22
Mart
2026
Pazar
ANASAYFA

Vahdettin - Ecevit ve Tarih


Eski Başbakan ve okul arkadaşım Bülent Ecevit,  “Vahdettin’in hain olmadığını” kanıtlamak için bir kitap yazıyormuş….Hem hayret ettim hem de doğrusu pek de yadırgamadım. Ecevit’in eniştesi, İstiklal Harbine de katılan İstiklal Madalyalı emekli Albay İsmail Hakkı bey, eğer yanılmıyorsam, daha önce Vahdettin’in kızı Ulviye Sultan’la evli imiş ve kızları da sonra benim de akrabam olan Halil Özbaş’la evlenen Hümeyra Sultan. Bu vesilelerle Ecevit’in o aileye karşı her zaman duygusal bir yaklaşımı vardı.

Ecevit’in bu iddiasını, tezini herhalde kitabı yayınladıktan sonra daha ayrıntılı olarak öğrendiğimde-onunla gene tartışmak isterim… Ama hemen şunu söyleyim; kendisime has bır mantık silsilesi olduğunu bildiğim sevgili okul arkadaşım bu konuda da çok yanılıyor.

Ve Bülent Ecevit’in Vahdettin'e "Hain" diyememek iddiası da, maalesef tam bu bağlama rastlıyor ve liberal ve gerici korosu birlikte, ona destek oluyorlar. Ben Babamdan ve Samsun’a onunla birlikte çıkan Atatürk'ün yaveri, amcam Muzaffer Kılıç'’tan , Beşiktaş’taki evi ve daha da önce Yıldırım Orduları dönemlerine ait , ilk ağızdan dinlediklerimden , hep bilmişimdir ki, Vahdettin Osmanlı sülalesine de yakışmayan bir Padişahtı ve de İşgal kuvvetleriyle işbirliği yapmış, İngiliz Komutanlar önünde eğilmiş bir zat idi. Osmanlı temsilcilerin Sevr antlaşmasını imzalamalarına izin vermişti. Mustafa Kemal ve arkadaşları - bu arada, babam ve amcam hakkında da - Durrizade Divan Harbinin verdiği dönemin Şeyhülislamının fetvasıyla kesinleşen idam hükmünü de imzalamıştı.

Kişisel bir ayrıntı; Büyük babam, Saray Muhafız kıtasında Miralaylıktan emekli Tevfık Bey de, Padişaha bağlı; oğlunun ve yeğeninin Sultan’a başkaldırdığı için idama mahkum edildikleri haberini Bostancı’da Eczanede alınca oracıkta fücetten vefat etmiş…

RESMI DEGİL YAŞANMIŞ TARİH

Zaman gazetesinin tanık gösterdiği bır takım tarihçiler, ne derslerse desinler, benimkisi resmi tarih değil, yaşanmış tarih! Fakat başka belge mi istersiniz; Mustafa Kemal’in Büyük Nutuk’unda Vahdettin hakkındaki hükümlerini okuyun…NUTUK’TA Vahdettin’e, onun “vatan hainliğini -soysuzluğunu”, olaylar ve belgeleriyle kanıtlayan tam 15 atıf var. Yetmezse Turgut Özakman’ın “Vahdettin- Mustafa Kemal ve Milli Mücadele” belge -kitabını ve son çıkan “Şu Çılgın Türkler” eserini okuyun… O tarihçiler de okusunlar!  Vatana ihanetin daha başka belgesi olur mu?
Vahdettin’in hain olmadığını iddia etmek, Mustafa Kemal’i yalanlamak, inkar etmek demek. Vahdettin eğer hain değilse Mustafa Kemal nedir?

Hem Vahdettin ve diğer işbirlikçilerle, hatta İstanbul da oturup milli mücadeleye katılmayanlarla- tünelin ucunda hiç umut ışığı yokken Anadolu’ya koşanlar arasında , müsaade edin de, bir fark olsun!

Vahdettin’in, güya Mustafa Kemal’e para verip ,"lüks" Bandırma gemisini tahsis edip mücadele için Anadolu'ya yolladığını ve hele Milli Mücadeleyi Onun başlattığını iddia eden sözde tarihçiler de okusunlar ! Ben bunun ne mene masal olduğunu daha çocuk yaşlarımda, Bandırma gemisi yolcularından Topçu üsteğmeni Muzaffer’den dinlemişimdir.

Anlaşılıyor ki, Ecevit’in ve diğerlerinin tezleri, Vahdettin’in işgal şartlarını hafifletmek için düşmanlarla işbirliği yapmak zorunda kaldığı.. Aynı savunmayı İIkıncı Dünya savaşında Almanlarla İşbirliği yapan Fransız Mareşal Henri-Phillipe Petain de- vatana ihanet suçundan yargılanırken yapmıştı. Mahkemenin Petain hakkındaki idam hükmünde(*) ; “Bır Fransa Mareşali, hangi gerekçelerle olursa olsun düşmana hizmet etmez,düşmanla işbirliği yapmaz” deniliyordu….. Bu hüküm, herhalde bir Osmanlı Padişahı için de, cari olsa gerek. Gerçek Devlet adamlarının “konjonktüre göre idare-i maslahata bulunmaya” hakları yoktur.

Bazı tarihçiler , Vahdettin’i 2: Abdülhamit’le aynı kefeye koyuyorlar. İmparatorluğu yabancı baskılarına karşı otuz yıl muhafaza eden ve hep Türk olduğunu söyleyen Abdülhamit - asla Vahdettin'in yaptığı gibi, düşmanın, yabancıların önünde ezilmez büzülmez ve işbirliği yapmazdı!

RESMI TARİH

Bülent Ecevit’in Vahdettin hakkındaki iddiaları- liberallerin başını çektiği “resmi tarih” dedikleri tarih anlayışının gene irdelememekte olduğu bağlama rast geldi.

Benim itiyadım, yaşım,  aile rabıtalarım ve hatıralarım dolayısıyla, bugünün olaylarını yakın tarihimiz açısından yorumlamaktır. .. Ancak, bir süredir en beri, ülkede tarihin ve özellikle yakın tarihin, “resmi tarih” olarak yorumlanmasına karşı bir defa, hangisi gerçek tarih- hangisi “ resmi tarih”- bu ayrım objektif olarak, nasıl yapılacak?. Resmi tarihi ret edenler bile, kendi inanç ve tezlerine göre, bu konuda tarafsız ve objektif olamıyorlar.
Kanaatim o ki, hiç bır tarihçi ve yazar- hatta, mesela bilimsel objektiflik adına, Ermenilere 1915’de soykırımı yapıldığını ispat için olağanüstü gayret gösteren yazar ve tarihçiler bile -aslında objektif olamazlar- çünkü belirli bir maksatları vardır ! .

MİLLİYET’te Hasan Cemal’in , bununla bağlantılı olacak, “Tarih ve Tarihsizlik !” yazısı üzerine yapıyorum. Hasan Cemal , Princeton Üniversitesinde Profesör olan ,Türk tarihi üzerimde değerli eserleri bulunan Profesör Şükrü Hanioğlunun ZAMAN gazetesindeki bir makalesine (21.06.2005 ) atıf yaparak “ Türkiye’de tarihin bazı sarflarını saklanmanın çözüm olarak işine geldiği için saklar “ demeye getiriyor. Profesör Hanioğlu, Zaman’daki cümleleri biraz dolambaçlı makalesinin başında ; “Yapılacak iş tarihsizliğin bir çözüm olmaktan ziyade, toplumun önündeki bir engel olduğunu kabulü ve tarihin tarih haline gelmesine müsaade edilmesidir…Güncel olanın yerine farklı tarih tezlerinin tartışılmasına izin vermek siyasetin atması gereken bir adımdır” diyor. Anlaşılan ,“Ermeni soykırımını kanıtlamak için özel sempozyum düzenlemesi üzerine yazdığı bu yazıda, Hanioğlu “güncel” yani resmi tarih yerine, farklı ,yani aykırı tezlerin de tartışılmasına izin verilemelidir” demek istiyor. Mani olan da yok. Buyursunlar, “resmi tarih” dediklerini ortadan kaldırsınlar ve yerine kendi meşreplerine uygun tarih tezlerini koysunlar. Ama “tarih” kime göre ve nasıl bir tarih olacak?

Hasan Cemal’in “aykırı” meşrebini bildiğiniz için, “resmi tarih” ten özellikle Ermeni konusunda soykırımı iddialarını ret eden “tarihi” ve Mustafa Kemal’in tarih tezlerini murad ettiğini tahmin edebiliriz.

Meğer Hasan Cemal’in de asıl gücüne giden ,Latife Hanımın mektuplarının açıklanmaması imiş! O da bazı gericiler gibi, bu mektupların açıklanmasından Mustafa Kemal’, şu veya bu şekılde, karalamak için ipuçları bulacağını umuyordu ,herhalde..Ne var ki, Mustafa Kemal ve eseri bütün bu karalamalara meydan okuyacak kadar güçlüdür.

NEDEN TARIH?

Hasan Cemal Şükrü Hanioğlu'nun, herhalde tarihsizlik veya "resmi tarih" yaklaşımının “ulus devlet inşa sürecine yardımcı olduğunu söylüyor. Bır yerde doğru; Osmanlı Devletinin çöküşünden sonra, yorgun ve kendine güvenini kaybetmiş bir topluma ve millete ,yeniden güven ve heyecan vermek, köklerini hatırlatmak için, tarihin milliyetçi bir yaklaşımla yazıldığı ve yorumlandığı doğrudur. Atatürk, bu maksatla n Türk Tarih Kurumunu kurmuş,okul tarih kitaplarının bır doğrultuda yazılmasına önem vermişti. Ancak ,aslında köklerimdi hatırlamak ve hatırlatmak , Türklüğü ve Türkçülüğü canlandırmak, Osmanlı Döneminin sonlarında “ Osmanlıcılık” anlayışının , diğer unsurlarının ihanetleri sonucu , iflasından sonra zorunlu olmuştu.

VE BUGÜN

Bugün de, Türkiye AB “sürüngenliğinde” gene büyük bır ihanetle karşı karşıya iken yakın tarihimizin olaylarından dersler çıkarmak - 1919'daki Sevr dayatması ve Mütareke basını ve İşbirlikçileri ibretle hatırlatarak -ve sağcılığı ve solculuğu bir tarafa bırakarak, Kuvvayı Milliye, Müdafaa-i Hukuk hareketlerini n canlandırmak ve 23 Temmuz’da , Cumhuriyetin tapusu olan Lozan Antlaşmasını anmak zorunlu olmuştur. Özelleştirme fırtınasına karşı Cumhuriyetin en büyük hamlelerimden olan yabancı tekel ve şirketlerden kurtulmak için yapılan “millileştirme” hareketlerini hatırlatmak da öyle! Yaraları olanlar gocunuyorlar!

---

(*) De Gaulle sonra Petain’in cezasını Fransa’ya eski hizmetleri dolayısıyla, müebbet hapse çevirdi ve Mareşal hapishanede öldü.

*********

Yayın Tarihi : 19 Temmuz 2005 Salı 15:04:39
Güncelleme :19 Temmuz 2005 Salı 15:18:14


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?
Yorumlarınız
Hasan Ali Ekinciler IP: 81.215.64.xxx Tarih : 20.07.2005 17:35:56
"Vahdettin haindir değildir" İnsanlar çevrelerine göre şekil alırlar. Bu yüzden tek başına bir Vahdettin'i ele alıp hain veya değildir demekle değerlendirme yaparken eksik elemanla yola çıkılmış demek olsa gerektir. Çevresindeki insanlar, Onunu ruhuna şekil veren insanların mayasında hainlik varsa Vahdettin haindir, hainlerden hainlik kapmıştır. Eğer onu yetiştiren insanlar memleket evladı dürüst kişilerse vahdettin hain olamaz, asıl azmaz bal kokmaz derler. Ecevit haklıdır. Gazeteci kökenli bir insanımız hasbelkader başbakan oluyor ama çevresindekiler bakıyor ki istediği klasta insanlar bulamıyor ki ta Amerika'dan derviş getiriliyor... Almanya'da Wöhler gibi bir kimyacı hala bu günün en iyi kimyacılarına ışık verirken, bizler hala ahbap çavuş işi adam seçmekteyiz. Konuyu saptırmadan bir daha söyleyeyim. Bileği sağlam Karaoğlan at bulamamıştır. Atsız Karaoğlan nereye kadar gidebilirdi ki? Aynı şey Vahdettin için de geçerli. Memlekette adam bulamamıştır. Kafasını seccadeye gömmek zorunda kalmıştır. Atatürk büyüktür, muhteşemedir. Vahdettin'in hainliği tartışması Atatürk'le bağdaşmaz. Vahdettin hain değilse Atatürk’e saygı azalmaz, Vahdettin hainse Atatürk'e saygı artmaz. Atatürk, yaptıklarıyla saygıyı hak etmektedir yoksa kesinlikle "Ehven_i Şer" şeklinde düşünülemez, düşünenler vatan hainidir. Hayatımda bir tek paşa oldu. Ninnilerde masallarda hep o vardı. Bana öğretilen ana motif şuydu: Durmadan çalış, eninde sonunda İsmet Paşa seni bulacaktır… Bir gün İsmet paşa’nın karşısına çıkıp memleket için neler yapacağımı anlatmama gerek kalmayacaktı çünkü O zaten biliyordu her şeyi… Ne Vahdettin, ne Atatürk, ne İsmet paşa ne de Ecevit kendilerine lazım olan kadar halk desteğinin dışında destek bulamadılar. Bir gün birimiz çıkıp sloganını atacak: Bize biz bizden büyüğüne çuvaldız derler. Bu tür insanlar yetişmedikçe idareciler hep suçlanacaklar….