Rumca’nın Türkçe’ye çevirisi; “Yavaş, yavaş İstanbul!”… Paranoya mı, fantazi mi?
Bazılarına göre öyle; “Sevr” ve Yunanlıların-Rumların ve Avrupalıların Türkiye üzerindeki oyunları ve emelleri, bizlerin, yani “muhafazakarların”-milliyetçilerin-ulusalcıların paranoyasıdır.
Emekli bir Dışişleri Bakanı, bilgiç bir eda ile alay ediyor; “Sevr Anarlaşması kadük olmuş – Sevr vazosu kırılmıştır”… Vazo kırıldı, Antlaşama o zaman rafa kaldırıldı ama ya ruhu ? Amaçları Avrupalıların kafalarında yaşıyor ve hergün gündem getirdikleri baskılar ve söyledikleri sözlerle ortaya çıkıyor!
N’OLUR?
“Canım Heybeliada Ruhban Okulu açılsa ne olur? Kıyamet mi kopar? Eninde,sonunda İmam-Hatip Okulu gibi bir şey… Evet Rum Ortodoks Kilisesi'nin “Papaz ve Hatip” okulu gibi bir şey”! Buna da bir “mim” koyun!
AKP’li Milli Eğitim Bakanı'na kalsa 24 saatte, bu okulu açacak; “Avrupa’da da yüzlerce cami var!” diyor…
Rum-Ortodoks Patriği'nin “Ekümenik” sıfatına gelince ; “Canım ne zararı var, varsın Patrik böyle söylesin, yabacılar da, O'na bu sıfatı versinler, ne zararı var!” diyorlar.
Gerçekten de, insanlarda tarih bilinci olmazsa ve de sadece şekle bakarlarsa böyle düşünebilirler. Hatta Patrik “Ekümenik” sıfatını tanımanın Lozan Antlaşması'yla fiilen kaldırıl olduğunu bile unuturlar.
Özellikle şu bağlamda, “Ekümeniklik sıfatının” Ruhban Okulları meselesinin yabancıların ve AB’nin baskılarıyla gündeme getirilmesinin arkasında, ve de Kıbrıs konusunda, Hıristiyanlık dayanışması ve Türklüğün güçlenmesi endişesinden başka Rum'ların ve Yunanlıların ataerkil Türk düşmanlığı ve korkusu, “Constantınople” hayali vardır. Rumlar ve Yunanlılar bu hayalden hayalinden vazgeçemedikleri gibi “Türk korkusundan “ da kurtulamamışlardır:
Ege de egemen olmak emellerinin arkasında , artan nüfusumuzla bır gün Yunanıstan istila edebileceğimiz korkusu yatar. Ve şu sırada Karadeniz’deki limanlarımıza karşı artan ilginin altında da Pontus hayalı yatar… ve Rum Ortodoks kilisesi ve Pontus Cemiyeti faaldirler! faaldir..
Bunlar, maalesef, birlikte sirtaki oynanıp uzo içerek türkü söylemekle ve Yunanlılara gelin vermekle bir çırpıda ortadan kaldırılamayacak, derin öğelerdir. Keşke öyle olmasaydı ve Yunanlılarla artık dost olabilse idik! Ancak bu gibi olayların tarihi sebep ve derinliklerini biz unutsak da, karşı taraf unutmuyor işte!
Ama Açık söyleyim; ben de Rum,Yunanlı milliyetçisi olsaydım öyle düşünür İstanbul hayalini kurardım! Acı olan bizim tarafta bunlara karşı reflekslerin zayıflaması!
Biz Türkler, maalesef, genellikle, bu konularda saflığa varan bır hoşgörü sahibiyizdir…unutkanızdır. Bu da, büyük bir millet ve devlet olmanın komplekssizliğinden kaynaklanır.
VE NEDEN ŞU SIRADA?
Avrupalılar ve Amerikalılar şu sırada, herhalde ortamı ve zemini müsait buldukları için , yeniden, bu konularla, Güney Doğu-Kürt konusu ıle ilgilendikleri gibi, yakından “ilgilenmeye başladılar.
Papa'nın şu sırada “Ekümenik” Rum Ortodoks Patriği ıle buluşmak ve Ayasofya!da ibadet etmek istemesine başka ne anlam verilebilir? Ve nihayet şu sırada İstanbul’da Fener Patrikhanesi ile, Avrupa Parlamentosunun Hıristiyan Demokratlar Grubu'nun ortak toplantı yapması ve bu toplantıda Patrik efendinin ” Ekümenik" olmakta ısrar ederken AB’li üyelerin, Patriğin "Ekümeikliğini" tanınması ve Ruhban okulunun açılması için, Türkiye’ye “baskı” yapılması için karar almaları başka nasıl izah edilir?
Bu, AB sürecinde, daha nasıl başka baskılarla karışılacağımızı da gösteriyor. Ancak, Türkiye’den Ekümeniklik ve Ruhban Okulu talepleri için bu baskılar yapılırken, acaba Batı Trakya’da Yunanlıların, Türklere “ Türk” değil de “ Müslüman Azınlık” demeleri ve kendi müftülerini seçmek hakkının bulunmamsı karşısında AB kendiliğinden harekete geçmek gereğini duyar mı? Tabii Rumların Yunanlıların arkasında Hıristiyan alemi var. Bizim arkamızda Müslüman alemi nerede?
Özet olarak, sormak gerekiyor; Ruhban Okulu'nun açılması neden önemli ve zorunludur? Önemlidir çünkü bu, “Ekümeniklik” başta, arkasından gelebilecek taleplerin, iddiaların sembolü ve habercisidir… İş orada kalmayacaktır. Bağımsızlığımızın belgesi olan Lozan Antlaşması'na göre, Patrik ve Patrikhane Rum Ortodoks vatandaşlarımızın dini ihtiyaçlarına cevap verecek ve “resmen” Eyüp Kaymakamı'na tabi bir kurum-kilise iken, Patrikhaneye “Ekümeniklik Sıfatı tanınırsa, Bartholemeus Hazretleri, İtalya'da, Papa'nın olduğu gibi, Türkiye yasalarının üzerinde bir konuma sahip olacak. Fener de Vatikan! Sakalın üzerinden fare geçerse yol olur!
PAMUK TEFRIKASI
Önceki günkü toplantıda Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Camıel Eulings TC Diyanet İşleri Başkanlığı'nın azınlık vakıflarına müdahalesini de eleştirmiş ve Orhan Pamuk gibi (herhalde Hrant Dink gibi) yazarların takibata uğranmalarına neden olan hükümlerin TCK’den çıkarılmasını “istemiş”! Nelerin, kimlerin hangi su yollarında, buluştuklarının resmidir.
Bu ara, Orhan Pamuk’un dili, iplikçi karının poposu gibi durmuyor. Son olarak Alman DIE WELT gazetesine demeç veren Pamuk, demokrasiye karşı asıl tehdidin, AKP değil TSK oluğunu beyan etmiş, başka herzeler de yumurtlamış.
Bakalım,bunları da tevil edecek mi?… Uluslarası ajanları, Doğan Hızlan ve diğer yerli destekçileri, bu zata bu gibi konularda konuşmamasını ve kendisini roman ve edebiyata vermesini tavsiye etseler. Ama anlaşılan bir yerini tutamıyor, içi dolu ve konuştukça batıyor!
ASIL ŞEHİT
Atatürkçü Ahmet Taner Kışlalı’yı ölümünün yıldönümünde saygı ve rahmetle anıyorum.
Yayın Tarihi :
22 Ekim 2005 Cumartesi 13:13:48