19
Mart
2026
Perşembe
ANASAYFA

Resmi tarih, sivil tarih

“Resmi Tarihi, tabuları yıkalım; Ermenilere soykırımı yaptık, bir milyon Ermeni ve 30.000 Kürt öldürdük itiraf edelim!” diye başlayan, daha doğrusu bir süredir liboşlarımız tarafından sürdürülen iddialar, önce Boğaziçi Üniversitesi'ndeki sempozyumla alevlendi, Orhan Pamuk olayı ile kesişti ve şimdi de, “ Ali Kemal Basın Şehidi mi, değil mi?” tartışmalarıyla, devam ediyor.

Cumhuriyet’in 82. Yıldönümünde , bu devletin kuruluş sürecinin, temellerinin ve ilkelerinin böyle sorgulanması ve tartışmaya açılması, anlamlı-abes olmaktan da öte acı ve ayıp; içimizdeki bazılarının ne kadar yozlaşmış olduğunu gösteriyor.

Ermeni konusunda, bunca yıl sonra, kesin bir hükme varılması mümkün olmadığına göre, bazıları, bu iddiaları ileri sürmeye ve tartışma açmaya neden bu kadar meraklıdırlar?

İçimizdekiler, “tarihimizle yüzleşmemiz lazım” diyorlar. Hangi tarihimizle? Onlara göre “Resmi tarihle”… Pekala “doğru” olan “sivil” tarih hangisi, kimin veya kimlerin tarihi? Kendi kafaları bu konularda karışık olanların özellikle, genç kafaları karıştırmak çabalarıdır bunlar!

Bu iddiaların, şu bağlamda yapılması ve tartışmaların, açılması – “hain” oldukları, devleti kuran Mustafa Kemal ve TBMM tarafından tescil edilmiş olan Vahdettin’in ve Ali Kemal’in “konjonktüre göre” hain olmadıklarını, hatta kendi açılarından, vatana hizmet etmiş olabileceklerini imadan öte, iddia edilmesini de beraberinde getirdi...

BRÜKSEL’DEN AHKAM

Brüksel’de yaşayan, oradan, Avrupa Birliği havalarına göre ve de, kendi kişisel özel tercihlerine ve meşrebine uygun olarak, lügat paralayarak, malumat füruşlukla, ahkam kesen bır HÜRRİYET Gazetesi köşe yazarı var. Adını da vereyim; Hadi Uluengin!

Bu “bilge zat” bu konularda üç yazı yazmış. Özetle, Kurtuluş Savaşı'ndan önceki “Mütareke dönemini”, Fransa’nın İkinci Dünya savaşında, yenilgisinden sonraki Alman işgali dönemine , zamanın Fransız işbirlikçilerini, Mütarekedeki İstanbul işbirlikçileri ve Mütareke basınına benzetiyor... Aradaki bazı farkları ve mesela bu arada Fransız İhtilali ıle Mustafa Kemal’in Devrimi arasında, “dökülen kan, koparılan kelleler ve şiddet” farklarını,”lütfen” kaydettikten sonra, sonuç olarak, demek istiyor ki, her iki ülkede de “ Resmi tarih” sivil , asıl tarihten, farklı hatta gerçeklere aykırıdır… Fransız “efsanesi” gibi, bizde de, bir Resmi Tarih efsanesi vardır ve Uluengin’e göre de, bu “efsanenin” aksine “Dersaadet –İstanbul’da, işgal altındaki Paris’te olduğu gibi, halkın çoğunluğunun Milli Mücadeleye uzak, hatta karşı idi…

Mustafa Kemal – aslında- Samsuna Vahdettin sayesinde gitmişti…Kurtuluş Savaşın'ın temel belgesi Sivas Amasya’da Sıvas'ta alınan karalardan ziyade, İstanbul'da, Mebusan Meclisi'nde kabul edilen “Ahdi Milli” idi…

Fransa’da “direnişçiler” efsanesi” iflas etmiş, Fransızlar, “ancien regıme” (devri sabık) ve Alman işgalindeki işbirlikçilik sendromundan kurtulmuşlar “hainleri” bağışlamışlar ve “eski hainler” iade-i itibar ettirilmişlerdir. Şimdi biz de, onlar gibi, “ tabuyu” yıkmalı,” Resmi Tarih efsanesinden” kurtulmalı ve “vatan hainlerine” iade-i itibar ettirmeliyiz.

Bir defa’ Fransa ıle Türkiye’yi, iki olayı kıyas etmek, aynı kefeye koymak kökünden yanlış. Vichy, yani Petain ve Laval’ın işgal dışında kalan fakat Almanlara boyun eğen Fransa’sı ile İşgal altındaki İstanbul ve direnen Anadolu kıyaslanamaz. Koşullar ve eşhas çok başka! Fransa Almanlara karşı savaşı , Pıerre Lazareff’in “Basın Rezaletleri” kitabında anlattığı yozlaşmadan dolayı kaybetmişti Büyük Atatürk daha savaş başlamadan çok önce ,böyle bir Fransa’nın çökeceğini ön görmüştü. Savaştan sonra- İşgal altında Franzsıların çoğu direnme gücünü yitirmişlerdi ve başında De Gaulle’ün Hür Fransız hareketi de içerdeki direniş de zayıftı. Oysa, işgal altındaki İstanbul’un “yüksek- işbirlikçi” sosyetesinde Yakup Kadri’nin anlattığı, Sodom ortamı vardı, ama, asıl halk bu “sisli” hava içinde değildi.

RESMİ TARİH NE?

Asıl; RESMI TARIH dedikler ne? Mustafa Kemal’in o dönemı belgeleştirmek ve kayıtlara geçirmek için yedi gün boyunca söylediği BÜYÜK NUTUK mu”Resmi Tarih”? Bizlerin, Kurtuluş Savaşı dönemiyle canlı köprü olan bizim kuşağın, o günleri fiilen yaşamış olanlardan babalarımızdan, amcalarımızdan, onlara Anadolu’da katılmak için İstanbul’dan kaçan analarımızdan, büyük analarımızdan, İstanbul’daki direnişçilerden, cephane kaçıran Karakol Cemiyeti mensuplarından, bire bir, dinlediklerimiz mi “Resmi Tarih?” Yoksa, Uluengin gibilerin kafalarındaki, hayalhanelerindeki uydurma, Ermenilerin- yabancı tarihçilerin yazdıkları “sivil tarih” mi gerçek tarihi”!

Uluengin soruyor “Sivilleşmenin ne zararı var..bu Mustafa Kemal'i ne küçültür, ne de Cumhuriyet Devrimini boş kılar” diyor…Evet, Bunlara kimsenin gücü yetmez ama en azından kafaları,genç kafaları karıştırır ve Uluengin’in dile ve başka liboşlar tarafından da paylaşılan bu iddia ve istekler , Kurtuluş Mücadelesine ,tünelin ucunda hiçbir ışık olmadığı halde katılanların, şehit ve gazi olanlara ihanet etmek olur!

Fakat Uluengin’in asıl maksadı başka; “Biz, tamamen kendimizle barışırsak (yani resmi tarihten kurtulursak) geleceğe sağlıkla yürümüşüz… ”Dokunulmazlık tabuları arkasındaki maskeler kalkınca çok yücelirmişiz! Yoksa “resmi tarih ve tabular o geleceği ret ettiği için de “sivilleşemiyormuş” Bu dolambaçlı sözlerin tercümesi, önce askere bir laf atma – sonra da “ post modern” haın ve Ali Kemalleri kurtarmanın zemin ve mazeretlerini hazırlamak! Ali Kemal’e “iade-i itibar ettirirsek, Ermenileri kestiğimizi itiraf edersek, kendi mi kendimizle barışacağız, Türk milleti de “iade-i itibar edecek! Bizim kavgamız kendimizle değil – yeni Alı Kemallerle!

Yayın Tarihi : 29 Ekim 2005 Cumartesi 13:59:48


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?