Bugünkü – 2008 Mayıs’ındaki ahval ve şeraiti özetlemek için, akla birçok deyimler geliyor: “Ülkenin çivileri çıktı” . “Olaylar, iyice çağrından çıktı… İşlerin cıcığı çıktı”.”Tuz koktu” ! …Ve bu sırada “ipler” kimlerin elinde! Bunlar, durumu, uzun yazılardan ve akademik değerlendirmelerden çok daha veciz bir şekilde özetliyor!
Ne dünyada, ne de Türkiye’nin yakın tarihinde hiçbir hükümet, hemen, hemen bütün kesimleri ve kuruluşları, böylesine karşılarına almayı “başaramamışlardı”! Ve Türkiye’de “laik- ulus devleti” bu kadar tehlikede olmamıştır!
DEMOKRASİ
Ama diyeceksiniz ki, AKP %47 ile seçilmiştir ve belki de, şimdi, bu destek %50’leri geçmiştir! …Paradoks: “mağduriyet sendromu” iktidarın işine yarıyor. Ve “demokrasi var”; Parlamentoda bu AKP’nin ezici ekseriyeti var! …Adalet bakanına göre bu “Bu milli iradeye “ram” “ olmak gerekir!
RAM OLMAK…
Sayın Bakan, galiba, “Ram olmanın” ne demeye geldiğini bilmiyor ve bunun için de, istemeyerek, asıl gerçeği, ifade etmiş oldu; “ram” olmak “boyun eğmek” demek! … Kadın, tecavüze uğrayınca- karşı koyamayınca- “ram oldu” yani, “naçar, boyun eğip, razı oldu” derler… Bilmem anlatabildim mi?
Evet, Türkiye- Türk milleti, şimdi bu “çoğunluk despotizmine” Meclisteki, otomatik, “indir kaldır “ demokrasisine “râm olmuş” durumdadır. Ama ne zamana kadar? Başbakan yakın tarihi hatırlamalı! Ancak Recep Tayyip Erdoğan’ın gözleri açıldı mı? Sanmıyorum; hala duvardaki yazıları göremiyor, kükrüyor gürlüyor! Ancak 27 Mayıs öncesinde olduğu gibi. Otobüs, bu sefer freni patladığı için değil, direksiyonu elinde tutanın geri vitese alamadığı için, makûs kaderine doğru yuvarlanmakta!
Devletin temel kurullarının –Yargıtay’ın Danıştay'ın, rektörlerin, bu durumda, bu tehlikeli gidiş karşısında “hatırlatma” bildirisi yayınlamalarına, hem iktidar, hem de sözde aydınlar tepki gösterdiler… Onlara göre, “Kapatma Davası” konusunda, AB ve komiserleri, yabancılar, Türk Yargısını uyaracaklar hatta tehdit edecekler ama Türk yargısı, yaklaşan tehlike hususunda uyarıda bulunmayacak!
MEMO- HATIRLATMA!
Bir defa Yargıtay ve Danıştay bildirileri eğer, ”Muhtıra”- veya ”Y Muhtıra” ise, 27 Nisan’daki Genelkurmay bildirisi de “E – muhtıra” ise, hatırlatalım; “Muhtıra”, yani “Memorandum- Meme”, “hatırlatma” demektir! Bu hatırlatmalar kale alınmazsa, Onları, AB ve sözde aydınlar, mukadder akıbetten, kurtaramayacaklardır!
AYDINLAR!
Önceki akşam Ahmet Hakan’ın, “Tarafsız Bölge” programını izlerken ekrana atmamak için, kendimi güç tuttum! “Prof” Eser Karakaş ve Niyazi Ökten bu “muhtıralara” karşı çıtılar. Bunların ve “Kapatma Davasının” yanlış, gayrı hukuki olduğunu söylediler. Barolar Birliği Başkanı Özok ve Prof Arzak, AB’nin - Yabancıların, Parti Kapatılması hususunda, hariçten “gazel okuduklarını ” söyleyince de “Mademki AB'ne girdik bir kere bu müdahalelere “ram” olmalıyız demeye getirdiler. Siz şu çelişkiye bakın; TÜRK Yargısı uyarmayacak ama AB’nin, ne idükleri ve Türkiye hakkındaki bilgi ve bildikleri belirsiz bazı yabancı adamlar; “Partiyi kapatırsanız fena olur” diyecekler tehdit edecekler. AKP Hükümeti de Yargı Reformu projesini önce onlara danışacak! Buna sadece “milli onur” değil, salt mantık isyan eder.
Ama “AB Süreci”- tövbe tövbe-âdete öylesine “Allah kelâmı” olmuş ki, Prof Arzak ve Özok “AB’ne isteyerek girmiş olsak bile, AB’nin, bunca dayatmalarından ve kötü sicilinden –Kıbrıs ve Güneydoğu konularında yaptıklarından sonra, zaten, asla tam üye kabul edilemeyeceğimiz AB’nin boyunduruğundan, gerçek “milli irade ile kurtuluruz’” diyemediler!
GAPI GAPTIRMAK!
Başbakan Temmuzdaki mahalli seçimler yaklaşırken GAP çıkarması yaptı… 1970’de Süleyman Demirel’in inisiyatifiyle büyük heyecanla, başlatılan Dicle-Fırat üzerindeki baraj ve tesislerle bölgeyi kalkındıracak bu proje, bunca para döküldükten sonra –İktidara gelen AKP, ülkeye de taş üstüne taş koymadı ve fakat malını mülkünü, topraklarını, yabancılara peşkeş çekiyor, GAP projesini, 1998’den sonra, neden alargaya aldı! Ve şimdi, Sayın Başbakan GAP’ı birden hatırladı? Tabi Güneydoğu oyları için! Oysa bugün asıl sorun, eğer uyanmazsak, “Gaf’ı” sonunda, ”kimin” “gapacağı” ?
Erdoğan Diyarbakır’da , “Tek vatan tek millet tek bayrak” diye mangalda kül bırakmadı… Ama acaba neden, özenle, “Tek millet” demedi… Buna da – daha önceleri, Türk “milleti” ve “Türklük” hakkında, söylediklerinin yanında, bir “mim” koyun!
Bizlerle onların arasında, büyük frekans farkı ve kan uyuşmazlığı var: Erdoğan, AKP, “oy” peşinde- başlıca tasaları ne pahasına olursa olsun, İktidarı kaybetmemek! Bizlerin tek tasası ise, “Atatürk’ün Cumhuriyetini - ulus devleti kaybetmemek! … Ve bir tarafta “milli onur” - Diğer tarafta ise, siyasi-nakdi “ getirim!