Birkaç gündür, Diyarbakır’da başlayan, Batman’a sıçrayan ve daha da yayılmak eğilimini gösteren olaylara, doğru teşhisi koymak gerek¸ olaylarda, PKK -terör var “kışkırtma” ve provakötörler var ama asıl Türkiye’nim birlik ve bütünlüğüne karşı oynanan büyük bir “oyun” ve yabancı-yerli prodüktörleri var. Bu “oyunun” ilk perdesi “serhıldan” - yani, yeni bir “Kürt İsyanı” veya provası!”
Bir meslektaşımız, HÜRRİYET gazetesi Genel Yayın Müdürü Ertuğrul Özkök, bu olanlara “azınlığın şımarıklığı” diyor… Bu değerlendirme, hem çok hafif kalır, hem de, böyle yüzeysel bir “teşhis konursa, çözümü zorlaşır… Olanlar hangi “şımarıklık”? Düpedüz “başkaldırı”!
Hükümetin, bu isyan veya provası karşısındaki tutumu da, bakış açısına göre, “anlamlı” veya “anlamsız”! Sayın Başbakan Sudan ve Suudi Arabistan ziyaretlerini kesmek gereğini görmedi. —Eşi Hanımefendi de Katar Şeyhinin kınalı düğününde iken,“kendileri de olayları ‘yakından’ takıp ediyormuş”! Ne demeli; bu da “uzaktan kumandalı” bir kriz yönetim tarzı!
Ama, olay veya isyan mahallindeki “hükümet” – yani Diyarbakır Valisi de, her halde, merkezî hükümetin –Roj TV’ye göre, “dış merkezlerden” Ankara’nın- tavrını yansıtıyor… Sayın Efkan Ala; “Sert müdahale etsek bu bizi 20 yıl geri götürürdü. terör örgütünün istediği de bu.. Refleksle değil akılla hareket etmek gerek.. çocukları mı öldürelim..? Burada çözüm üreten devlet var, sığ düşünen devlet yok!” buyurmuşlar! Galiba gerçekte, Diyarbakır’da ve yöre de “devlet” yok…
Eğer, orada Türk bayrağı gösterilemiyor, bu devletin valisi bile, Türk bayraklı otomobili ıle sokaklarda dolaşamıyorsa, devletin varlığından söz edilebilir mi? Ama sayın Vali’nin ki de başka bir anlayış ve yönetim tarzı ; “sığ düşünmeyen ,”devletin” ve Sayın Valinin nasıl çözüm üreteceklerini hep birlikte göreceğiz! Tabii, hiç kimse çocukların ölmesini, öldürülmesini istemez ve panzerleri göz göre, bu “bizim” evlatlarımın üzerine acımasızca süremez… Ama Valinin de dediği gibi, bu “evlatları” kullanmak da isyanın organizatörlerinin taktiği… Bu oyuna gelmemek için ne yapmalı? Basiret ve dirayet işte orada!
Sayın Vali, acaba “20 yıl öncesinden “ terörle azim ve cesaretle mücadele edilen yıllardaki yöntemleri mi eleştiriyor? Yönetimde-kriz yönetimde basiret ve dirayet şart, ama, gaflet, cesaretsizlik ve “idare-ı maslahat” da olmamalı!.. İdare elden giderse, geride ne kalacağını, müsaadenizle söylemiyeyim!
Ben gene 1925’de, Ankara’ya Şeyh Sait “isyanının” ilk işaretleri geldiğinde, zamanın Başvekili Fethi (Okyar) Bey, bezik oyununa devam ederken, Mustafa Kemal ve İsmet Paşaların, bu isyanı hemen bastırmak için cesaret, basiret ve dirayetle hareket ettiklerini hatırlamak ve hatırlatmak isterim!
BÜYÜK OYUN
Oyun aynı oyun! . TSK tarafından dağlarda mağlup edilen, PKK, son zamanlarda, terörü kentlere taşıyarak bölücülük hareketini siyasallaştırmak yollarını deniyor… “Oyunu” boyutları, özetle: “AB’nin desteği, dayattığı ve hükümetlerin kabul ettikleri “uyum yasalarıyla” . ABD’nin de, en hafif deyimiyle, “lakaydisi” sayesinde, Türk Devletinin ve Güvenlik Kuvvetlerinin terörle mücadele imkânlarını ve gücünü kırmak! Kürtçe eğitim yayın vb. yollarından Kürt kimliğini kuvvetlendirerek, Üniter devletin çökertilerek , “özerkliğin” zeminini hazırlamak”! “genel af” çıkararak APO’yu siyasete, eşkıyayı kentlere sokmak!
Kürt bölücülüğü hareketinin PKK’nın siyasallaşması da Leyla Zana ve Şürekâsının AB baskılarıyla salıverilmeleri, Demokratik Toplum Partisinin kurulmasıyla ve DTP’lilerin Belediye Başkanlıklarını almalarıyla, gerçekleştirildi… PKK nerede biter-DTP nerede başlar? Ama artık bu soru da akademik: aradaki sıkı kan ve amaç bağı, son olaylarda ortaya çıktı.
Irak’ta Kürt kökenli Talabani’nin Cumhurbaşkanı olması ve Kuzey Irak ta Barzani’nin başkanlığı altında Kürdistan’ın fiilen kurulmasıyla , “oyunun” parçaları tamamlanmış gibi… Bir tek önemli parça – engel kalıyor; TSK! Avrupalıların kışkırtıcı ilan ettikleri Türk Ordusu ve Komutanlarını bertaraf etmek, güçlerini kırmak için de “Şemdinli Operasyonu “ düzenlendi.
Oyun büyük oyun-ve yapım büyük! ”Provokasyonlar”, provakötörler bellidir de, asıl “serhıldan” – oyununu sahneye koyanlar ve perde gerisindeki asıl “prodüktörler” kim? . Türkiye’ye geldiklerinde ilk işleri Diyarbakır’da DPT’lilerle buluşmak olan AB “komiserleri”, onlarla konuşmak ve Osman Baydemir’i Washington’a davet eden, ona cesaret verenler, terörizmle, “provakosyonu ve “prodüksiyonunu”, biri birinden nasıl ayıracaklar?
VE İÇİMİZDEKİ ŞEYTANLAR
Bölücüler, Demokratik Toplum Partisi liderleri, Belediye Başkanları Güneydoğu’da “Serhıldanı” açıkça tahrik ve organize ederlerken, önceki yazımda sözünü ettiğim “Şeytan Üçgeninin” “Üçüncü” tarafının bacakları, sözde aydınlar, enteller, bu değirmenlere su taşıyorlar, ateşe körükle gidiyorlar. İstanbul’daki Kürt Sempozyumunda, şiddete son verilmesi çağrısının asıl muhatabı TSK ve TC devleti. Öncelikle, TSK'nin silahları bırakması istendi!.
Şeytanın bacağı-bacakları-, bakalım nasıl kırılacak. Ama ülkemizde, böyle aydınlar, yazarlar olduktan ve de arkamızda güya “stratejik müttefikimiz” ABD, önümüzde de “ucu açık AB süreci” oldukça, düşmanlara ne gerek var!