 1960’larda,ülkede kaynatılan cadı kazanından nifak çıkana ve son zamanlarda da alt kimlik-üst kimlik zırvaları ortaya atılana dek!
Murat Belge’nin bir gafleti de, bugünkü “silahlı direniş hareketinin” yani PKK “serhıldanının” Kemalizm’in, Kürtleri Türklüğe ve devlete bütünleşmiş etmek ve kazandırmak çabalarına atfetmesi, Ne var ki, aslında, Belge’nin DTP’ nin ve önceki Kürt hareket ve partilerinin, Türkiye partileri olamamaları konusundaki hayal kırıklığına sebep olan gerçeklerle, daha önce, 1990’larda Aydın Güven Gürkan, Abdullah Baştürk ve diğerleriyle birlikte içinde bulunduğu ve sosyal demokratları, komünistleri ve Kürtleri birleştirmek için tasarlanan “ yeni oluşum” hareketinin, başarısız olmasının sebepleri aynıdır.
Bu oluşum da, Kürtçüler tarafından, rahmetli Gürkan’ın deyimiyle, bambaşka bir partinin “ kimyasına” dönüşmüş, bozulmuştu. Kısacası, Belge’nin bugünkü hayal kırıklığı ile 15 yıl önceki hayal kırıklığının kökenleri aynı! Kürtçülerle ortak bir parti kurmak mümkün olamayacağı gibi, Kürtlerle,Türklerin “ Ortak” bir devlet kurmaları eşyanın tabiatına aykırıdır! Bu böyle olduğuna göre, Türkiye’nin birliği ve bütünlüğü için, tek gerçekçi ve çıkar yol Mustafa Kemal’im “kimyası”dır. Ve milliyetçi solla, milliyetçi sağı, aynı vatansever amaçta birleştiren, Kuvvay-ı Milliye ruhunu yaşatacak “Kızıl Elma” oluşumu, bunca hayal kırıklığından sonra, ülke çıkarları açısından, daha gerçekçi değil mi?…