19
Mart
2026
Perşembe
ANASAYFA

Yabandan Dost

Ülkeler arasında ebedi dostluklar yoktur; ebedi ve ezeli çıkarlar ve bu çıkarların çatışması vardır. Türkiye için bu kaide bazı ülkeler konusunda daha da fazla geçerlidir. Mesela, Rusya konusunda,mesela Iran hususunda ve mesela Yunanistan’la ve Ermenistan’la! .”Evlat acısı-kuyruk acısı” misali bu ülkeler ve milletlerle aramızda varit.


Pek ala- bu ülkelerle ilişlilerimiz, hep böyle karşılıklı husumet ve şüphe ile mi devam etmelidir? Tabii ki hayır: İdeal olan, düşmanlıkları unutmak , tarihe gömmek ve dostluk, barış içinde yaşamaktır! Bakın , başka ülkeler, mesela Almanlarla Fransızlar çok derin ve acı olan düşmanlıklarını unutmuşlar,en yakın müttefik olarak birlikte hareket edebiliyorlar. Onları ortak çıkarlar ,Ortak Pazar ve ABD hegemonyası endişesi iki ülkeyi yaklaştırmış, ittifaka zorlamıştır. . Ama ,altını biraz kazırsanız- ufak bir ihtilaf çıktığında, halkların hafızalarında canlı olan husumet, gene ortaya çıkabilir.


TÜRK –YUNAN


İstiklal Harbimden, çok değil on yıl sonra,- bir tarafta Mustafa Kemal ve İsmet Paşa, öteki bir tarafta Elefteros Venızelos, Türkiye ile Yunanistan arasında benzer bir dostluk ve ittifak kurmaya çalışmışlar hatta bunu Balkan Antantı olarak bütün Balkanlara yaymak istemişlerdi. Elimdeki, eski “Serveti Fünun” (Uyanış) dergisinin 1930 yıllarına ait cildinde, Başvekil İsmet Paşa’nın Yavuz Zırhlısıyla Yunanistan’a yaptığı resmi ı ziyarete ait yazılar ve fotoğraflar var. İki Başvekil, bu dostluğun, ebediyete kadar süreceğine ant içmişlerdi. Atatürk Yunanistan’la federasyon kurulmasını dahi düşünmüştü.


Yunanistan Alman işgaline uğrayınca aç Yunan halkına dost elini Türkiye uzatmış KURTULUŞ vapuruyla yardım göndermiştik .1950 den sonra Menderes’le Karamanlis, dostluğu daha ileri götürmeye çalıştılar. O yıllarda bilirim ki ülke , uluslararası arenada sıkı işbirliği yaparlardı ve mesela BM’de iki ülkenin delegasyonları arasında gizlilik te yoktu. Sonra ne oldu? Kıbrıs oldu! Ve bunun sorumlusu hangi taraf?


Şurası muhakkak ki, dostluğa fesat karıştıran Türkiye olmamıştır ve zamanın Türk hükümeti bu dostluğu korumak için azamı gayreti göstermiş ve mesela – Yunanlıları gücendirmemek için , İstanbul’un Fethinin 500.Yıldönümünün fazla tezahüratla kutlanması için karar almıştı.
Demek istediğim, dostluk iyi niyetlere rağmen kolay kurulmuyor ve en küçük bir tahrikle bozulabiliyor. Bunun da Türk*Yunan ilişkilerinde kırılgan noktası yakın tarih ve Yunanların evhamı,paranoyası. .

Yunanlılar beş yüz yıl Osmanlı egemenliği altında kaldıklarını ve kendi başlattıkları 1919-20 Ege – Küçük ASYA Macerasının hüsranla sona erdiğini unutamıyorlar. Ve asıl bizim pek farkında olmadığımız bir evhamları var; azalan nüfuslarına karşılık, Türkiye’nin artan nüfusu için Yunanistan’da, Ege adalarında yeni topraklar istemesi korkusu!
Tabii bu ilişkilerde,Kıbrıs -ı Rum Ortodoks Kilisesinin ,Türklere kini, Pontus ,hatta Constantınopl hülyaları da tuz biber.


Bunun için de aslında iki ülke için çok elzem olan o dostluk birlikte sirtakı oynamak türküler çığırmak ve nutuklar atmakla “gerçekten “ kurulamıyor. Kısacası, biz Türkler çok çabuk unutuyoruz. Bu büyük bir millet olmanın şanındandır... Komplekslerimiz de yoksa bu da, başkalarının egemenliği altında yaşamadığımız içindir.


Ermenilere-Ermenistan’a gelince; soykırım iddialarının bunca yıldan sonra, tarihçiler ve komisyonlar tarafından, kanıtlanamayacağı ve de biz aksine, ne kadar belge gösterirsek gösterelim zihinlerde yerleşmiş yanlış hüküm ve bilgileri silemeyeceği de ortada. Bu böyle olunca ve olay şu son günlerde olduğu gibi , sigorta, tazminat ,hatta arazı talepleriyle kaşındıkça, gerçek dostluk mümkün mü?


TÜRK-IRAN


Aslında Türkler ve Yunanlılar , Türklerle Arapların, Türklerle Farsların - İran’ın yakınlaşmasından çok daha kolay dost olabilirler. Çünkü Arapların ve İranlılarıın Türklere ve Türk iyeye karşı kompleksleri daha derin ve çok taraflıdır.


Bir defa tarihi ve güncel Şii-Sünni ayrılığı var. Sonra Iran Azerbaycan’ında milyonlarca Türkün varlığı var. Türkiye’nin batılılaşma reformlarının daha başarılı olması ve bugün de Mollalar var.
İranlılar, Şah İsmail zamanında, Pehleviler döneminde ve şimdi Türkiye’ye ,Türklere karşı,hep kompleksli olmuşlardır. Ben bu kompleksin bir şeklini Washington’da görevdeyken bizzat yaşamıştım. Resmi bir yemekte aynı masaya düşünmüştük. Ben, laf arasında ,İran’da Azeri Türklerinin yaşadığını söyleyince, İran’lı diplomat kızıp “Iran'da Türk yoktur” dedi ve masayı terk etti. Merhum Cumhurbaşkanı Sunay’ın Tahran ziyaretinde refakatinde bulunan bir diplomat arkadaşım, bu ziyaret esnasındaki diğer  kompleks örneklerini ,mesela Cumhurbaşkanımız Tahran’dan ayrılırken , uçağını gereksiz yere apronda bekletirken, gösteriş olsun diye Iran jet uçaklarını, defalarca indirip kaldırdıklarını, anlatmıştı.

Mollalar da , Türkiye’nin batılılaşmasını içlerine sindirememişlerdir. Şah zamanında İran’a gittiğimde hem o zaman da mollaların, hem de Şahın Türkiye konusunda ne kadar soğuk ve kompleksi olduklarını görmüş , yazmıştım. Iranla dost olmak , tabii ki ve hele AB’ ye alternatif kendi politikalarımızı gerçekleştirmenin gereği olabilir- ama bunun pek kolay olmayacağı da ortada.!


Büyük millet – büyük devlet olmanın riskleri var!

Yayın Tarihi : 4 Ağustos 2004 Çarşamba 11:38:21


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?