Genelkurmay Başkanlılığının kamuoyuna son açıklamasında, “Türk Silahlı Kuvvetleri, demokrasi, hukukun üstünlüğü ve anayasal değerlere bağlı bir kurum olarak, aksi yönde yapılan telkinlere rağmen, yargı sürecini sabır, sükûnet ve itidalle izlemekte, bu çerçevede bağımsız ve tarafsız olduğuna inandığı yargının, er ya da geç doğruyu ortaya çıkarmasını beklemektedir" deniyordu. Bu, son zamanlarda, mâlumların, klasikleşmiş, “Ordunun Vesayeti” iddia karina karşı, Genel Kurmayın “klasik” mukabelesi! Ve “vesayet” iddiası ne kadar yalansa, bu gerçektir. Türk Ordusu kendisine karşı yapılan tasallutlara karşı, gerçekten büyük-aşırı, sabır ve tahammül gösteriyor.
“Aksine telkinlere rağmen” ifadesi, acaba bir “zaaf- ı telif” – ifade hatası mı diye düşünmekle beraber, haddim olmayarak, bu sözlerden alındım.
”Sivil kişi” olmama rağmen, askerlik terbiyesi benliğime işlemiştir. Mesela yaşım ileri de olsa, üst rütbede bir subayın önüne geçemem ve bana hitap ederse, insiyaki olarak esas duruşa geçerim. Bana isterseniz “askerci – militarist” desinler öyleyim işte; “genlerime” işlemiş ve bundan sonra da değişecek değilim! Hem, bu “genlerim ” gereği olsa da, Türk Ordusunun, Cumhuriyetin son, gerçek sigortası olduğuna inanıyorum. Bu kale de düşerse, ne ülke kalır ne de demokrasi!
Şu sırada, TSK’ne yapılan çeşitli saldırılar gittikçe artıyor. Can Ataklı’nın yazdığı gibi, psikolojik savaş sürdürülüyor… “Darbe” iddialarıyla, eski askeri müdahalelerin, abartılı anılarıyla, Ordunun Cumhuriyeti “kollama koruma” görevi zaafa uğratılıyor… Ve tezvirat ve pespaye dedikodularla Ordunun halk indindeki itibarı ve halkın orduya güveni azaltılıyor… Bunun için de, Ordunun içinde de, Subaylar arasında inkâr edilmez rahatsızlık var!...
Bu durum karşısında benim, Genelkurmaya, Komutanlarıma “telkinde “ bulunmam ne haddime. Hele “darbe” imasında bulunmam, en azından saygısızlık, en fazlasından “zaman” ve “zeminin” koşullarına ters düşmek olur.
“Vesayete” hayır- ve tabii, demokrasiye hukuka yargıya saygı ve sivil otoriteye tabi olmak, sabretmek gerekir. Ancak benim sorum; nereye, ne zamana kadar… Sabrın sonu selamet mi? sabır uzadıkça, kaybedilenlerin telafisi, mümkün olur mu?
Türk Ordusu, dış düşmanlarla ve iç bölücülerle savaşmaya, ruhu ve silahlarıyla, muktedirdir. Ama itiraf etmeli ”psikolojik savaş” konusunda, pek deneyimli değildir, çarkları, aşırı teenniyle biraz yavaş işliyor! Paradoks olacak ama aşırı sabrı da, ötekiler tarafından ”zaaf” sayılıyor ve “psikolojik savaş” aracı olarak kullanılıyor!
Evet; Genelkurmaya, Komutanlarıma, “telkinlerde” bulunmak, ne haddime. Her gün, her gece, TSK’ne, atılan çamurlar hususunda benim tavsiyem, hep, biran evvel, karşı taarruza geçmesi ve bütün iddiaları, kökünden yalanlaması olmuştur. “Geç kalan Adalet” gibi, "geç kalan yalanlama”da, boşuna olur!
Can Ataklı’nın yazısından öğreniyoruz ki, Genel Kurmay, şimdi “geniş kapsalı araştırmalarının” sonucunu, çok yakında kamuoyuna açıklayacakmış. Heyecanla, umutla bekliyorum. Fakat bu adamlar, kolay susturulamaz; melanet ve fesatlarına köşelerinden, organlarından, devam edecekler. Bu ”gen”- “soy” ve “imalat hatası” olmalarının icabı… Bakın: Hasan Cemal, Genelkurmayı müze yapacak. Mümtazer Türköne, “Nizam-ı Cediti” kuruyor… Ali Bayramoğlu Jandarmayı, Genelkurmayın elinden almak ister… Ve Ahmet Altan’ın, bütün bunların üstüne tüy diken şu sözleri: Türk Ordusuna, “Pisa Kulesi gibi bir ordu” diyor. “Temeli yanlış atıldığından, üstüne konan her taş, çıkılan her kat, bu yapıyı biraz daha çarpıtıyor, ordu olmaktan biraz daha uzaklaştırıyor”.
İşte bu soysuzluklar karşısında, benim sabrım taşıyor, “genlerim“ isyan ediyor ve “asil Türk” soyum, çekiyor! Bu adamlara hadlerini bildirmek için ellerim kaşınıyor...
Taraf gazetesi sür manşetten, Genelkurmaya “sana susmayı telkin ediyoruz” diye küstahça meydan okuyor! Siz konuşacaksınız, yazacaksınız da, Türk ordusu susacak . Öyle yağma yok! Haddinizi bilin, esas duruşa geçin!
Türk Ordusunun belleğimde, Ezerli ebedi Başkumandan Mustafa Kemal’in baş emri vardır: “Size taarruz etmeyi değil - ölmeyi emrediyorum!” Dünya askeri literatürüne geçen bu emrin anlamı, ”ya kurtuluş ve zafer, ya da ölüm”. Türkiye şimdi bu bağlamda, bu seçenekler arasındadır! ***