Hatırlatalım: Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, dört yıl evvel yazdığım yazıdan dolayı açtığı tazminat davası, Yargıtay tarafından ret edilmiş ve “pervasız kabadayı” demenin suç olmadığı hususunda “içtihat ve kaziye-i muhkeme” oluşmuştu. Ama buna rağmen, Erdoğan’ın avukatları, Yeniçağ Avukatlarına verdiğim vekâletnamedeki bir “şekil” noksanından yararlanarak, öçlerini sürdürmüşler. Ankara’daki aynı Mahkeme, beni bu sefer, daha yüklü bir tazminat ödemeye mahkûm etmiş… “Etmiş” diyorum, çünkü ben de Gazetenin sorumlularıyla birlikte, beraat ettiğimi sanıyordum – meğer öyle değilmiş; aynı Yargıtayın başka bir Dairesi, tazminat hükmümü onamış. Kısacası “Pervasız Kabadayı” demenin “suç “ olmadığı, Yüce Mahkeme tarafından “içtihat kararına” bağlanmış olduğu halde, ben mahkûm edilmiş bulunuyorum! Ortada ”Suç” yok, ama ağır “ceza” ve “tazminatı” var!
Bu haksız davada, bana arka çıkan okuyucularıma, bu bariz haksızlık konusunda değerli mütealalar veren hukukçulara, avukatlara ve beni yalnız bırakmayan meslektaşlarıma şükranlarımı belirtmek ıstarım! Bunlar arasında benim fikirlerimi paylaşmayanlar hatta daha önceleri tartıştığım kişiler de var! Ancak, diğer taraftan, “basın özgürlüğü” diye, mangalda kül bırakmayanlardan, hiç ses yok! Belki de “oh olsun” diyorlar!
ÇELİŞKİ YUMAĞI
Aklı ve asıl, “adaleti” zorlayan bir çelişki değil mi? Avukatlarımız, “tashihi karar” yani “kararı düzeltmek” için uğraşıyorlar, ama benim banka hesabıma ve emekli maaşıma haciz konmuş ve ben bu sırada azap çekiyorum! Neticenin ne olacağı da belli değil!
İLKE VE ERDOĞAN’IN TAVRI
Fakat bu durum, benim kişisel sorunum olmaktan öte, basın özgürlüğü konusunda, bir ilke meselesi! Ve şu sırada Başbakan, kendisinin hoşuna gitmeyen ve yazdıklarını beğenmediği bazı gazetecileri Başbakanlık akreditasyon listesinden çıkarmakla ve böylelikle “ekmekleriyle” oynamasıyla basın özgürlüğü konusundaki pervasız tavrını da gösteriyor! Başbakan “hakkımda yalan yanlış haber yapanları yanımda barındırmam” diyor! Bu gazetecilerin yanlış ve yalan yazıklarına kim karar verecek? Bu sefer Mahkemeler değil, mesleki merci olan “Basın Konseyi” değil, Erdoğan’ın kendileri! Yani Erdoğan, hem davacı hem de Yargıç!
ŞEKİL VE ESAS
Bu dava münasebetiyle, bir çelişki de ortaya çıktı! Bir tarafta “Hukuki şekil” veya “şekil hukuku”, diğer tarafta “esas” yani “Adalet”!
Hukukta – mahkeme hükümlerinde usul ve şekil önemli ama ya bu hükümler adil değilse?
Demek oluyor ki, hukuk, daha doğrusu “şekli”, gerçek adaletin yerini bulmasını önlüyor! Kısacası, esasta “adalet” değil, “şekil Adaleti"! Burada akılları zorlayan bir çelişki, bir “adalet hatası” var. Benim davamdaki gibi olan yüzlerce insan, kimi kime şikâyet edeceğini bilemiyor; en yüksek adalet mercii, Yargıtay’dan öte, neresi?
Ama bu vesileyle anladım ki “şekil hukukundan” daha doğrusu, “Şekil adaletsizliğinden” dolayı mağdur edilen tek yazar ben değilmişim; Hulki Cevizoğlu kardeşim de “şekil ve usul” boşluklarından dolayı, yüklü tazminatlar ödemeye mecbur edilmiş!
Aynı “şekil “ meselesi, basın davalarından başka alanlarda da, insanları mağdur edebiliyor!
Ama daha da büyük “milli” bir tehlike var: Anayasa’nın “değiştirilemez” 4 temel maddesi “şekline ve usulüne” uydurularak, ortadan kaldırılabilecek! Yani benim başıma ”şekil” yüzünden gelenler, Türkiye Cumhuriyetini de sarsacak!
HULKI CEVİZOGLU
Önceki akşam Hulki Cevizoğlu’nun “Ceviz Kabuğu” programına telefonla katıldım. Bazı çevreler tarafından yalanlarla, irticanın simgesi yapılan bu Hoca hakkında, ayrıca yazacağım... Ancak “Cevzizk Kabuğu” tartışma programıyla, adeta bir müessese olan Hulki kardeşimi övmek isterim! En ciddi konuları ele alıyor ve programı, gayet tarafsız! Poker oyununda, elindeki kartlar dolayısıyla, renk vermeyenlere “Poker yüzlü” denir. Hulki de öyle ama ama aynı zamanda, kendi görüşlerini de belli ediyor. Zaman zaman da, tabir caizse “şeytanın avukatlığını” yapıyor. Ama Hulki Cevizoğlu, milli ve tarihi konularda, şimdiye kadar 34 kitap yazmış. Bu kitaplar bazı “araştırmacıların” ki gibi kulaktan dolma yalap şalap şap değil! Hepsi büyük emek ve araştırma ürünü! Evet, 34 eser, tarihi referans kitabı ve 35. de yolda. Doğrusu, bu velut arkadaşı kıskanıyorum!
Allah, hep milli çıkarlardan yana ki, kalemine kuvvet versin!***
senı turk mılletıne bahseden yuce ALLAH IMA SUKURLER OLSUN.demokrası adına mangalda kül bırakmayan basın mensupları senın sozlerının arkasında duramaz ama bu yuce mıllet senın gıbı mumtaz sahsıyetlerın her zaman yanında yer alacaktır YUCE MEVLAM SAN UZUN ÖMÜRLER VERSİN ALLAH A EMANET OL...