20
Mart
2026
Cuma
ANASAYFA

Operasyon Başladı

Türkiye’yi bölmek, TC’ni, bitirmek operasyonu, “şeytan üçgeninde”, ABD-AB ve yabancı istihbarat örgütlerinin himaye ve gözetiminde, usta cerrahlar tarafından başlatıldı… Sonuç şimdiden belli; “operasyon, başarıyla tamamlanacak, ama “hasta” sizlere ömür!“

AKP Hükümeti’yle BDP arasında uzun süredir yapılması planlanan fakat Hakkâri’de engellenen görüşmeler, önceki gün Başbakanın TBMM’deki makam odasında başladı... Anlamlı! Aynı Erdoğan fiyaskoyla sonuçlanan “Açılımına” başlarken. “Önce PKK’yı terör örgütü olarak ilan et, sonra konuşalım. Canileri koruyacak, ’şehidimiz’ diyeceksin, sonra bu ülkenin başbakanından randevu bekleyeceksiniz. Bizim kitabımızda yok böyle bir şey” demişti. Anlaşılan, kitabı-mezhebi geniş!

Nereden nereye geldik...

Dünkü yazımda da yazdığım gibi idam mahkûmu APO darağacının altından nerelere geldi. Sözde “Barışın Yol Haritası” onda, pusula onun elinde. Talimatlarıyla eylemsizlik sürecek, “diyalog” mu “monolog” mu her neyse, operasyon tamamlanana kadar sürecek...

İlk mutabakat Yeni Anayasa. İki taraf da kendi açılarından yeni bir Anayasa istiyorlar... Anlaşılan, bu konu, önümüzdeki gün ve aylarda tartışmalar ve anlaşmalarla, devam edecek.

Bölücülerin, istedikleri ve bayrağını açtıkları “Büyük Kürdistan’ın” ilk aşaması olan “Demokratik Özerkliğe” yeni Anayasa’da yol verilmesi; önce “eyalet sistemini” gerçekleştirmekle mümkün. AB ve ABD, zaten hep bu sistemi isterler. AB bir süredir Güneydoğu’da okul ve mahkeme binaları inşaatıyla, bu sistemin alt yapısını, herhalde iktidarın bilgisiyle, hazırlamakta.

Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek buluşmadan önce “Bu görüşmeleri fazla büyütmemek lazım... Bunlar hükümetle Mecliste temsil edilen partinin sorumluları arasında normal konuşmalardır” demiş ve sonra da, “Türkiye’nin her bölgesinin Ankara merkezinden idaresi güçtür” diye adeta eyalet sisteminin sinyallerini vermişti. Tabii DTP’nin Anayasa projesinde, “Türklük” ilkesinin değiştirilmesi, kaldırılması ve anadilde eşitlik yani okullarda Kürtçe öğretimi de olacak! Hatırlatalım Erdoğan da “Türkiye Türklerindir demek yanlıştır... Türkler de, alt kimliktir” demişti!

“Önü açık” diyaloğun ve eylemsizliğin, ne kadar süreceği belli değil, ama sormak lazım. Çiçek ve arkadaşları “tamam mı, devam mı” derlerken hatta daha başlangıçta “vazgeçilmeyecek” şartları masaya koydular mı? “Demokratik Özerklikten” ve “Büyük Kürdistan’dan vaz geçiyor musunuz?” diye sordular mı? Acaba BDP’nin istediği gibi Anayasa’dan “Türk milleti” , “Türk” gibi kavramların çıkarılması üzerinde de anlaşıldı mı? BDP’nin “Demokratik Özerklik” kavramı üzerinde uzlaşma sağlandı mı? Anadilde eğitime Cemil Çiçek Bey, sıcak mı bakıyor?

Eğer bu vazgeçilemez ön şartlar ileri sürülmüşse ve karşı taraf kabul etmemişse veya savsaklıyorsa, onurlu bir Devletin, onurlu olmaları gereken Bakanlarının yapacakları tek şey, “Konuşulacak bir şey yok” diye hemen masadan kalkmk olurdu... İsmet Paşa’nın Lozan’da savaşın devamını göze alarak yaptığı gibi!

Eğer amaç, akan kanların durdurulması ise bunu kim istemez... “Biz kana susayan savaş delisi manyaklar değiliz... Kanı durdurmak için onurlu bir barışı isteriz ama ne pahasına? Asıl, hükümetin, hemen söylemesi gerek.” Asla Türkiye’nin bölünmesi, TC’nin sonu pahasına değil!

AKP-Erdoğan, referandumda millete “hapı” yutturdular ama EVET’ler karşısında, %42 de olsa “Hayırlar” da var! Ama organize değiller. Ancak Türklüğün varoluşunun tehlikede olduğunu idrak edince uyanırlar ve çıldırırlar! Umudumuz bunda!

ÇANAKKALE – TUNCELİ HATTI

Uğur Dündar çok anlamlı bir şey yaptı; Çanakkale ile Tunceli’yi kardeş yaptı. Anlamlı çünkü Çanakkale şehitliklerinde yüzlere her kökenden Türkler-Kürtler yan yana yatıyorlar. Bu ortak vatanın savunması için omuz omuza vuruştular ve toprağa düştüler... Et ve tırnaktılar, mezarlarında yan yana yatıyorlar. Şimdi, onları nasıl ayıracaksınız. O şehitliklerde, o savaşlarda, demokratik özerklik, Büyük Kürdistan, “Ana dilde eğitim” mi vardı? Bu, milletimizin, ülkemizin asıl gerçeği, tılsımıdır! Bozulmasına müsaade etmeyelim.***

Yayın Tarihi : 25 Eylül 2010 Cumartesi 00:32:27


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?
Yorumlarınız
K. Mükremin BARUT IP: 85.104.212.xxx Tarih : 25.09.2010 19:57:44

İnsanlarımızı, bölündük bölünüyoruz diyerek, ya da şeriat geldi gelecek diye korkutanların, imparatorluğu 13 Eylül 2010 sabahı bitti. Artık; halkımızın, özellikle yeni kuşakların, paranoyaklaşmış bizim kuşakların durumundan da örnek alarak, bu tür görüşlere pirim vermeyeceklerinden emin olunuz. Sayın yazarımız son bir umut; "Türkiye’yi bölmek, TC’ni, bitirmek operasyonu, “şeytan üçgeninde”, ABD-AB ve yabancı istihbarat örgütlerinin himaye ve gözetiminde, usta cerrahlar tarafından başlatıldı… Sonuç şimdiden belli; “operasyon, başarıyla tamamlanacak, ama “hasta” sizlere ömür!“ Diye yazmaktan geri kalmıyor.

Türkiye, 1992 yılında Avrupa Birliğinin "Yerel Yönetimlerin Özerklik Şartına" imza atmış. Bu şartın ön görüsü içinde; halka en yakın birimden hizmetin götürülmesi işine; SUBSIDIARITY (yerindenlik) ilkesi deniliyor. Demokrasinin, şeffaflığın ve kaliteli hizmetin temel şartı olarak görülen YERİNDENLİK ilkesinin farkına bütün batılı toplumlar varmışlarken ve üstelik biz ikna etmişlerken, sayın yazar kafa karıştırıyor. 1992 de AKP var mıydı? Bu proje ne AKP'nin ne de BDP'nin projesidir. Bunu bildiği halde okuyucuya, çarptırarak anlatmanın amacı nedir. Bulanık suda balık avlamak mı? 

Bütün dünya milletleri; Fransız İhtilalinin bundan 221 sene önce dayattığı Ulus Devlet modelini hantallığının farkına varmışlarken biz hangi inat, bu hantal ve halka hizmet götürmede, zaafiyeti yüzlerce kez ispatlanmış sistemde ısrar ediyoruz. 

"Bu ortak vatanın savunması için omuz omuza vuruştular ve toprağa düştüler... Et ve tırnaktılar, mezarlarında yan yana yatıyorlar. Şimdi, onları nasıl ayıracaksınız. O şehitliklerde, o savaşlarda, demokratik özerklik, Büyük Kürdistan, “Ana dilde eğitim” mi vardı?"  Sayın büyüğümüzün bu parağrafı tamamen saptırma. Çünkü Çanakkale'de Kürtler  ve Türklerle birlikte savaştıklarında; Osmanlı Devletinin tebası olarak eşit konumdalar. Padişah ve hilafet makamı yerli yerinde. Henüz kendilerini ötekileştiren, ana dillerin yasaklıyan bir rejimle tanışmamışlardı. 


Emekli IP: 78.184.52.xxx Tarih : 26.09.2010 12:04:47

K.Mükremin rumuzlu yorumcu kendine göre uzun uzun birşeyler anlatmışsın ama lütfen başınızı soktuğunuz o kumdan bir çıkarın gerçekleri görün. Sizin görüşleriniz sadece AKP nin arka bahçesi olduğunuzu yansıtıyor.Gerçekleri görmemeye devam edin inşallah bir gün aklınız başınıza gelecek saçınızı başınızı yolmaya çalışacaksınız ama başınızda bir tek tel kalmayacak. 


K. Mükremin Barut IP: 85.104.212.xxx Tarih : 26.09.2010 22:25:53

Ben, KENT HABERLE tanıştığım ilk günden beri yorumlarımı rumuz ile göndermiyorum. Yukarıda yazan doğrudan kendi adımdır. Dileyen "GOOGLE" da ismimi araştırabilir. Okuyan, okumayı seven biriyim. Bu günlerde en çok yakın tarihimizi okuyorum. Ne AKP'nin ne de bir başka partinin arka bahçesi olmak niyetinde değilim. Bir sene önce CHP'den istifa ettim. İstifa dilekçem ve gerekçesi internet'de dolaşıyor. Dileyen bakabilir. Ülkem ve ülkemin tüm insanları için tek hayalim, barış ve çağdaş demokrasiden başka bir şey değil.

Yorumcular; birbirleri üzerinden bir serbest kürsü gibi  polemik geliştireceklerse, bu işi açık isimleri ile yapmaları gerekir. Bunu defalarca KENT HABER moderatörlerinden rica ettim. Kimi yorumcular rumuzlar arkasına sığınarak diledikleri gibi veryansın ediyorlar. Bu da eşitsiz bir polemik ortamı yaratıyor. Saygılarımla.