Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Bölücü başı Apo ile “Devlet katında” -hatta Adalet Bakanı ile- pazarlıklar yapıldığını söyleyenlere, yazanlara “şerefiz - alçak” demişti… Ben de, köşemde, pazarlıkların yapıldığını yazmıştım… Şimdi, Erdoğan’ın hakaretine maruz kalanlardan biri olarak, “cevap hakkım” doğdu; soruyorum: “Şerefsiz-alçak” olan kim?”
Çünkü Başbakan, önceki gün, Strazburg’da dünya kamuoyunun önünde itiraf etti: “Hükümet, devlet kanallarıyla bu görüşmeleri gerçekleştirir. Devletin başı da iktidardır. Devleti iktidar yönetir.”
Erdoğan, Başbakan sıfatıyla Apo ile pazarlık yapıldığını önce inkâr etmişti… Ve fakat sıkışınca “hükümet yapmıyor, devletin bazı kurumları yapıyor” buyurmuştu…”Post modern Takiyye”, şimdi daha açıklığa kavuştu!
Şimdi, Erdoğan “Devlet” ve “hasb-el demokrasi”, devleti o yönetiyor, ”hikmetinden” sual olunmaz! Erdoğan, “Kürt açılımı gereği” ve kendi devlet anlayışına, daha doğrusu “politikasına” göre, eşkıya ile pazarlık yapar! El, ne karışır, milletin bir şey söylemeye ne hakkı var?... Ancak bu olay, bu itiraf da, “politikacıyı”- “Devlet adamından” ayırdı… “Politikacı” şartlara ve kendi çıkarları için, mümkün olanı yapandır… ”Devlet Adamı" ise, ”Mümkün olamayanı”, vatanın çıkarları için ve her şeye rağmen, yapan-başaran kişidir.
Bu “inceliği” bir tarafa bırakalım, işin kalın-kaba çizgisine bakalım: Apo ile “pazarlık” neden yapılıyor? Apo’nun, Bölücülerin, PKK’nın, değişmez hedefleri, Türkiye’yi bölmek ve topraklarımız üzerinde “Büyük Kürdistan’ı” kurmak olduğuna göre, neyin pazarlığı yapılıyor? APO- PKK, “bu amaçtan vazgeçtik -“Büyük Kürdistan’ı” istemiyoruz- bu hudutlar içinde sadık Türk vatandaşları olarak devlete başkaldırmadan yaşayacağımıza söz veriyoruz” diyorlar mı? Kesinlikle demezler, çünkü son tahlilde, Apo ve şerikleri, daha tutarlı, hatta dürüsttürler… Öyleyse bu adamlarla neyin pazarlığı yapılıyor, yapılacak? “Barış “pazarlığı ise “Eşkıya” ile sözde barış olur… Ve ne pahasına; TC Devleti Apo ile masaya oturur mu? Bu “pazarlık” olsa, olsa “Kürdistan’la” geride Türkiye’den ne kalacaksa, arada “yeni sınırın” çizilmesi, “pazarlığı” olabilir!
Fakat daha önce, seçimler var, “politikacı” Erdoğan, tıpkı “açılımında” olduğu gibi, “barışsever” görünmek ve de “bir miktar” Güneydoğu oyu kazanmak ister. Zaten, Apo'nun ve adamlarının, “dead line”- “son ölü hattı” - “kesin tarihi”, seçimlere kadar… PKK’nın, göstermelik eylemlerine rağmen, mevzi, birkaç olay dışında ateş kesmiş olmasından, “İmralı Pazarlıklarında” zımni bir “bırakışma” anlaşması yapıldığı, anlaşılıyor… TC Devletinin “onuru” söz konusuymuş; AKP seçimlere kazansın, gerisi Allah Kerim!... “Analar ağlamasın” diyen, muhalefeti şehit cenazeleri üzerinden siyaset yapmakla suçlayan Erdoğan, “Devlet anamızın” ağlamasına, bigâne ve siyaseti de, “APO ile pazarlık”.
TSK’NE KARŞI
Ve aynı Eerdoğan, APO ile pazarlık yaparken, TSK’nin, PKK’ya karşı mücadele vermiş onurlu askerlerinin, tutukluluk hallerinin devamına karşı zarif fakat belgeli tepkileri “doğru” bulmuyor. Oysa, Erdoğan, eğer devletse, Ordusunun askerlerine, önce onun sahip çıkması gerekirdi… Dünya kamuoyu da, bunu, anlayış ve takdirle karşılardı.
Dünyanın, hukuk âleminin anlayamadıkları bir olay da, “Ergenekon - Balyoz” davalarındaki açık hukuk ihlalleri… Adaletin adeta sonsuza kadar uzaması... Ancak Devletin Başbakanı “bunlar yargının tasarrufudur” diye işin içinden sıyrılıyor. Bu konudaki sorulara, Strazburg’da, Zekeriya Öz’ün, Ergenekon davalarından alınmasının “Ergenekon süjecini değiştiremeyeceği” cevabını vermiş… Yani “Fahri Savcıya” göre, “Öz hukuku” devam edecek!... Ne var ki Zekeriya Öz’ün kendisi bu tasarrufun siyasi olduğunu söylemiş… Eğer doğruysa, “AKP seçim öncesi korkmuş olabilir. Ordu da zaten benden rahatsızdı… Hükümet, oy kaybını göze alamadı” diyormuş!
YASAK KİTAP
Dünya şu sırada Türkiye’de, 26 gazetecinin tutuklu olmasını anlayamıyor ve buna, Erdoğan’ın cevabı, önce, “Ben yapmadım yargı yaptı”, sonra da: ‘İmamın Ordusu’ kitabının, daha basılmadan toplanması rezaleti konusunda cevabı önce, sorumluluğu üzerinden atmak: “Bu kitapları toplatan ben değilim… Bombayı kullanmak suçtur ama bombanın hazırlanmasındaki malzemeleri kullanmak da suçtur. Kusura bakmayın yürütmeye bağımlı bir yargı yok. Bağımsız bir yargı var.“
“Bağımsız yargıyı” geçin bir kalem, ama Erdoğan’ı dinleyen yabancı gazeteciler açıkça sormasalar da her halde, düşünmüşlerdir: “Henüz basılmış bile olmayan bir kitaptan nasıl bir bomba çıkabilir, yargı hangi kanıta göre tutukladı, söz ettikleri hazırlık neydi?”
“Bazı insanları, bir zaman için, kandırabilirsiniz ama herkesi her zaman, kandıramasınız.” ***
17 Nisan 1920 Cumartesi: Mustafa Kemal, Bursa'da bulunan 56. Tüm. Kom. Bekir Sami Günsav'a gönderdiği telgrafında; Ferit Paşa Hükümeti'nin Anadolu'daki ulusal direnişi kırmak için bazı önlemler aldığını açıklayıp, bu gelişmelere karşı uyanık olunması gerektiğini şöyle belirtti: "Ferit Paşa Hükümeti İstanbul'da, Ulusal Güçler ile ilgili subayları sorumluluklarına göre görevden alıyor, başka yerlere atıyor ve ihraç ediyor. Bazı bilim adamları da içinde olmak üzere 12 kişiyi Üsküdar'da tutuklamışlardır. Bunların yerlerine Nigahbancılar * atanıyorlar. Ferit Paşa Hükümeti, değişik rütbelerde 50'den fazla Nigahbancı subayı İzmit'e sevk etmiş olup, bunların Ulusal Güçlerin içine sızacakları, geçtiklere yerlere bildiriler dağıtacakları ve para ile halkı kandırmaya çalışacaklarına ilişkin haberler bize ulaştı; uyanık olmak gerekmektedir.(Kaynaklar: "Atatürk'ün Bütün Eserleri" Kaynak Yayınları. c: 7, s: 315-317; "Miralay Bekir Sami Günsav'ın Kurtuluş Savaşı Anıları" Muhittin Ünal. s: 360)
*Nigahbancı: Gözcü, bekçi anlamındadır. Burada, Damat Ferit'in kendi adamları olarak kastedilmektedir.
Not: Bu yazım; Kent Haber Sitesi'nin 15 Nisan tarihli "Bu da mı sehven" başlıklı haberi ile, emekli bir komutanın "YGS" de ki şifre olaylarının" Harp Okullarını ele geçirmek amacında olduğunu ileri sürdüğü iddialarıyla bağlantılıdır.