20
Mart
2026
Cuma
ANASAYFA

Riya ve APO Neden Hayatta?

Riyakârlık” türleri ve çeşitli tezahürleri vardır. Riyakârlığa, “Timsahın gözyaşları” da derler. Timsahların gözlerinden akan yaşlar hüzün yaşları değil, fizyolojik bir şeydir. Ama bazıları acı bir olaydan, bir ölümden sonra yalancıktan, zoraki ağlar, gözyaşı döküyorlarsa bu “riyakârlıktır!” Herkesi aldatsa da, Allah’ı aldatamaz. Cenazelerde Hoca “Merhumu nasıl tanırdınız?” diye sorduğunda, verilen cevap ise mübarek dinimizin, “Ölülerin arkasından kötü konuşmamak” ve ne olmuşsa, “haklarını helal etmek” ulvi, âlicenaplık gereğidir. Ama gene de riyakârlar aklanmaz.

İLHAN ABİ

Sevgili İlhan Selçuk’un vefatı arkasından, ona şimdi, “Ah İlhan abi... Vah İlhan” diye ağıtlar düzenler, timsah gözyaşları dökenler, düpedüz “riyakârdırlar!” Onlara sormalı; İlhan abiniz, Ergenekon kapsamında tutuklanırken, cezaevinde yatarken sizler ne yaptınız? “Ergenekon” kapsamının savcılığını, yargıçlığını, savcılığını yaptınız. Şimdi meslektaşlarınız Mustafa Balbay, Tuncay Özkan ve diğerleri, Silivri’de aylarca yatarken ne yapıyorsunuz? İnsan hakları ve adalet diye mangalda kül bırakmayanlar “Ne yaptınız. Ne yapıyorsunuz?”

Ben, geçmişte rahmetli İlhan Selçuk’la fikir ayrılıklarına düşmüş ve aleyhinde yazmıştım. Ama, “Yüzbaşı Selahaddin”in vatanseverliğinden Atatürkçülüğünden hiç şüphe etmedim. Görüş açılarımız ayrıydı, ama ikimiz de “Kuvvay-ı-Milliyeci” idik. Son zamanlarda da aynı cephedeydik!

İlhan Selçuk’un vefatını öğrenince bu kaleden bir taş kopunca, benden, ortak mücadelemizden bir temel taşı koptu ve içtenlikle “Darısı başıma” diye bağırdım. Onun gibi, dimdik ölmek inşallah bana da nasip olur!

DİĞERLERİ

Taraf gazetesi Halkalı’da alçakça şehit edilen asker kızı Buse ile Ceylan, sanki aynıymış gibi manşet atmış, “Bir Ceylan’ı daha öldürdüler”. Bu riyakârlıktan da öte bir ahlâksızlık. Ben, doğrusu bu riyakârların timsah değil, alçak “gözyaşları” dökenlerden ziyade, şimdi İlhan’ı yermeye devam edenleri, hiç olmazsa riyakâr olmadıkları için dürüst buluyorum!

APO’NUN İDAMI

APO’nun, binlerce insanımızın katili olduğu, hiç şüphe götürmeyecek kadar sabit olduğu halde, hükmünün infaz edilmemiş olması siyasi tarihimizin en esrarlı, müphem ve anlaşılamaz olaylarından biridir.

1990 yılında İmralı’da duruşmadan çıktıktan sonra ben Mudanya sahilinde, televizyonlara; “APO idam edilmezse başımıza bela olur” demiştim, defalarca yazdım. Sınıf arkadaşım Ecevit’e sordum o mazlum haliyle; “Ben ve Rahşan ölüm cezasına karşıyız” dedi ve “APO’yu çelik konservede tutacağız, bundan sonra gıkı çıkamaz” dedi.

Ama adam konserveden taptaze çıktı, PKK’yı idare ediyor ve yakında Erdoğan’la konuşursa şaşmayın...

O sırada koalisyon üyesi, Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli de maalesef bu karara ortak olmuştu. Şimdi Erdoğan, Bahçeli’nin son haklı çıkışlarına karşı; “Terör örgütünün lideri size altın tepsinin üzerinde sunuldu. Uluslararası konjonktür en uygun dönemindeydi. Terörü bitirmediniz, neden? O zaman idam vardı sumen altı ettiniz. Niçin gereğini yerine getirmediniz? Çünkü birilerine söz verdiniz, söz... Size terörist başını teslim edenler, sizden o sözü aldılar, o yazılı belgeyi aldılar ve siz o sözü çiğneyemediniz... Bunun faturası kesilecekse, size kesilecek” diyor.

İddia; APO’nun idam edilmemesi ABD’nin şartıydı. ABD’nin APO’nun geleceği ve onu canlı tutmak hususunda kendi çıkar hesapları vardı! Ecevit ve Bahçeli bu hesapları muhakkak biliyorlardı ama anlamamışlarsa bu gafletti!

Bu böyle olsa da, şimdi Başbakan Erdoğan o hatayı makabline şamil tarif etmelidir. Yarım kalan işi tamamlayıp idam cezasını getirip APO’yı yargılatmalı ve astırmalıdır. Daha fazla zarar vermeden!  Ama şimdi asıl öncelikli görev, Devlet Bahçeli’nin, APO’nun 1991’de neden idam edilmediğini açıklaması lazım. Bunu yaparsa, artık devlet sırrı olmaktan çıkan sır açıklanırsa, foyalar ve bugünüm şifreleri ortaya çıkacak mücadele ivme kazanacak ve terörle mücadele doğru alanlara sokulacaktır.

Özetle: ABD, APO’nun idam edilmemesi şartını neden koştu? Ve APO neden sahnede? Amerika ne yapmak istiyor ve APO ne yapacak? Sayın Bahçeli’den “tarihi bir görev” yapmasını bekliyoruz.***
 

Yayın Tarihi : 24 Haziran 2010 Perşembe 11:40:32


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?
Yorumlarınız
Gönül Aydemir IP: 88.235.184.xxx Tarih : 26.06.2010 20:46:52

Modern ceza hukuku artık idamın ceza olmadığını kabul etmiştir.Bir idam mahkumunun ne kadar suç işlerse işlesin çekeceği ızdırap 15 saniyedir.Hukuk tarihi adli hatalarla doludur.İdam bir kez gerçekleşti mi geri dönüşü,telafisi de  olası değildir. İdam çözüm de değildir.Cezanın uslandırıcı,eğitici ,caydırıcı olması ;işkence ,beden  ve ruh bütünlüğünü bozucu ,insan haklarına aykırı olmaması gerekir.Ancak,suç varsa ceza olacaktır.Suçu da cezayı da,cezanın yerine getirilmesini de  yasa kılı kırk yararak gösterir.Hukuk bilimi de tıpkı tıp bilimi gibi özel mesleki bilgi gerektiren  bir bilim dalıdır.Hukukun domino taşları gibi birbirine bağlı kurallarını anlatmak  uzun bir hukuk eğitimini  gerektirir.Değerli yazarımızın  engin eğitici,öğretici yazlılarını her zaman büyük sevgi,saygı ve minnetle okuyor,yararlanıyorum.Ancak ,beni bağışlasınlar; idamı ceza olarak kabul etmesini de anlamakta güçlük çekiyorum.


Gönül Aydemir IP: 88.235.113.xxx Tarih : 29.06.2010 07:59:52

Pozitif bilimle tanışmadığımız,lak lakla karın doyurduğumuz,önce bir yalan uydurup sonra inandığımız için biz İlhan Abilerin değerini bilemeyiz.Hikmeti kendinden menkul,büyük gazeteci,kafasındaki işe yaramaz düşünceler sabun köpüğü gibi taşan,ziyan olan,kısık sesli ,veremli ,ipek çoraplı isatanbul Efendisi biri bir gün açıklıyor;''Atatürk'e neden Atatürk demediğini'',sadece ''Paşa''dediğini, başka biri anlatıyor;Ruhi Su'ya nasıl ''Böğürüyor 'dediğini,ama şimdi demediğini, sahi böyle adamlar İlhan Abiyi sevemese İlhan Selçuk ne kaybeder?


Tarihin Yeniden Keşfi (!) (veya Dr. S.) IP: 88.231.88.xxx Tarih : 24.06.2010 20:07:15

"AÇILIMLAR" DİYEREK FERYAT EDİP "ACILIMLAR" YARATANLARA, "YARDIMLAR" SEMBOLLERİYLE, KENDİ PARTİSİNİN MENSUPLARINDAN PUAN KAZANMA PAHASINA, HİÇ YOK YERE - GÖZ GÖRE GÖRE - MASUM İNSANLARI FİLİSTİN'E ÖLÜME GÖNDERENLERE HİTABEN BELİRTECEĞİM BİR KONUDUR: "-MALÛM SİYASİLER VE BUNLARIN YANDAŞLARI MALÛM GAZETELERİN YAZARLARI !, AÇILIM MEVHUMU, 90 YIL ÖNCE BATI EMPERYALİSTLERİ TARAFINDAN BELİRLENMİŞKEN, BUNCA ÇABA SARF ETMENİZE NE GEREK VARKİ ! BUYRUN, SİZLERE, 26 ARALIK 1919 TARİHLİ BİR İNGİLİZ BELGESİ: Kürt Kabileleri İngiliz ve Fransız hakimiyetine konacak. Kürdistan'da hiçbir şekilde Türk bırakılmayacak. Bir mi, yoksa birçok mu Kürt devleti kurulacağı tasarlanılacak. Ermenilere Amerikalar kanalıyla silah sağlanacak."

(Uğur Mumcu'nun, "Kürt-İslâm Ayaklanması" adlı yapıtından alıntı yapılmıştır. sayfa: 24)