Rahmetli İlhan Selçuk, CUMHURİYET’İN sürmanşetinden soruyordu: “Tehlikenin Farkında mısınız?”… Ankara’da, Anıtkabir’e kadar uzanan binlerce insan “Cumhuriyet Tehlikede” diye Atatürk’e şikâyet ediyorlardı… Sonra ne oldu? Kısacası “Ergenekon” oldu; Türklerin hızı kesildi!
Ve bugün “tehlike” -post- modern “barbarlar” TC’nin kapılarına dayanmış; bir iç savaşı, Türk Kürt kardeş kavgasını körüklüyorlar! …Türkiye’nin herhangi bir yerinde – “ her yerinde” , bir kıvılcım – masum çocukları da öldürecek, yeni bir molotof kokteyli veya havayi fişek saldırısı, ülkeyi kan gölüne döndürebilir! “Şeamet telalığı” yapmıyorum, uyarıyorum…
MHP Genel Başkanı da partilileri, Ülkücü gençleri uyardı “tahriklere kapılmayın” diye! …Maazallah böyle haller gerçekleşirse, hatta daha gerçekleşmeden “ O Hal” –“sıkıyönetim” kaçınılmaz olacaktır!
Kahpe PKK saldırılarıyla, yeni yaralar kanarken, Bölücüler -DTP’liler, devlete meydan okuyorlar, tehditler yağdırıyorlar ve şimdi de eski yaraları kaşıyorlar. Aymazlıktan mı? Hayır kasıtla! Amaçları iç savaş ve yabancılarım müdahalesi… AB –ABD-BM “gözetimde” plebisit!
Şimdi çok eski bir yaranın da, kanatılmasının hazırlıkları var, Diyarbakır’da, 1925’de yeni TC’ye başkaldıran ve 47 suç ortağıyla birlikte Diyarbakır'ın Dağ kapı semtinde idam edilen Şeyh Said ve arkadaşları için bir dizi anma etkinliği düzenleniyor… Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) ile Demokratik Toplum Kongresi (DTK), bu etkinliklerin başköşesinde! İş resmiyete aleniyete bindi… Diyarbakır’ın her yerine, Şeyh’in posterleri asıldı. Şeyh Said, 28 Haziran’dan başlayarak 29 Haziran’da asıldığı meydanda törenlerle anılacak!
Bu etkinlikleri düzenleyenler, DP’li vekiller ve Belediye Başkanları, bu “etkinliklerin” ne kadar tehlikeli tahrikler olacağını, hınzır gibi bilirler! Bakalım, bu gün 29 Haziran’da, Bölücülerin “Bocan” dedikleri, Diyarbakır vilayetinde ve başkenti “Amed”de ve Türkiye'nin diğer bölgelerinde neler olacak? İnşallah korktuklarım olmaz!
Merak ediyorum; hükümet ve yerel mülki ve güvenlik amirleri, bu yeni başkaldırı karşısında ne yapacaklar? “Açılımın gereği” diye kabullenirler ve hatta Sayın Başbakan, Şeyh Said’i anmak için yakınlarına Kürtçe taziye mesajı da gönderirse hiç şaşmam!.. Malum yazarlar da bu “anmaya” katılırlar ve hatta “Şeyh Sait kahramandır- haksız yere idam edildi” diye yazarlarsa da hayret etmem! Gün teröristlerle ve bölücülerle “barış günü”… Ama ne pahasına barış?
O GÜN –BU GÜN
Şeyh Sait başkaldırısının ilk haberi Ankara’ya geldiğinde, Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal, Başbakan Fethi (Okyar) ve İsmet Paşa bir evde briç oynuyorlarmış, telgrafı ilk Fethi Beye vermişler… Şöyle bir bakmış, kenara koymuş ve oyuna devam etmiş… Telgraf, İsmet Paşa’ya verilince de ayağa fırlamış… İşte aradaki fark bu!
Şeyh Sait isyanı ve Diğer 27 Kürt isyanı, Kürtlerin, anadil, kültür vb. hakları, iş, aş için yapılmış hareketler değildi… Yabancı Ajanların yeni Türkiye Cumhuriyetine karşı tahrik ettikleri, irtica ve kişisel, ağalık – şeyhlik- cemaat çıkarları başkaldırılarıydı... Kimse bu isyanı ve isyanları efsane haline getirmeye kalkışmasın! …
GAFLETİN BAŞI
Ancak, bugün Şeyh Sait “rahmetle” anılıyorsa, bunun başı 1950’de Demokrat Parti İktidara geldikten sonra, bölgede oy hesaplarıyla Şeyh Said’in torunu Abdülmelik Fırat’ın yaşını büyüterek, DP’den, milletvekili seçtirilmesi idi! …Değerli Türk Komutanı Mustafa Muğlalı Paşa, Van’ın Özalp ilçesinde eşkıyaları tedip ettiği için, aynı oy hesaplarıyla idam isteğiyle, muhakeme edilmiş, hatta idama mahkûm edilmişti! …Şimdi, Van’daki “ Mustafa Muğlalı kışlasının” da adını değiştirmek isterlerse hayret etmem! Bu acı hatıralar, bugünlerde olanlarla çağrışıyor!
Benim de bir anım var: Şeyh Said’in torunu Abdülmelik Fırat, Yassıada’da, koğuş arkadaşım –ranza komşumdu; bir sohbet esnasında, bana “İlerde Türklerin analarını belleyeceğiz” demişti… Analarımızı çok ağlatacaklar, bırakırsak çok daha da ağlatacaklar! …
AZIYORLAR
Ve şu sıralarda, DTP’liler azıyorlar: “Bize başta özerklik verin, APO’muzu bırakın… Yoksa!” diye, açıkça tehdit ediyorlar… Ahmet (her nedense - her nasılsa) “Türk”, aba altından sopa gösteriyor. Demiş ki: “Halkların karşı karşıya gelebileceği bir ortama yuvarlanıyoruz.” Buna engel olmanın çaresi de, Ahmet Efendiye göre, İngilizcesi “otonomi”, Türkçesi ”Kürtlere özerklik”!
Ahmet Efendi sahtekârlığı da bırakmalıdır; kimi kandırıyor. İster “demokratik otonomi” ister, “Özerklik” aynı kapıya çıkar; Türkiye’nin fiilen bölünmesine ve “Büyük Kürdistan’a”! …Hiç kendimizi aldatmayalım, uyanmamız ve Özakman kardeşimin kulakları çınlasın, artık Türklerin “çıldırmaları” gerekiyor! “Tehlikenin farkında mıyız? ***
Halkı ağalarla,büyücülerle,şeyhlerle oyalayıp,bir yüz yıl daha geri bırakmak böylece mümkün olacak.Sıra kubilay'ın katillerini anmada.Uyu güzel halkım uyu.
Ağzına sağlık kılıç ali paşanın torunu sendende başka bir laf beklenmezdi bu lafları ancak sen söyleyebilirsin ALLAH senin ömrünü uzatsın sana nice sağlıklar dilerim sana çok ihtiyacımız var.selam ve saygılarımla.