Şu son günlerde “oynanan”, traji-komedinin, en masum ve en suçsuz aktörü, muhakkak ki katil “Sayın" Mehmet Ali Ağca idi… Yeni TCK ve “demokratik, insan hakları” kuralları izin vermediği için, şeklen takıp edilemiyordu ve elini kolunu sallayarak, yurt dışına kaçabilirdi…
Ama “yakalandı” bu da anlayabildiğim kadar- Emniyet Genel Müdürlüğün, “yeni yasalar gereğince, tahliye edilmiş bir kişiyi takip edemeyiz” demesine rağmen, tecrübeli idareci İstanbul Valisi Muammer Güler ve İstanbul Polisinin basireti sayesinde – kanunlara rağmen, oldu. Eğer takip edilmez de, yurtdışına kaçsa idi bunun faturası, asıl sorumlu olan Hükümet’ten önce Valiye ve Emniyet Müdürüne çıkarılırdı… Ve tabii “derin devlete” de!
Bütün olay, bir paradokslar ve çelişkiler zinciri; kanunlarla adalet ve adalet duyguları çelişiyor. Olması kanunen gerekenle, yani Ağca’nın kaçması ihtimali yüksek olduğu halde AB kriterlerine göre izlenememesi bir başla çelişki. Basiretli idarecilerin onu, inisiyatiflerini kullanarak izlemek durumunda kalmaları ve yakalamaları da başka bir çelişki. Liberal kalemler, şimdi Ağca’nın, Yargıtay kararına rağmen, sorumlu Mahkemenin bu tevkif kararı olmadığı halde yakalanmasını, insan haklarına ve AB yasalarına aykırı diye eleştirirlerse şaşmayın! AB kriterleri, aslında, hep suçluların yanında olan ve kolluk kuvvetlerini kınayan, liberal zihniyetin çağdaş versiyonudur.
BENİM YAŞADIKLARIM
Yeni TCK'nın “azizliğinden” öte aczini şu son beş ayda ben bizzat yaşadım. Eşimin ağır yaralanmasına sebep olduktan başka, üzerimize kayıtlı telefonu çaldığı sabit ve eşimin kıymetli yüzüğünü de çaldığından şüphe ettiğimiz sürücünün, adını, adresini, cep telefonun kayıt numarası biliniyor. Yaşadığı ilçenin Cumhuriyet Başsavcılığına ve Emniyet Müdürlüğüne başvurduk ama aylardır adamı yakalayamadılar; TCK izin vermezmiş… Bu adam gaspçı olmayıp terörist olsaydı da savcılar ve polisler aynı aciz durumda kalacaklardı, anlaşılan! Meşhur deyimle köpekler serbest, taşlar bağlı!
AĞCA KİM VE NE?
Ağca konusunda; birileri bu müseccel katili hala Ülkücülere ve “derin devlete” bağlamaya çalışıyorlar. Önceki gece, Mehmet Ali Birant’ın ve Rıdvan Akar’ın yaptıkları 32.Gün programında, Ağca’nın 1999'da İtalya’da Ancona Cezaevinde Birant ile yaptığı konuşmadan. Edindiğim izlenim özetle şu; Ağca meczup rolünü yerine göre oynanan biri. Ülkücülükle organik bağı yok. Bazı ülkücüler muhtemelen bazı dış güçler tarafından Türkiye’yi karıştırmak için kullanılmış- Ağca da onlar tarafından kullanılmış’ Ama eğer gene kaçmazsa, kurum ve kişileri töhmet altından kurtarmak için muhakkak konuşturulması gerek…
Bu konuda bilgisi olan herkesin de, artık muğlâk ve daha fazla şüphe yaratacak beyanları bırakıp, açıkça konuşmaları gerek! .
HALUK ULUSOY
Haluk Ulusoy’un Türk Futbol Federasyonu Başkanlığına seçilmesi beni, şahsen, çok mutlu etti. Önce aile dostumuz olduğu, ağabeyim, futbol adamı Gündüz’ ün de bu seçimden memnun olacağını bildiğim ve o göreve en yaraşanın kişi< olduğuna inandığım için… Sonra da, bu zaferinin spora politika karıştıran, AKP İktidarının ve spordan sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin kalelerine bir gol olduğu için! Bakan Şahin, Haluk Ulusoy’u yolsuzlukla suçluyor. Ancak soyadları gibi “ulu” bir aileye mensup olan Haluk Ulusoy, bir iki deri cekete ve dış seyahate müdana edecek bir adam değil!