20
Mart
2026
Cuma
ANASAYFA

Tarihimiz Teneşir Tahtasında

Yakın ve uzak tarihimiz teneşir tahtasına koydular, hoyrat ölü yıkayıcıları, maksatlı, yerli, yabancı “uzmanları” didik didik ediyorlar… Katili bulmak değil, “maktulleri” suçlu çıkarmaktır amaçları...

Önceki gün 23 Nisan’dı; buruk bir bayramı kutlamaktan 24 Nisan'a geldik ve gün gene tüm uğursuzların… 24 Nisan, “Ermeni Tehciri” -Ermenilere göre “kıyametin”- güya milyonlarca Ermeni’nin “soykırımının” 91.yıldönümü. Bu yıl da, gelenek olan “sinir ve dövünme” krizine girdik… Bu 24 Nisan’da da, dünyanın her tarafından, her ülkesinden, gelecek, Türkiye’yi en hafif kelimeyle, “eleştirmelerini” veya “lanetlemelerini” adeta korkuyla bekler olduk… Bazılarımız, milli onurumuza yapılan bu haksız, masatlı saldırıya kızarız. Bazıları da suçluluk komplesi altındadırlar; ”Biz milyonlarca Ermeniyi kestik” diye, dövünme krizlerine girerler, günah çıkarmak, “özür dilemek” için imza toplarlar… Yeni sloganları -simgeleri- “Hrant Dink”, hepsi Ermeni ve de Dink! Türkiye, bu ayıptan kurtulmalıymış!...

Bu geleneksel “cadı bayramının” arkasında, Ermeni “Diasporası” -ekseninin merkezi de Amerika- Washington’dur… Her yıl 24 Nisan’da oradan, Beyaz Saray’dan gelecek sesi heyecanla bekleriz… Kimse Amerikalıların Kızılderililere, Mohikanlara, Siülara ve son olarak Iraklılara yaptıklarını hatırlamaz, hatırlatmaz ve bu ayıplar varken, Amerika'nın, nasıl olup da dünyada “ahlak bekçisi” olabileceğini düşünmez!... ABD aslında “Ermeni Lobisinin” savunucusudur… Ama bizim korkumuz: “ABD Başkanı bu yıl, “soykırımı” deyimini mi kullanacak?”

Bu yıl, Demokrasi cilvesi hasbel kader ABD Cumhurbaşkanı Obama, ”önleyici vuruş” yaptı. “Holocost" - "soykırımı" demedi, “Büyük felaket” dedi… Ama ha “felaket”, ha “kıyamet”, ne fark eder; her zamanki olağan suçlu tarihin ezeli ve ebedi “korkunç”, müthiş Türkleri...

Bazılarımız kolaya giderler, olayın gerçek boyutlarını, anlatmak külfetine girmeden, suçu üzerlerinden atarlar; “Biz yapmadık Osmanlı Devleti yaptı” diye!... Oysa Osmanlı Ordusu Devleti Türk’tür, bu devlette orduda hizmet edenler Türklerdir. O olayların zamanında suçlananlar, bizim babalarımız dedelerimiz… En azından gerçekleri söyleyerek savunmak -onların- Türklüğün onurunu, içimizdeki şerefsizlere karşı da korumak zorundayız. Ancak, ortaya ne kadar belge çıkarırsak çıkaralım, olayın en az 1877’den beri başlayan ve Türkiye topraklarında “Büyük Ermenistan’ı” kurmak için yapılan başkaldırılar, suikastlar -hatta Abdülhamit’e suikast- ve Büyük Savaş esnasına Ermeni çeteleri Rus ordusuyla işbirliği yapmaları üzerine, karşı Ermenileri hassas bölgelerden başka yörelere göçe tabi tutmaları olayı -“meşru savunma” olduğunu hatırlatalım- bu olayın Hitler’in “Nihai Çözümü” gibi planlı, gaz odalı, toplama bir hareket olmadığını…

Ermenileri en yüksek hassas mevkilere, Hariciye Nazırlığına getiren, mesela Washington’a Sefiri Kabir, gönderen Osmanlı devletinin birden bire kalkıp ”soykırımına” girişeceğini akıl-mantık kabul etmez! Ama neye yarar? Adamlar hükümlerini peşinen vermişler, gerçeklerle kafalarını karıştırmamak lazım!...

Ben yıllarca bunları yazdım… Amerika’da TV’lerde, gazetelerde yazdım… TV’lerde Diaspora temsilcilerinin yüzlerine karşı söyledim ve ASALA’ya hedef oldum. Tarihçilerimizin, rahmetli Kamuran Gürün’ün, Yusuf Hacaloğlu’nun, Amerikalı Profesör Shaw’un, MCarthy’nin, İngiliz tarihçi Profesör Bernard Lewis’in, gereçleri yazmaları neye yaradı?... İnanılması güç, sözde, adalet ülkesi İsviçre'de, “Demokrasinin beşiği” Fransa’da “soykırımı olmadı”, demek suç!

Şimdi, “Olayın” 100. Yıldönümünde, 2015’de, asıl felaket Türkiye’nin başına gelecek diye korkuluyor… “Gerçekleri belgeleriyle çekinmeden açıklamalı ve kararı tarihe – tarihçilere bırakmalı” diyorlar… Ama buna hiç yanaşırlar mı? Bu iddialar, onların hem gıdası, hem de Diasporanın sebebi mevcudiyeti ve de Ermenistan’ın arazi ve tazminat taleplerinin kapısıdır…

Sözün bittiği yer de burasıdır! Ben şahsen bu yıllık traji-komediden ve bu adamlarla uğraşmaktan bıktım; yetti gayrı!…

Ermeni Diasporası gerçekleri hınzır gibi bilir de, bizim “Ermeni Muhipleri” Erzurum’da Ermenilerin öldürdükleri, Türkleri gömdükleri toplu mezarların yerini bilmezler… Talat ve Cemal Paşaların, Dr Bahattin Şakir’in Taşnaklar tarafından, elliden fazla diplomatımızın ASALA tarafından katledilmesini ve son “Hocaali Katliamını” hatırlamazlar… Hrant Dink’i anarlar da, Angeles'de katledilen Başkonsolos, okul arkadaşım Mehmet Baydar için saygı duruşunda bile durmazlar.

Bu ihanetin, gafletin simgesi özür dileme kampanyalarının önde geleni Hasan Cemal, Tiflis’te Ermeniler tarafından öldürülen Cemal Paşa’nın torunudur… Son olarak, Ermenilerden özür dilemek dedesinin günahını çıkarmak için, Ermenilerin yoğun yaşadığı ve Mehmet Baydar’ın öldürüldüğü Los Angeles’e gitmiş… Cemal Paşa’nın eşi Seniye Hanımefedi aile dostumuzdu... Bana Paşa’nın suikastını, sonra olanları ağlayarak anlatmıştı. Acaba, Hasan, Babaannesinden, halası Kamuran’dan bu acıları duymadı mı?

Önceki akşam Murat Bardakçı, TV programında, Cemal Paşa’nın Tiflis’te teneşir tahtasındaki fotoğrafını gösterdi, içim sızladı…Acaba Hasan Cemal bu fotoğrafı gördü mü? Ermenilere ve Hrant Dink’e sahip çıkarken, dedesinin intikamını almak bir tarafa, hiç içi sızlamadı mı? Ermenileri savunduğu kadar, bütün suçları Devleti savunmak olan, Talat Paşayı, dedesini savunmak ihtiyacını duymaz mı? Duymuyor, çünkü “imalat” hatasıdır… Orhan Pamuk gibi Nobel Ödülüne müstahaktır… Bu yıl, bu ödülü ona mı, yoksa Leyla Zana’ya mı verecekler? İkisine de versinler… Kol kola Stokholm’a giderler. Yakışır!... ***

Yayın Tarihi : 25 Nisan 2011 Pazartesi 00:04:24


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?