İran’da, Humeyniciler, mevcut rejimi devirdikten sonra Türkiye’ye sığınan İran Generallerinin, bölgedeki Kolordu Komutanı İsmail Hakkı Karadayı Paşa’ya söylediklerini, gelin de hatırlamayın.
Paşamız onlara,“Bunların olacağını fark etmediniz mi ?” diye sorunca, İran Generali, “Siz, çiçeklerin gözlerinizin önünde büyüdüğünü fark eder misiniz?” diye cevap vermiş! Karadayı Paşa bunun üzerine ne dedi bilmiyorum, ama ben söyleyeyim; Türk komutanlar O İranlı Komutanlardan çok daha geniş görüşlülük sahibidirler ve Türkiye’de, “irtica- bölücülük” tohumlarını ve “çiçeklerin” açacağını hep gördüler… Ve bunun için de, şimdi tutuklular ve Silivri’de yargılanmaktalar…
KANLI MI-KANSIZ MI?
The Wall Street Journal gazetesi yazarı Marc Champion, “General Saldıray Berk –Erzincan, eski Başsavcısı İlhan Çetiner davasını” izlemek için gittiği Erzurum’dan yazmış “Türkiye Kansız bir İç savaş” yaşamıyor “ …Bu, kansız savaşın “kanlı” olmasına, ramak kaldı… Bu savaşı sürdürenler de “kanlı” olması için çalışıyorlar… Zaten, alttan alta, mevcut yabancı –ABD, AB müdahalelerini aşikâre çıkarmak ve de “Birleşmiş Milletler Mavi Berelilerini” de yurdumuza sokmak isterler!
ABD askerlerini Irak’a ülkemizden geçirirken, hassas bölgelere devamlı yerleştirmek ve “iç savaşa” içimizden müdahale etmek planları gerçekleşemedi - şimdi bu yol kaldı!
SERA SEBDROMU
Seralarda, zehirli çiçekler yetiştirenlerin malzemeleri, ülkeye, daha vahimi Ordunun içine, “nifak “ tohumları atmak – İç ve dış düşmanların emellerine engel olan, en kuvvetli güç, TSK – bu gücü de, bölerlerse sonu Türkiye için felaket- onlar için büyük nimet!
Milattan Önce 6. yüzyılda yaşamış “Harp Sanatı”nı yazan Çinli strateji düşünürü Sun Tzu, “Düşmanı yenmek için en iyi yöntemlerden biri aralarına nifak sokmak, savaşçılarını biri birlerine düşürmektir” demiş. Çinliler bu yöntemi başarıyla uyguladılar, Türk boylarını böldüler.
Milattan Sonra, 15. yüzyılda İtalya’da yaşamış Nikolas Makyavelli de, “Prense” öğüt veriyor; “İşler kanlı savaşa dönüşmeden savaşı düşmanınızın içinde kazanın” .
Modern zamanlarda da yöntem “bölüp yönetmek” değil mi?
Ve şimdi de, Ordumuz üzerinde bu oyunlar oynanıyor, TSK’nın içine sızılıyor ve “nifak tohumları” ekiliyor; komutanlar arasına, subaylar ve ast subaylar, uzman çavuşlar arasına nifak!
Şehit cenazelerinde bile alttan alta serpilmekte bu nifak tohumları... Şehitlerin, gazilerin, ihmal veya bilinçli olarak, “kurban” edildikleri iddia ve imalarıyla!.. “Şehitler, neden Şişli’den çıkmıyor da, hep Anadolu’dan çıkıyor” sorularıyla!
Doğrusu ben de bu hususta rahatsızım; ama önce sorayım; şehitler, gaziler arasında, AKP ileri gelenlerinin çocukları var mı? Başbakanın, bakanların oğulları nerede, ne kadar süre askerlik görevi yapıyorlar?
Ben torunumun 24 günlük kısa dönem askerlik yapmasından çok rahatsız oldum. Aynı devrede Başbakanın oğlu Bilal Erdoğan da vardı? Bilmiyorum, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün oğlu varsa, o nerede askerlik yaptı veya yapacak?
AKP iktidarının oy malzemesi yapmak istediği “bedelli askerlik” de, vatandaşlar arasına, parası olanlarla, bedel ödemeye güçleri yetmeyenler arasına nifak sokmak değil mi?
Son günlerde DTP’liler özellikle Ordunun “eti” ile “kemiği” arasına, subaylarla ast subaylar arasına “nifak” tohumlarını atıyorlar... Birisi sormuş: “Astsubaylar savaşıyorlar ama neden Orduevlerine giremiyorlar?” Sırrı Sakık “Neden hep uzman çavuşların vurulduğunu” soruyor. Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir de, Lice’de şehit olan teğmeni kastederek “Adı, kimliği, giysisi, dini, dili ne olursa olsun bu ülkenin yurttaşı canını kaybediyorsa bizim yüreğimizden, vicdanımızdan bir parça yitmiş demektir” diyor. “Nifak” tohumlarını sulayacak, timsah gözyaşları bunlar!
BAŞKA TARLALARDA
Bazı nifak tohumlarının “Ergenekon” anıkları ve mağdurları arsına da, ekilmesinden, endişe duyuyorum… Eski oyundur. Polisler suçluları konuşturmak - Savcılar da sanıkları bölüp “konuşturmak” için, kullanırlar!
Ben de “ içerde” yattığım için “kovuş ortamını” bilirim, uzun süre kovuşta kalanlar en ufak bir vesileyle –“ pencere açtın- açmacından ” – meyve bıçağını paylaşmaya kadar konularda biri birlerine girerler. Daha kötüsü; tutuklu veya mahpusların, Geçmişteki olaylar konusunda, biri birlerini suçlamalarıdır! Yumruk kavgalarına da, sebep olabilir!
Ancak fesada akılları ermeyenler,“çiçeklerin büyüdüğünü”, fark etseler bile bu nifak ve fesat oyunlarını anlamaları ve tohumları görmemeleri mümkün!
Gene Makyavel; Prensine,"kendini düşmanlarının yerine koy- onlar gibi düşün ve onları kendi silahlarıyla yen” … Sun Tzıu da “düşmana karşı, onların silahlarını kullan” demişler!
Yani kısacası “düşmanlar kadar, sinsi ve fesat olmak, karşımızdakiler kadar, fesat düşünceli olmak, gerek! Ama işte bu pek mümkün değil; serde, şövalyelik-yiğitlik var!***