19
Mart
2026
Perşembe
ANASAYFA

Latife Hanım’ın Evrakı Metrukesi

Gazi Mustafa Kemal’in ilk ve tek eşi Latife Hanımın mektup ve günlüğünün açıklanmayacağını Türk Tarih Kurumu Başkanı Sayın Profesör Yusuf Hacaloğlu bildirdi ve çok da doğru bir karar verdi. Onu bu doğru kararı vermeye teşvik eden de özellikle Emin Çölaşan oldu.. Bazı devlet belgeleri bir süre geçtikten sonra açıklanabiliyor. Ancak bu evrak devlet belgeleri değil, özel mahrem evrak... Daha önemlisi Gazi herhangi bir kişi, Latife Hanım da herhangi bir eski eş değil.

Bu evrakın tarihe gömülmesi gerekir. Çünkü sayın Hacaloglu’nu tenzih ederim, Mustafa Kemal Atatürk düşmanları, bu evraktan Mustafa Kemal’in şahsiyatı, hayatı hakkında, onu aşağılamak için neler bulabiliriz diye, akbabalar gibi bekliyorlardı. Hatta bu evraktan siyasi getiri bekleyenler de vardı.

Ben eminim ki bu belgelerde asla Mustafa Kemal’i küçük düşürebilecek hatta Latife Hanımefendiye karşı tutumunda eleştirilebilecek bir husus yoktur.

Ancak, daha somut belge vb. olmadan Mustafa Kemal konusunda bazı kitap ve son zamanlarda internet sitelerinde ne alçakça iddialar, yalanlar ve dedikodular dolaşıyor! Zaman geçtikçe bunlar artıyor. Bizim kuşağın vazifesi Çölaşan’ın yaptığı gibi bu alçaklıklar ve alçaklarla sonuna kadar mücadele etmek!

Latife Hanım konusuna şimdiye kadar özenle girmedim. Oysa bu koynunun bir bakıma yaşayan tanığıyım. Latife Hanımefendiyi tanımak ve elini öpmek imkanım olmuştu… Hatta ben onu, onun beni tanımasından sonra tanımıştım. Anlatayım;

Tabi babam Kılıç Ali, amcam Mustafa Kemal’in yaveri Muzaffer Kılıç, babaannem, annem ve halalarım onu Ankara’da yakından tanımışlar, dostu olmuşlardı. 1924’de Çankaya’da birlikte çektirdikleri fotoğrafları var. O yıl ben doğuyorum ve Latife Hanımefendi bana “Altemur” adını veriyor… Aynı adı yaşıtım olan – merhum Hamdullah Suphi beyin oğlu Altemir Tanrıöver’e de veriyor. Ama ben Altemur o ise Altemir oluyoruz…

Annemden, halalarımdan Latife Hanım hakkında çok şeyler işitmişimdir. “Çok münevver, kibar, asil bir hanımdı ama asaletini fazla vurgular hatta Mustafa Kemal’i bastırmak isterdi… Sonunda Gazi, onun bu kraliçelik taslamasına ve hayatına fazla müdahale etmesine dayanamadı” derlerdi. Babam da yeni yayınlanan anılarında aynı şeyleri yazıyor.

Bana sorarsanız onların gönlü Fikriye Hanımdan yana idi. Amcam Muzaffer Kılıç’ın da öyle! Hatta Latife Hanım sonra Çankaya’ya gelen Fikriye hanım için “savın gitsin” dediğinden Amcam “Ben yapamam.. O bizim güç günler arkadaşımızdı… Çamaşırlarımızı yıkadı, söküklerimizi dikti, kahrımızı çekti” diye direnmiş.

Ben Lise örgencisi iken, kimseye haber vermeden, Latife Hanımı Ayazpaşa’daki ahşap evinde ziyarete gittim. Ben lütfen kabul etti, ellerini öptüm… İçinde bir ukde vardı; amcama babama herhangi sebeple, kırgın olup olmadığını sordum… “Hayır” dedi, “ikisi de bana çok efendice davrandılar” dedi…

Babamın söylediklerine gelince; otuz yaşlarımda babama Mustafa Kemal’in özel hayatına, Latife Hanıma ve Fikriye hanıma dair sorular sormaya kalktım. Sebebini de şöyle anlattım; “Atatürk hakkında çok dedikodular çıkaracaklar. Bunları gerçeklerle önlemek gerek”

Babam o yaşımda beni nerdeyse dövecekti; hışımla “Bana bak senin böyle sorular sormaya hakkın yok… Benim de cevap vermeye ne hakkım var ne de devlet ve insan terbiyem müsait. Bu konuda bildiklerim ve öğrendiğim devlet surları benimle mezara gidecek” dedi… Bu, onun bir şeyleri gizlemeye çalışması değildi; devlet anlayışının ve Atatürk sevgisinin gereği idi!
Yayın Tarihi : 6 Şubat 2005 Pazar 01:00:56


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?