19
Mart
2026
Perşembe
ANASAYFA

Milliyet, “Doludizgin”

Son günlerde beni mutlu eden, iki olay oldu… Türkiye’nin hem ilk, hem de önde gelen GSM operatörü TÜRKCELL, yabancı ellerden kurtuldu, Türk ellerinde, Mehmet Karamehmet’te kaldı… Ama beni kişisel olarak çok mutlu eden olay, yıllarca emek verdiğim, harcında biraz katkım olan, MİLLİYET gazetesinin, aslına dönmesi, kurucusu rahmetli Ali Karacan’ın torunu, okul arkadaşım Ercüment Karacan’ın oğlu, Ali Karacan ve dostlarım Demirören’ler tarafından satın alınması!… Önce, bu, Türkiye’nin önde gelen gazetesinin yeni sahiplerinin, meslekten bir ailenin oğlu, Ali Karacan’ın ve ortağının da vatanseverliklerini yakından bildiğim Erdoğan Demırören ve oğlunun eline geçmesi, benim içimi rahatlattı.

Şu sırada Karacan ailesi ve Milliyet 'in, Sadun Tanju tarafından yazılan DOLU DİZGİN adlı kitabı, İş Bankası Kültür Yayınları tarafından yeniden yayınlandı… Rahmeti Ali Naci Karacan’ın “Lozan Zaferi”nin kitabını yazdıktan, Siirt Mebusu Mahmut Bey’in Milliyeti’ni canlandırmasından, torunu Ali Karacan’a kadar “doludizgin” giden bir medya öyküsü…

Halen Milliyet’te köşe yapan Hasan Cemal, her nedense, galiba, yeni dönemde kendi geleceğinden işkillenmiş… ”Satıldık”, keşke çalışanlara da bir sorulsaydı, gibilerden tarizde bulunuyor… Ali Karacan’ın nazikâne fakat anlamı cevabı; "Babamın gazetesini geri alırken çalışanlara mı soracaktım".

Önce, sormalı: MİLLİYET, Aydın Doğan Bey’e satılırken, çalışanlara sorulmuş muydu?

Tabii ki, Gazete, fabrika-banka değil, ama zamanımızda, medya organları belki de kaçınılmaz olarak, Holdinglerin malı oluyor ve de acıdır, kaderi Holdinglerin çıkarlarıyla eşleşmiyor.

ÇİZGİ

Burada sınır, gazete çalışanlarının yazarlarının sağduyusu ve olası baskılara karşı direnmeleri! Dürüst, vatansever yazarlar aynı gazetedeki “ötekilere” rağmen, şimdiye kadar, MİLLİYET’İ mümkün olduğu kadar, eski “çizgisinde” tuttular!... Bu tarafsız, dengeli ve dürüst çizgiyi, rahmetli Abdi İpekçi, DURUM başyazılarında çizmişti… Abdi, haberlerin defalarca kontrolden geçirilmesi kuralını koymuştu… Gazetenin sahibi Ercüment Karacan da, sonuna kadar Onu desteklemişti… Nereden mi biliyorum? Biliyorum, çünkü orada ben de vardım!...

Aydın Bey, gazeteyi aldıktan sonra gazetedeki bazı yazarların bu çizgiden sapmaları, beni rahatsız etmiş ve Aydın Bey’e tarizde bululuştum… Cevabı: “Bizim gurup, market gibidir, her cinsten bulunur.”

Benzetme biraz yakışıksız, fakat esasında doğru; bir gazetede, dergide, TV kanalında karşıt görüşler yer alır -almalıdır da- ama ölçüyü, dengeyi kaçırmamak şartıyla! Ve bir “mim” koyalım; Hasan Cemal’in dediği gibi, “gazete, banka, fabrika değildir, ama “market” de olmamalı!

Ancak, Allahı var: Doğan Bey, Holding sahibi olduğu ve iktidarın baskılarına tehditlerine hatta ceza kesmesine karşın, baskılara, fazla boyun eğmedi- ödün vermedi ve iktidara muhalif yazarları muhafaza etti.

MİLLİYET ÖYKÜSÜNDE BEN

Mademki MİLLİYET’İN öyküsünden söz ediyoruz; anılarımı kısaca anlatayım… Önce, hayatta yaptığım iyi şeylerin başında, yeni “MİLLİYET” kurulurken, Ali Naci Bey, Ercüment Karacan, Genel Yayın Müdürlüğü için, beni düşünmüşler… O sırada, hayalimi -Devir Dergisini çıkarıyordum- kabul edemedim ve bu görev için Osman Karaca’yı ve İstanbul Ekspres gazetesindeki, başarılarından tanıdığım Abdi İpekçi'yi tavsiye ettim. Osman kabul etmedi… Abdi, Kore’de vatan görevindeydi… Ona mektup yazdım; “Gelir gelmez beni ara” dedim.. Terhis edilince aradı ve ben de elinden tutup, Karacanlara götürdüm... Sonrası tarih!...

“Tarihe” devam edelim; o sırada Koç gurubuyla bağlantılı oto yedek parça işi yapan Aydın Doğan bana, MİLLİYET’İ satın almak istediğini, aracılık yapmamı istedi. Ben de, sormuştum Aydın Bey’e; “neden gazete almak istiyorsunuz” diye… Açıkça ve kısaca; “işlerime yardımı olur” dedi… Kanımca, Koçlar kendi girmek istemedikleri medya sektöründe, Aydın Bey’i kullanmak istemişlerdi...

Burada da bir “dip notu” koyayım: Basından sorumlu Devlet Bakanlığında görevliyken, Türkiye’ye Televizyonu getirmeye çalışıyordum. Rahmetli Vehbi Koç büroma geldi ve sordu: “Bu televizyon nedir- biz, işe girelim mi?” diye… Ben de “girin, her koluna girin" tavsiyesinde bulundum. Ancak sonunda, Koç Holding, TV alıcıları imalatına girdi fakat Kanal kurmaya girmedi!

Tarihe devam edelim... Abdi İpekçi götürdüğüm teklifli, şiddetle ret etti. Ercüment de, onu destekledi. Sonra da Abdi öldürüldü. Bu suikastın tetikçisi malum: Ağca; ama onun arkasında kim vardı?... Hiç anlaşılmadı. Ercüment Karacan’ın gazetecilikten sıtkı sıyrılmıştı, gazeteyi Aydın Doğan'a sattı!...

Şimdi, MİLLİYET’te yeni bir dönem başlıyor. Ali Karacan, medya içinde yetişti, büyüdü… Yani çekirdekten yetişme! Amerika’da Washington Post’ta staj gördü. Number 1 TV’nin kurucusu, sahibi. Başaracağından, dedesinin, babasının izinde, Abdi İpekçi’nin çizgisinde, tarafsızlıkla, yazarları denkleştirerek, karşıt görüşlere yer vererek ”dolu dizgin” koşacağına inanıyorum.***

Yayın Tarihi : 28 Nisan 2011 Perşembe 00:13:55


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?