Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan, bir yazımda kendisine,”Pervasız Kabadayı” dediğim için beni mahkemeye vermiş ve de davasını kazanmıştı. Şimdi,”Korkusuz Kaptan” dersem ve de kendisi de itiraf ettiği için, “Tüccar Başbakan” dersem herhalde kızmaz ve hakkımda dava açmaz!
Kendisi son konuşmasında, “Ülkemi adeta pazarlamakla mükellefim- yani yükümlüyüm” dedi. Herhalde bu sözleri, açılışını yaptığı alışveriş merkezinin havasında, pek fazla düşünmeden, söylemiş ve belki de sürçü lisan etmiş olabilir… Çünkü, ülkeyi “ Pazarlamak” demek,”Ülker” ürünlerimi satmak gibi, Ülkeyi de satmak şeklinde de anlaşılabilir!
Kelimeler ve anlamlar siyasette, diplomaside çok önemlidir; helva derken halva dememek gerekir. Erdoğan, “Bunu yani pazarlamayı her ülkenin başbakanı yapıyor, başkanı yapıyor” diyor ve ekliyor; “Bunu bugüne kadar benim başbakanların yapmamışsa bu ileri bir anlayış değildir!” ….
Önce “ bugün her ülkenin başbakan ve başkanlarının” ülkelerimi “pazarladıkları” yani “sattıkları” savından başlayalım; bugünkü küreselleşen ve maddiyatın ekonomin ağır bastığı dünyada, başkanların ve başbakan ve bakanlarının bu alanda çaba gösterdikleri - göstermek zorunda oldukları- dogrudur ! Ancak “pazarlamak ve satmak “ Başkanlara, Başbakanlara hatta Bakanlara yakışmaz- en azından yanlış anlaşılır. Ve sanmıyorum ki, hiçbir kendini bilen devletin devlet ve hükümet adamları böyle konuşsunlar.
Siz Atatürk’ün, İsmet paşanın hatta bankacı kökenli olan Celal Bayar'ın, Adnan Menderes'in ve hatta ondan sonraki başbakanların tezgahtarlar gibi ,ülkeyi pazarlamaktan satmaktan söz edebileceklerini hatırlar veya düşünebilir misiniz?
Ama, çoğu ülkeye yabancı sermayenin – Türkiye’yi istismar etmeden, tekelleşmeden, girmesine yardımcı olmuşlardır . Bu yoldaki çabalar bazan muvaffak fak olmuş- bazan da başka sebeplerle ,akamete uğramıştır.
Velhasıl, “ülkeyi pazarlamak ve satmak” başka şey, yabancı sermayeye imkan vermek başka başka şeylerdir. Başka bir deyişle devlet ve ı hükümet adamlığı başka; esnaflık ve tezgahtarlık başkadır. Arada ince bir nüans vardır. Bu, “laakal” bır kültür, görgü ve anlayış meselesidir….hele şu sırada, pazarlama ve satışların nasıl yapıldığı şaibeli ve dedikodulu iken!
Zira genel izlenim o kı, halkın parasıyla yapılmış iktisadi devlet kuruluşları yok pasına perde arkasındaki ilişki ve pazarlıklarla günü gün etmek ve borçları ödemek için satılıyor.
Biz hala TC Başbakanının pazarlama ve satmaktan söz ederken, konuştuğu alışveriş merkezinin havasında, dilinin sürçtüğüne inanmak istiyoruz!
PAMUK İPLİĞİ
Orhan Pamuk’un balonu geçen akşam CNNTÜRK’te kendisi tarafından patlatıldı. Ama malum medya bu olayı, kedi bir şeyi örter gibi teğet geçmekte!
Ama Pamuk konuştukça batıyor; onu tezgahlayan ajanları keşke konuşmalarına ambargo koysalar…Bakın, şimdi de İspanyol ABC gazetesine verdiği demeçte ; “Atatürk’ün Cumhuriyeti, daha hızlı ilerlemek işçin geçmişle yüzleşmek yerine onu unutmak yolunu izledi!” Bu sözler AB –Türkiye Ortak Parlamento Gurubu Başkan yardımcısı Andrew Duff’ın düşünceleriyle , ne kadar örtüşüyor! Adam hala, “Kemalizm” yani Atatürkçülük Avrupa Entegrasyonuna engel” diyor.
Yayın Tarihi :
18 Ekim 2005 Salı 13:33:31