Türkiye Cumhuriyetinin 82. yıldönümünde, ülkemiz ve Cumhuriyet, içerden ve dışardan gerginlikler içinde, baskılar altında.
Kürt konusunda ne kadar aciz duruma düştüğümüzü dünkü yazımda anlatmaya çalıştım. Bu konu, aslında, ABD ve AB’nin oyunları ve de İktidarın gafleti yüzünden, önümüzdeki gün, ay ve yıllarda , “ilelebet payidar olacağına” inanmak istediğimiz Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni tehdit edecek.
İçerde de, gittikçe boyutları artan gerginlik, iktidarla devletin bütün kurumları arasında, şu sırada özellikle iktidarla üniversiteler arasında, Cumhurbaşkanı ile Başbakan arasında, iplerin kopması raddesine varıyor.
TARİH
Bu durum ve gelişmekte olan olaylar, bana, yakın tanığı ve hatta mağdurlarından biri olduğum, 27 Mayıs 1960 hareketi öncesi gelişmeleri hatırlatıyor. O zaman, olayların içinde iken, hele son günlerinde, “freni patlamış bır otobüsün içinde yuvarlanıyoruz” gibi hissetmiştim kendimi! Bugün de öylesine bir his var!
Benım, bugünkü Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı, o günlerin Başbakanı DP Genel Başkanı Merhum Adnan Menderes’le aynı kefeye koymak, kıyas etmek aklımdan geçmez.
Onunla ve o zamanın önde gelen bakanları ve bugünkü iktidar yöneticileri arasında anlayış, görgü ve üslup farkı vardı. Olaylar arasında, bazı paralellikler, benzerlikler bulunmasına rağmen, faktörler değişikti. Mesela o günlerde basının, hocaların ve yer altı örgütlerinin tahrikleri acımasızdı. Ordu ve gençlik, asılsız dedikodularla tahrik edilmişti. Ama bır Van olayı ve ayıbı yoktu.
…Ne var ki, ,netice itibariyle, acı sonu zamanın iktidarının basiretsiz ve tahammülsüzlüğü, duvardaki yazıyı görememek gafleti getirdi. Ve bu da, sadece iktidarı, Demokrat Parti'yi değil, ülkeyi izlerini hala silinemeyen, değerleri altüst eden ortama götürdü! Gerçek vatansever, ülkelerini, milletlerini çok seven ve hizmet aşklı ıle didinen üç değerli devlet adamı bunun bedelini sehpada ödediler.
HATALAR
Rahmetli Adnan Menderes’in büyük hatası, üniversiteleri profesörleri ve basını karşısına almak olmuştu. Bunu söylerken, kendi anılarımda da yazdığım gibi, bu hususta o günlerin hocalarının, basın mensuplarının da tahriklerini mazur görmüyorum. O dönemin bazı hocaları da Profesör Erdoğan Teziç ve bugünün rektör ve hocaları gibi değillerdi…
Menderes, basını gazete sahipleriyle yakın ilişkiler kurarak “idare edebileceğine” inanmıştı. Asıl çalışan gazetecileri görmezlikten geldi….
Üniversitelerle diyalog kurmaya, ancak iş işten geçtikten sonra teşebbüs etti. Aslında 27 Mayıs’tan önceki son gece “Kara Cüppeliler” konuşmasını yaptığında sadece üniversitelerle değil bütün kurumlarla ipler çoktan kopmuştu… Gerilen ipler sonunda kopar! Bazı alanlar herhalde üniversitelerle ve orduyla ilişkiler alanı iktidarların çok dikkatle yürümeleri ve hareket etmeleri gereken, mayınlı, engebeli alanlardır.
ÖFKEYLE OTURAN...
Bugünkü Başbakanımız, bu kurumlar ve mensupları karşısında, hiddetine çabuk yeniliyor ve maalesef, mesela Cumhuriyet Bayramı söz konusu iken “Bayram değil seyran değil“ deyip eniştenin, yani Cumhurbaşkanının rektörleri resepsiyona davet etmekle rektörleri “neden öptüğünü” sormuş oluyor! En azından zarif değil!
Bu bunalımda Cumhurbaşkanına büyük sorumluluk düşüyor. O soğukkanlılığını kaybetmeden gereken mesajları da, anlamlı bir şekilde veriyor ve 75 Rektörü Van balgamında resepsiyona davet etmesi de türbanlı bakan eşlerini davet etmemesi kadar, anlamlı ve Atatürk’ün mekanına yakışan bır davranış.
Bu bağlamda Çankaya’da Ahmet Necdet Sezer gibi bir Cumhurbaşkanın bulunması, hele ondan sonra 2007’de o yüce makama gelebilecekleri ve onların verecekleri resepsiyonlara kimlerin, hangi kıyafetlerle gelebileceklerini düşününce, büyük saadet!
AKP çoğunluğu da, son Galataport; Kuşadası ve Tüpraş ihaleleri konusunda, CHP tarafından verilen gensoru önergesini ret etmekle, 27 Mayıstan önce Tahkikat Komisyonu'na oy veren DP çoğunluğunun hareketine benzer büyük bir yanlış yaptı…. Başbakan da bu konudaki Meclis müzakerelerine katılmamakla! Bunların acısı ceste ceste çıkar!
Türkiye’nin şu sırada , dış baskı ve tehditlerle karşı karşıya iken bu iç gerginliklere ve bunalımlara ihtiyacı yok…İ ktidarın ve TBMM'deki çoğunluğunun, geçmişteki acı tecrübelerden ders almaları gerekir!
Yayın Tarihi :
27 Ekim 2005 Perşembe 12:10:51