“İleride sakin ve soğukkanlı bir tarihi yazılırsa, Org. Hilmi Özkök, hiç şüphesiz Türk Silahlı Kuvvetleri'nin en çok "tabu yıkan" komutanlarının başında gelecek, hukuku ve demokrasiyi evrensel standartlarda içselleştirmiş dürüst bir asker olan Genelkurmay Başkanı, henüz o noktanın uzağında olanlar tarafından yadırgansa da, kendi dönemi boyunca, bugüne kadar hiç rastlamadığımız bir anlayışı uygulamaya soktu…
Ölümle sonuçlanan dayak iddialarının mahkemeye taşınması, yolsuzluk iddialarına karışmış emekli kuvvet komutanlarının, muvazzaf korgenerallerin yargı önüne çıkması, çetecilik suçlaması ile İl Jandarma Alay Komutanı'nın tutuklanması ve siyasallaşma yerine "hukuksallaşmanın" yeğlenmesi hep Org. Hilmi Özkök üslubunun sonuçları…”
Bu satırlar, 2. Cumhuriyetçi ve sicilli asker düşmanı, Mehmet Altan’ın…” Tabular Yıkılırken Gürültü Çıkar” başlıklı son yazısından. Bir fesat sacayağının küçük bacağı Altan elinden gelse, Türk Ordusunun tümünü de “ tabu” diye yıkar! Ama Genelkurmay Başkanına, Ordunun tabularını yıktığı için hayran!
Frenklerin bir sözü vardır; “İnsanları dostlarıyla tanımak gerek” diye. Şimdi sadece Mehmet Altan değil, tüm liboşlar, Hilmi Özkök Paşaya, "TSK’deki tabuları yıkan demokratik Paşa” diye hayranlar…
Özkök Paşa, Van Cumhuriyet Başsavcısının “iddianamesine üzerine , tepki göstermediği için de, aynı çevreler tarafından övüldü. Oysa Genelkurmayın “İddianame önümüzde gelsin ö zaman bakarız” değerlendirmesi, bence, açılan çok derin yaranın üzerini yara bandı ile örtmek oldu… Yara işliyor ve de işleyecek- Ordu camiası çok rahatsız! Mehmet Altan’ın, liberallerin ve sözde “aydınların” bu açık hayranlıkları, acaba ordu camiasında Özkök Paşa’nın yararına mı oluyor?
Ben, açık söyleyim; Özkök Paşa sırtından üniformasını çıkardıktan sonra ve, “ilerde sakin ve soğukkanlı tarih yazılırken”, Paşa’nın TSK’ndeki tabuları yıkmasının ve genel olarak, demokratik yaklaşımlarının, Türk Ordusuna düşman ve etkisini azaltmaya kararlı AB taraftarlığının, nasıl değerlendirileceği ve nelere mal olabileceği hususunda, aynı fikirde değilim!
Önceki yazımda belirttiğim gibi, Türk Ordusunun gerçek bir “millet ordusu” gelenek ve birikimlerinden kaynaklanan bir üstünlüğü ve tılsımı, bugün de, buna karşı içli-dışlı bir komplo vardır. Bu üstünlük, bilinçli şekilde yok edilmeye çalışılıyor; Yıkmak istedikleri “tabu” da bu!
Mehmet Altan; "Türkiye'nin kromozomlarına, yönetim kademesindeki askerlerin 'yargı dışı' olduğu inancı öylesine yerleşmiş ki orgeneralleri yargılayacak mahkeme bile oluşturulamamış. Suçlanan askeri yargılayacak mahkeme üyesinin, yargılanan kişinin iki üst rütbesi olması gerekmekte... Orgeneraller için ise bu mümkün değil” diye hayıflanıyor.
Şu sırada, Altan gibi liberal yazarlar, ağız birliği halinde, "iki başlı" askeri yargıdan şikâyet ediyorlar ve İddianame olayının bu “çarpıklığı” ortaya koyduğunu, bunun ortadan kaldırılmasının gerektiğini söylüyorlar… YAŞ kararlarının sivil denetime tabi tutulmasını ve askeri okulların İmam Hatiplilere açılmasını ve Türk milli Ordusunun “peygamber” yani bir nevi “hilafet ordusu” olmasını isteyecekleri ve istedikleri gibi!
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Kızılcahamam toplantısında kendisine has, cemaatine minberden vaaz varır gibi, ses tonuyla; “Orduya övgülerini, hiyerarşik yapısını gözettiklerini ifade ettikten sonra TSK üzerinden siyaset yapılmaması gerektiğini" söyledi. Ne var ki, siyaset yapmanın çeşitli yöntem ve şekilleri vardır!
YAŞ toplantılarında, Başbakan ve Milli Savunma Bakanı Şura’nın personel konusundaki kararlarına, adeta otomatik olarak, muhalefet şerhi verirler.
BÜYÜK NİMET
Allah- tarihimiz, geleneklerimiz, bize, TSK gibi başka ülkelerde olmayan bir nimet bahşetmiş… Şimdi içerden ve dışardan bu nimeti yozlaştırmaya çalışıyorlar.
Bu çabalar ve bu çabalara destek olanlar, ilerde soğukkanlılıkla tarih yazılırken acaba nasıl anılacaklar?
NOT: Dün bu köşede yanlışlıkla
Altemur Kılıç'ın eski bir yazısı girilmiştir.
Okuyucularımızdan özür diliyoruz...