31 Mart 1909’da, İstanbul’da, gericiler “şeriat isteriz” diye ayaklanmışlar ve bazı aydınları, “mektepli” subayları, şehit etmişlerdi… 31 Mart olayı, 1930 yılındaki Menemen Olayı gibi irtica tehlikesinin ibretle hatırlanması gereken bir numunesidir.
Bu olay’dan söz edilince, hep aklıma, ünlü karikatürist Cem’in zamanının KALEM dergisindeki karikatürü gelir… İsyanı bastırmak için Selanik’ten İstanbul’a gelen ,” Hareket Ordusunun ” zabitleri, bir isyancıyı yakalamışlardır…”Softa” olduğunun nereden “malûm “ olduğunu sorarak direnen mürteciye, zabitler, softa ağzıyla “ayın’ları çatlatarak ,“ mâalumdan malûm –yürrü “diye cevap verirler!
ARINÇ’IN ÇIKIŞLARI
23 Nisan Milli Egemenlik Bayramı kutlamalarında, TBMM Başkanı Bülent Arınç’ın anlamlı bazı çıkışları, konuşmaları, Sayın Başkanın niyet ve maksatlarının ne olduğu hususunda soru işaretlerine vesile teşkil etti. Özellikle, Anayasa'nın değiştirilemez z 24.maddesinde tarif edilen Laik’liğin yeniden tanımlanması ve yorumlanması hususundaki önerisi, kendisi hakkındaki tereddütlere ivme kazandırdı. Devlet Bakanı Abdüllatif Şener’in dediği gibi, bu madde yeterince açık! “Bu sözlere şu sırada ne gerek vardı ki?”.
Bu konuda, Arınç’ın maksat ve siyasi misyonu hususunda, ilk şüphe işaretlerini, 2002 Kasım ayında, AKP iktidara geldikten hemen sonra, naçizane, ben vermiştim. Meclis Başkanlığına seçilen Bülent Arınç, türbanlı eşini Ankara Hava Alanına götürünce, buna tepki gösterilmişti. Ben, o sırada TÜRKİYE gazetesinde yazıyordum. Bu konuya köşemde değinmedim, ama HABERTÜRK Televizyonu tarafından yorum istenince, Sayın Arınç’ın ileriye doğru bazı mesajlar verdiğini söyledim.. Kısacası, Arınç’ın Cumhurbaşkanlığına “oynayacağını” ve de Recep Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül’le rekabete girişeceğini, daha o zamandan, tahmin etmiştim… Haklı çıkıyorum!
Kanaatimce, Bülent Arınç cerbezesi, güzel konuşması, bilgisiyle ,- ve de argo, küfürlü konuşmadığı, için- hem Erdoğan’a hem de Gül’e fark atar, ancak Laiklik, Atatürkçülük. Cumhuriyet rejimine bakışı açısı da, “biraz daha da farklı”!
Arınç, 2002’dem bu yana da, konuşma ve hareketleriyle aynı yolda bilinçli bir şekilde yürümekte… 23 Nisan Milli Egemenlik Bayramı vesilesiyle sargıladıkları ve konuşmaları da, bir müsademe rotasında pervasızca ilerlemekte kararlı olduğunu teyit ediyor.
Son hareket ve konuşmalarını burada irdeleyecek değilim, fakat bazı rahatsız edici noktalara temas etmeliyim. 23 Nisan kutlamalarında TBMM Başkanlık Kürsüsüne, geleneksel olarak küçük çocuklar çıkar ve konuşurken, bu yıl kürsüye 21 yaşında IHL'li bir delikanlının çıkıp, adata meydan okurcasına, ateşli bir konuşma yapması, herhalde Sayın Bülent Arınç’ın bilgisiyle ve direktifleriyle mümkün olmuştur. Bu “şov”a, hem de TBMM Başkanlık kürsüsünden, şu sırada, ne gerek vardı?
. Başkanın kendi 23 Nisan konuşmasında bazı belli “kurumlara” atıflar yapması, o “bazı kurumların daha öncelikli ve üstün olduklarını “vehmetmediklerini… Ve “artık yıllardır sorun üreten kurumun kaldırılması bu kurumundan, elitist anti- reformculardan gelen tepkiler nedeniyle kapatılamaması” şeklindeki sözleri , hangi kurumu veya kurumları kast adıyor? Arınç’ın bazı “kurumları” töhmet altında bırakmamak için, ne demek istediğini ve hangi “kurumlardan “ rahatsız olduğunu açıkça söylemesi gerekirdi. Yoksa, “Mâalûmdan malûm” mu diyeceğiz? Herhalde “Arif” olanlar anlamışlar ve mesajı almışlardır!
Arınç konuşmasında, “Tek Anaysa vardır” diyor ama bu Anayasanın da, herhalde kendi düşüncelerine göre değiştirilmesini de istiyor..Dvletin temel, geleneksel belgelerinden olan, “Kırmızı Kitap –Gizli Anayasa dediği “Milli Güvenlik ve Siyaset Belgesine” –itiraz ediyor. Kendisi herhalde bu belgenin içeriğinden haberdar edilmiştir ve belki de bu belgenin laik rejime karşı irtica tehlikesine konan kırmızı çizgilerden hoşnut değil!
TARAFSIZLIK
Sayın Bülent Arınç’ın, siyasi hedef ve maksatlarının hatta hırsının bulunması, tabii, hakkıdır. Olmasaydı şüphe etmek gerekirdi. Arınç ın yetiştiriliş tarzı ve nereden aydınlandığı, feyiz aldığı da mâlum olduğuna göre, TC Rejimi, laiklik. Milli Eğitim ve hatta Atatürk konusunda kendisine has fikirlerinin bulunması da mâlum ve doğaldır. Ne v ar ki, O, şimdi TBMM Başkanı olarak Devletin zirvesinde , tabir caizse- ve maazallah-, Cumhurbaşkanlığına “bir nefeslik, bir kalp atışlık” mesafededir. Muhtemelen bu yüce makama aday olacak. Günlük siyasete müdahale etmemesi, tarafsız olması ve özellikle ilke konularında dikkatli, özenli olması gerekir! Ve işte bunun için de, son zamanlardaki bazı konuşmalarını ve hele son konuşmalarını yadırgadığımı ve şu bağlamda tehlikeli bulduğumu, Milli Egemenlik Bayramı vesilesiyle, yüce makamına ve mevkiine yaraşır daha tarafsız, birleştirici ve tartışma yaratmayacak bir konuşma yapmasının daha uygun olacağı hususundaki kanaatimi de naçizane, saygılarımla arz ederim.
. Ancak acı olan da şu ki ,süratle yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçiminde, görünürdeki adaylardan hangisinin daha “ehven” olacağını düşünmek durumundayız !
ANAYASA’NIN 24. MADDESİ:
“Herkes, vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir…14 üncü madde hükümlerine aykırı olmamak şartıyla ibadet, dini ayin ve törenler serbesttir… Kimse, ibadete, dini ayin ve törenlere katılmaya, dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz… Din ve ahlak eğitim ve öğretimi Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Din kültürü ve ahlak öğretimi ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır. Bunun dışındaki din eğitim ve öğretimi ancak, kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanuni temsilcisinin talebine bağlıdır. Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasi veya hukuki temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasi veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla, her ne suretle olursa olsun, dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz.”