19 Mayıs 1919 – 19 Mayıs 2006: Mustafa Kemal Kurtuluş Savaşını başlatmak için Samsun’a çıkalı 87 yıl olmuş… Aşağı yukarı, şimdilerde, normal bir insan ömrü kadar bir zaman- benim yaşımdan beş yıl fazla! Bizler, Mustafa Kemal’in zamanında yaşamış, O’nu görmüş, son kuşağız! O ve eserleri bizim kuşak için, “gerçeklerdi”- bizim nesil tükendikten sonra, bunlar “efsane” olacak… Bizim son görevimiz de gerçeklerle –efsane arasında köprü olmak, O’nun öğretilerini yeni kuşaklara intikal ettirmek. Yani ,”efsanenin” bir hayal olarak değil, canlı kalmasını sağlamak! Acaba bunu tam manasıyla yapabildik mi?
Ben, şahsen, çok talihli idim; Atatürk’ü yakından görmüştüm. O’nun “efsanesinin” bir yerlerinde, babam ve amcam da vardı; onlardan Mustafa Kemal’i ve olayları, bire bir, öğrendim. Mesela 1919 ‘un 19 Mayıs’ında O’nu İstanbul’dan Samsun’a götüren BANDIRMA vapurunda Onun emir subaylarından Topçu Üsteğmeni Ahmet Muzaffer (Kılıç) benim amcamdı- yanında büyüdüğüm, güzel insandı. Yıldırım Ordularından beri, O’nun, o karda yatan fotoğrafında olduğu gibi, hep yanı başında idi… Bandırma Vapurunun bir transatlantik olmadığını, Vahdettin’in Mustafa Kemale özel görev ve sandık dolusu altın vermediğini, daha bu yalanlar ortaya atılmadan çok önce amcamdan dinlemiştim.
İşte, Mustafa Kemal ve Atatürkçülük konusunda bu kadar duyarlı olmamın ve bugünkü “umumi vaziyetten” çok rahtsız olmamın nedenleri de adeta gen’lerime işlemiştir!
BUGÜNKÜ “UMUMİ VAZİYET”
Bugünkü 19 Mayıs yazımda,“2006 dekİ Umumi Vaziyeti” Mustafa Kemal’in “Büyük Nutuk”unun başlangıcında çizdiği tabloyla kıyaslayarak, yazmaya hazırlanıyordum… Mecazi mananda da olsa benzerlikler, paralellikler çok… Aynı olmayan tek şey Ordunun durumu; “cephanesi ve silahları “ henüz elinden alınmamış ve etkisi, bütün çabalara rağmen, henüz, kırılmamış!
Ama terör, dağlarda, kırlarda ve kentlerde kol geziyor Yargıçların otobüslerine bombalar konuyor ve Atatürkçü gazetelere bombalar atılıyor… Güneydoğuda bölücüler gemi azıya almışlar, “siyasallaşmışlar” ve Belediye Başkanı sıfatlarıyla adeta meşrulaşmışlar!!
Fakat, tam bugünü, bu tabloyu çizmeyi tasarlarken, Ankara’da Danıştay’a, 2.Dairesi mensuplarına melun baskın yapıldı; değerli bir yargıcı –Mustafa Yücel Özbilgin’i şehit verdik- dört Yargıç yaralı yatıyorlar… Bir “kara gün”!
Bu baskının faili ve arkasındakiler hususunda gerçekler ortaya çıkıncaya kadar, çeşitli spekülasyonlar yapılacak… Akıllara , PKK ile Hizbullahlı bağlantılı, ortalığı karıştırmak görevi almış bir kışkırtıcı olabileceği geliyor… Caninin aile kökenleri, babasının ve kendisinin geçmişi ve nereden, hangi noktaya geldiği,, son yıllarda Türkiye’de yaşanan kafa karışıklıklarının, karmaşıklığın ve “Umumi Vaziyetin” acı bir kesiti! - ’
Alparslan Aralan ve maksatları konusunda gerçekler sonunda herhalde ortaya çıkacak, ama, bu işe ülkücüleri ve MHP'yi de bulaştıracak türlü spekülasyonlar da yapılacak… Yapılıyor!
Fakat muhakkak olan bir şey var; bu adamın arkasında AKP yoktur; olmaz çünkü olay önce İktidarı sarsmıştır.sarsacaktır!.
Ancak bununla birlikte, muhakkak ki, böyle bir baskının yapılması ortamını, özellikle türban ve laiklik konusundaki söylemleriyle, halkı "inananlar –inanmayanlar" diye bölmekle bu iktidar mensupları hazırlamışlardır: Bu da 19 Mayıs 2006'daki “umumi vazıyetin” özetidir.
Daha açık konuşayım; Mustafa Kemal, herhalde, ne 1919 Mayıs’ında, Samsun’a çıkarken, ne de 1938’de, ölüm döşeğinde bile , gençliğe emanet ettiği TC’nin “ ilelebet payidar olacağına” inanırken, “ çağdaş uygarlık düzeyini” hedef gösterdiği Türkiye’de, bir gün, Türk kadınlarının başlarına türban- sıkma baş (başörtüsü değil) geçirileceğini ve e Çankaya kalesinin, kendisine, rejimine, ilkelerine asla inanmayanlar tarafından ele geçirilebileceğini, tahayyül bile etmemişti! Türkiye'nin , ,Türk milletinin “inananlar-inanmayanlar” –alt kimlikler –üst kimlikler ve azınlıklar diye hem de resmi ağızlar tarafından bölünebileceğini de hiç aklına getirmemişti!
Ve işte bu düşünce ve acılarla, özellikle bizler, onu “yaşamış”, ondan feyiz almış son kuşak, bugün, 19 Mayıs 2006’da, bu acılar içinde, Danıştay’a yapılan hain “baskının” ,aslında O’nun düşüncelerine ve kurduğu laik Cumhuriyet’e yapılmış bir baskın olduğu için, bayram yapamıyoruz – ve yeni bir devrim şehidinin – yeni bir Kübilay’ın – Mustafa Yücel Özbilgin’in- arkasından ağlıyoruz!...
Yayın Tarihi :
20 Mayıs 2006 Cumartesi 11:58:21