20
Mart
2026
Cuma
ANASAYFA

Medya Rezaletleri


“France Soir” gazetesi yazarlarından Pierre Lazaref’in yazdığı, Türkçe de yayınlanan bir kitap vardı: “Fransa’da Basın Rezaletleri”… 

Konusu 2.Dünya Savaşında Fransa’nın, içinden, çökmesine sebep olan, bir kısım basının ve yazarların “rezaletleri”! Şimdi de, “Türkiye’de Medya Rezaletleri” diye bir kitap yazılmalı; Ancak, kimlerin, hangi gazetelerin. Dergilerin ve TV Kanallarının, bağlantıları, nerelerden beslendikleri ve kamuoyunu ne kadar aldattıkları, bir tek kitaba da sığmaz! Bu rezaletler ,“Ergenekon” dolaysıyla, artık ayyuka çıktı… “Soruşturmalardan” , kanunlara, adalete, hukuka – ve ahlaka aykırı olarak haber sızdırmaları, her gün yayınlanmaları - bilgi kirletilmesi - , o kadar kesif ki, bu rezaletlerin kokularını, Avrupa’nın bütün “lavantaları” bile temizleyemez!

SABAH ÖRNEĞİ

En son rezalet örneği Sabah Gazetesinin önceki günkü manşeti; ABD Başkonsolosluğu saldırısı hakkında; “Ergenekon Kokusu”! Ben aynı günkü yazımda –“Ergenekon Yapmıştır” diyeceklerim çıkması ihtimali karşısında, “artık bu kadarı olamaz” sonucuna varmıştım! Ama bu kadar rezilcesi de oldu ve “Çalık gurubu” gazetesi SABAH’IN, Yazı İşleri Müdürü Babahan da, bu rezilliğe imzasını attı! Bu rezalete, SABAH yazarı Hıncal Uluç da isyan ediyor: O da, olayı anında canlı yayınları izlerken. Benim gibi, “"Bakalım bu olayı Ergenekon'a en evvel kim bağlayacak" diye düşünüyormuş …” İnanın aklımda sadece Nöbetçi Komplo Teorisyenleri vardı.” Diyor “Ama onlardan biri değil, biz yaptık. Yani Sabah!”.Ve Hıncal soruyor; “Şimdi Sabah'ı her sabah hazırlayanlar, neden özen göstermiyor, tam tersi kör parmağım gözüne, yangına körükle gidiyorlar? “. "Ergenekon'un finansörü" dedikleri kişinin 13 ay hapiste kalıp, suçunu öğrenmeden, mahkemeye çıkarılmadan, yargıcını görmeden kanserden ölmesini ve parasızlıktan cenazesini devletin kaldırmasını görmezden gelmek, haber değerinde bulmamak, hele de "Demokrat, İnsan Hakları Savunucusu" kimliği konusunda mangalda kül bırakmayan Sabah'a yakışır mı?” ... Önüne gelene "Faşist" diye küfreden Aslan demokrat köşe yazarlarımızın bir teki bu korkunç "İnsanlık Suçu"nu "Nedense" ele almazken. Şimdi dünkü manşet! Ergenekon Kokusu!”. Hıncal’ın bu zehir gibi sözlerine karşı, Babahan’ın savunması; demagojik, cart curaları, “Ok Meydanında buhurdan gibi” kalıyor. Çamur atmak şu sırada kolay, ama SABAH’IN sözde “güneşi”, balçıkla sıvanamıyor!

SABAH’IN, “Çalık gurubunun” dergi ve televizyon kanallarının, bağlantıları –arkasındakiler aşikâr! Diğer Holdinglerin medya guruplarının, olası Hükümet baskısı ve korkusu, yüzünden “ne şiş yansın ne kebap” tavırları ve bu tekel, “Medya Rezaletlerinin” bir başka boyutu!

Bu medya "tekeline" karşı, şimdi güçlenen, Hukûmete, “çok” yakın –AKP iktidarı sayesinde kurulan ve büyüyen “Çalık” gurubu var! Adeta “Doğan’a” karşı Erdoğan’ın has adamı “Ahmet Çalık!”! İki gurup arasındaki rekabet doğru haber vermek konusunda değil; bir tarafta, İktidara hizmet etmek, diğer tarafta da, İktidarı fazla kızdırmamak hususunda!

“Yeni Aktüel” dergisinde savcı Zekeriya Öz’ü savunan uzun bir yazı, bir de “Yakaladım Darbeni Paşam” başlıklı yazı var! Bu dergi kimin diye baktım : “Çalık grubunun” !

KOMPLO TEORİLERİ

Eğer, ben de “bilgi kirlenmesine” katılsam ve komplo teorileri icat etseydim, Özden Paşa Günlüğünün “daha önce, daha Ergenekon’a adı yokken ,-NOKTA dergisine- kimler tarafından nasıl sızdırıldığı hususunda şüpheler ortay atardım! Savcı Ergenekon davasında ”zımni”,” delil, “karine”,teşkil edebilecek, bu günlüğün sahibi acaba neden sorguya çekmedi? Ve şimdiki manşetlerde dendiği gibi, ”şok bir şüphe”; Acaba bu günlükleri, Amiral Özden’in oğulları, patronları Çalık'a hoş görünmek ve hizmet etmek için mi, NOKTA dergisine sızdırdılar?

NOKTA dergisi kimin sponsorluğunda yayınlanıyordu?... Alper Gümüş kim? Şimdi, malum, Ordu düşmanı fesat ve tezvirat TARAF’IN ateşli köşe yazarı! Ve TARAF’IN altında, arkasında, kimler var? Eğer biz de McCarthy’cilik yapacaksak ve insanları ilişkilerinden, hatta tesadüfen birlikte çekilmiş fotoğrafları yüzünden suçlayacaksak, ”malzeme” çok!

BUGÜN

“İddianame” 13 ay sonra, inşallah, nihayet bugün İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Engin tarafından açıklanacak! –Engin daha önce tutuklamalardan haberdar edilmediğini söylemişti – şimdi de “İddianamenin” içeriği ile ilgisi olmadığını görevi gereği açıklayacağını ima ediyor!

Bakacağız, eğer görebilirsek, anlayabilirsek, Zekeriya Öz’ün, 2500 sayfalık, bina boyu klasörlerinde, neler var! Ben, bu safhada, gerçeklerin – ama hiçbir şüpheye meydan bırakmadan ve evrensel hukuk karinesine “herkesin suçları sabit olana kadar” Mahkûm edilmeyeceklerine göre, artık “herşeyin” –Ama “herşeyin”, açıklanmasından yanayım! Ancak korkarım ki açıklama-“açıklayamama”, ülkeyi ve kafaları büsbütün karıştıracak! İnşallah yanılıyorumdur!

Fakat merak ettiğim bir şey var: Bunca insanı tutuklatan ve kanunlara rağmen, bir yıl “gözaltında” tutan, Sayın Savcı Öz, acaba “bilgilerin sızdırılmasına” neden mani olmadı? Yoksa bunun “yararlı mı olduğunu”, “bilgi kirletilmesinin”, kamuoyunda müsait-mümbit zemin “hazırlamasını” mı umdu? Aksine, bu yöntemin; iddiaların gülünç hale getirilmesinin, davanın ciddiyetine halel vereceğini hiç düşünmedi mi?

Yayın Tarihi : 14 Temmuz 2008 Pazartesi 09:17:09


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?