20
Mart
2026
Cuma
ANASAYFA

Türban Kördüğümü


Rahmetli İhsan Sabri Çağlayangil’in, bir sözü vardı; “Mesele olmayanları mesele yapmamak!” Ve kendisi diplomat olmadığı, hatta Emniyet kökenli olduğu halde Dışişleri Bakanlığında değme diplomatlardan, çok daha, başarılı olmuştu.

Şimdi, Türban konusunda, başından beri olanlar, aslında, mesele olmayan bir konuyu, sadece “mesele” yapmanın değil, bu “meseleyi” ülkenin başına bela etmenin şahikası! Yanlış üzerine –, çoğunlukla, kasten - yanlışlar yapılıyor ve “mesele” gittikçe içinden çıkılmaz bir yumak haline geliyor! Son uzlaşma paketi bunun kanıtı!

Eski Yunan trajedilerinde, konu öylesine girift ve içinden çıkılamaz hale gelirdi ki –mesela yazarı Aristofanes de, içinden çıkamaz- sonunda, sahneye bir “ Deus ex Machına”,- “ilahi bir makine " indirir, sorun güya, öyle çözülmüş olurdu! Teşbihte hata olmaz!

PANDORA KUTUSU

Bu konuda Pandora’nın kutusu açıldıkça – Rus bebekleri gibi, sorun içinden sorun çıkıyor ve “kördüğümün ” - Büyük İskender’in kılıcıyla kesilmesi gerekecek!

Haydi; sorun, şimdilik “çene altı" formülüyle çözüldü – “çenesi bağlandı” diyelim; ancak Yasaya fotoğraf konulamadığına göre (onu da düşünmüşler) bu da, muhakkak tartışma konusu olacak! Sonra; kızlarımız Yüksek Okullarda “eşitlik ilkesi” adına, yüksek öğretim görmek hakkından, mahrum edilmediler, “çene altından” bağlı başörtülerle okudular, mezun oldular ve bu uygulama “benzetile, benzetile” ilkokullardan bütün kamusal alanlara yayılacak. Zaten asıl hedef de bu! ; içtihat oluşturmak.

Bunun, olası neticelerini, öreğin, okullarda ve sokaklarda, başları açıklarla “Türbanlılar” arasında, saç saça, baş başa, kavgalar ihtimalini, dün ifade etmeye çalışmıştım! Fakat somut olarak, ortaya koyayım; Üniversitelerden – Siyasal Bilgiler okullarından, Tıp Fakültesinden, Mimarlık Okullarından, Hukuk Fakültelerinden, vb. mezun olan genç kızlar, haliyle, branşlarında çalışmak – polis, kaymakam. Doktor, avukat yargıç ve devlet kuruluşlarında, mimar olmak isteyecekler. O zaman ne olacak? Şimdi hala cari olan kurallara göre, bu mümkün olamayınca “türbancılar” gene, eşitlik olmadığından şikâyet edecekler, oluşturulan “içtihada” göre , -mesela Polis kasketinin altına veya üstüne, avukat yargıç cüppelerin üstüne vb. “formüller” üretip gene Sayın Bahçeli’nin uzatacağı ““ip”le kabul ettirecekler! Tabi yersek!

ATATÜRK VE BAHÇELİ

Beni, bu konuda, özellikle rahatsız eden, kızdıran iki husus var:

Biri, yeni “Paketin” gerekçesinde Atatürk’ün kullanılması! Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, hakikaten, “ ‘Fikri hür, vicdanı hür ve irfanı hür’ nesiller, ancak kişilerin hiçbir gerekçeyle ayrıma tabi tutulmadığı ve eşit olarak yükseköğrenim hakkından yararlanıldığı özgür üniversitelerde yetişebilir'."

Bu sözlerin anlamı, maksadı, başka idi: Cumhuriyetin kuruluş yıllarından bir toplantıda, genç kızları,”Niçin, ayrı ve arkada oturuyorsunuz” diye, ön sıralara çağırmış ve gerçek çağdaş eşitliklerini vurgulamak istemişti!

Yapmayın efendiler; Mustafa Kemal kadın erkek ayırımına nihayet vermek istedi ve bu da O’nun özellikle, 1926’dan sonra, açık başlı şapkalı hanımlar, çekilmiş fotoğraflarla da kanıtlanmışken 1923 bu konuda söylediklerini, çerçevesinden çıkarıp, kızların türban takmalarına gerekçe göstermeyin; Atatürk takiyyeye, Ülema tefsirine gelmez… Bari O’nu rahatsız etmeyin!

Mustafa Kemal Kurtuluş Mücadelesinde, bazı hocalar, hacılar, minarelerden Kuvvayı Milliyecilere “ Padişah hilafet adına”,"din elden gidiyor” diye minarelerden ateş ederlerken – hocalara, ayrı mektuplar yazarak telgraflar göndererek, Maksadının İslama karşı olmadıklarını, uzun uzun, anlatmaya çalışmıştı!

“AT ŞU ÇARŞAFI”

Bir de gerçek bir anı – tanığı olan babamdan: Mustafa Kemal Otuzlu yıllarda Sarayburnu parkında, kara çarşaflı bir genç kız görür-yanına çağırır, adını sorduktan sonra “Fatma kızım gözlerin ne kadar güzel, at şu çarşafı” der ve kız “Sana Feda olsun Paşam der ve çarşafı çıkarır! Bilmem anlatabildim mi?

Ahmet Hakan soruyor: “Devlet Bahçeli, AKP'nin kuyruğuna mı takıldı? MHP ne yapmak istiyor? Neden bu işe destek verdi?” diye ve cevabını da kendisi veriyor; kısacası “tabanı üzerinde oy hesapları” Rahmetli Türkeş’in “ Devlet adamlığının” tersi!

BEN NE YAPACAĞIM?

Kaç gündür, okuyucularım, dostlarım, “ “Bahçeli ne yapıyor –neyin peşinde? Diye soruyorlar, “Son seçimlerde, AKP'ye karşı, MHP' ye, oy verdik - ellerimiz kırılsın” diyesiler.

Ben de bunaldım ve hatta MHP’den istifa etmeyi, bile düşündüm… Ancak sonra da, gene, düşündüm; Ben, 1942’den beri “üsteğmen” Alparslan Türkeş’le beraber ve Sayın Bahçeli’den çok önce, vardım- ve varım! Neden istifa edecekmişim; İstifa etmeleri, ayrılmaları gereken başkası- başkaları varken!

Benim, MHP’de olup olmamanın, “kuvveyi hariyesı” yok, ama elim, hamdolsun hala kılıç tutuyor. Mücadeleye devam!..

Yayın Tarihi : 1 Şubat 2008 Cuma 00:00:54


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?