Hatırlayanlar vardır: “Body & Clyde” filmini… Konusu; yakışıklı ve güzel bir çiftin “çetesi”! Nedense, şu günlerde TÜSİAD’ın “Yeni Anayasa” raporu ve “Boynerler” çiftinin yaptıkları, söyledikleri bana bu filmi hatırlattı.
TÜSİAD’ın, yenilir yutulur cinsten olmayan “Anayasa Raporunu” sindirmeye çalışıyorum amma, hazmedilecek gibi değil. Bu rapor, şu sırada ülkemizin ne hale geldiğini –insanların, ne kadar yozlaşmış ve aymaz olduğunun göstergesi. Özellikle, refah ve huzurlarına – gelirlerine, halel gelmemesi için, Sorosçularla iş birliği yapan, AB uydusu ABD bağımlısı, bir kısım insanlardan söz ediyorum. Bu kadınlar, adamlar için, Türkiye Cumhuriyetinin, Türk milletinin varoluşu hiç önemli değil; kendi çıkarları ve tatlı yaşamları daha önemli... Bir yazar, TÜSİAD raporu ve Boyner çiftinin söyledikleri üzerine “Refahları batsın” diyor...
“Gaflet, dalalet ve ihanetlerinin” son belgesi TÜSİAD’ın “Raporu”!... Bugün yürürlükte olan Anayasanın amir hükümlerine rağmen, Atatürk milliyetçiliğini, devletin “Bölünmez bütünlüğünü – laiklik temel ilkelerinin” kaldırmasını, açıkça teklif ediyor. Hatta ve hatta bu “raporda” İstiklal marşımız, Bayrağımız yok edilecek. Rulet oynar gibi devletin- milletin temel çivilerini sökmek istiyorlar. Kanunlara göre, Anayasayı “tadil ve tağyir” etmeye teşebbüs suçtur… Yakın geçmişte, insanlar bunları yapmadıkları halde bu “suçtan” yargılanmışlardı. ”Savcılar nerdesiniz” diyeceğim ama onlar gelemezler, çünkü Silivri’de, Ergenekon’la meşguller!
Meğer bu “rapor” son nokta değilmiş: TÜSİAD Başkanı Ümit Boyner’in eşi, “Boyner Holding” sahibi, Cem Boyner, bu pisliğin üzerine tüy dikti… “Tezekleri” bu dikilen “tüyle” alıp, kendi kafalarına göre AB uydusu- ABD lejyoneri bir başka isimdeki - 2.Cumhuriyeti “inşa” edecekler akılları sıra.
CEM’İN İNCİLERİ
Cem Boyner’in, TÜSİAD Raporunun kotarıldığı “yuvarlak” toplantıda söyledikleri, özetle şöyle: “İnsanların hakları ve özgürlüğünün ülkenin bölünmesinden ve devletin kendisinden daha önemlidir. Türkiye'de İngilizce, Fransızca, İtalyanca kendi dillinde eğitim veren çok sayıda okul olmasına rağmen, Kürtçe eğitim veren okula, "Türkiye bölünür" gerekçesiyle izin verilmiyor. Ama “Kürtlere” yok. 'Kim onlar?', 'Kendi vatandaşım.', 'Niye vermem?', 'Türkiye bölünür.' Şimdi, ya bu kafayla gidecek Türkiye, ya biz hocalarımızın yaptığı bu çalışmayı kendimize uyduracağız. Abuk sabuk Alaturka bir hale getireceğiz. O zaman tamamen boşu boşuna çalışmış olacaksınız. Ya da bu ilkelere sıkı sıkı sarılacağız."
Ve “Zurnanın zırt” dediği “son” delik: ”Devlet temsilcileriyle, Meclisteki BDP’lilerle görüşüleceği yerde APO ile doğrudan görüşmeli. İspanyadaki ETA Örneği uygulanmalı.”
Cem Bey, aynı zamanda eşi olan TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Ümit Boyner'e; danışıklı –anlaşmalı soruyor: "Bu kadar özgürlük bizi böler"- "Türkiye'nin gerçeklerine uydurmak için biraz tıraşlayalım" şeklinde, uyarı sesleri yükseliyor. Bunların ardından yine bu ilkelerle devam edebilecek misiniz?" Ümitsiz vak'a eşi Başkan da gülerek cevap veriyor: “Sıkı Duracağız”. Ben de “”Sıkarsa” diyeceğim!...
Cem Boyner’in sözlerini-zırvalarını tartışmak, “abesle iştigal” olacak. Ancak bir yanaşma yazarın “cesur” çıkışları, dedikleri şu ortamda kamuoyunu etkiliyor. En önemlisi, PKK’ya, Bölücülere cesaret veriyor… PKK, gittikçe azarken, bu raporların sözlerini önemsemek, hadlerini, bildirmemek, hata olur. Çünkü yaptıkları, bu adamların yaptıkları, Savaşta “düşmanla yatmak” gibi bir şey. Savaş şartlarında cezası da malum.
Raporlarda, sözlerde Bölücülerin bugüne kadar işledikleri cinayetleri - verilen şehitler teğet geçiliyor. APO'nun, PKK’nın, nihai emellerinden hiç söz edilmiyor. Tarihini bilseler de umursamıyorlar.
APO- PKK bu rapor ve sözlerden cesaret alacaklar ve eylemlerini kendi itiraf ettikleri gibi, Libya – Suriye boyutlarına taşıyacaklar, iç savaş çıkaracaklar… O zaman bu iş adamlarının huzurları-refahları çıkarları kalır mı? Kalır; çünkü onlar menfaatleri uğruna her kalıba-ortama uyarlar ve “müstevlilere” de hizmet ederler.
Sanki özellikle son yarım yüzyılda, son otuz yılda olanlar hiç olmamış - bölücü Kürtçüler sütten çıkmış, hakları ellerinden alınmış, ezilmiş mazlum onlar… Türk devleti onlardan özür dilemeli ve şimdi Türkiye’nin bütünlüğü pahasına “Büyük Kürdistan” bölücülere, güya “Barış ve İnsan hakları” fakat daha doğrusu, kendi huzur refah ve çıkarları için, altın tabaklar içinde -”altın tepsilerle” sunulmalı. O zaman bu adamlar, kadınlar Büyük Kürdistan’ın alt yapısını inşa etmekten nemalanırlar… Bu gibi kişilere, Atatürk’ün İsmet Paşa'nın dedikleri gibi,”Haydi oradan maskaralar-kokonalar” demek gerek. Ben de, buradan, açık yüreklikle onlara bağırıyorum: “Boylarınız devrilsin. Bu ülkeden bu milletin sırtından, kazandıklarınız size haram olsun”!***
7 Nisan 1920'de Batı emperyalizmi tutkunu Damat Ferit Paşa, İngiliz Amiral J. M. de Robeck'i ziyaret ederek, Anadolu'daki milliyetçilere karşı alınacak önlemler konusunda şu görüşlerini belirtti: "Hükümet Başkanı olarak milliyetçilere karşı tüm otoritemi kullanacağım; ancak, buna karşın asker gücüne ve silaha ihtiyacım vardır. Milliyetçilere karşı bizden olan Aznavur'un, Anadolu'nun birçok kentinde yandaşları vardır ve her an saldırıya hazırdırlar. Anadolu'daki milliyetçilere karşı, hükümetimizce yayımlanacak bildiri ve fetvaların sizin uçaklarınızla Anadolu'ya dağıtılması için bize yardımcı olunuz. Tümüyle, İngiltere'ye uygun bir yol izleyeceğiz." Amiral de Robeck'in buna verdiği karşılık şudur: "Milliyetçilere karşı örgütlediğiniz kuvvetlerinize her türlü yardımı yapmaya söz veririz ve hükümetinize her türlü yardıma hazırız." (Kaynaklar: "Vahideddin, Mustafa Kemal ve Milli Mücadele" Turgut Özakman. s: 345; "Türk Kurtuluş Savaşı'nda İrticai Olaylar ve İç İsyanlar" Necati Çankaya. s: 182)
Yoruma açık sorular: Dün ile bugünün gelişmelerinin benzerliği ve ayrılacılığı nelerdir; yukarıda adı geçen kişilerin bugün yönetimde olan malumlar ile bir benzerliği var veya yok mudur?
Muhteremim Altemur Kılıç Bey; bin yıldır birlikte huzur içinde yaşamaya çalışan ve buna çabalayan Anadolu halkları, Batı emperyalistlerinin tuzağına düşenlere karşı mücadelerine devam edecekler ve bundan sonra da huzur içinde yaşama mücadelesine devam edeceklerdir. Müsterih olunuz !