AB Komisyonu Başkanı Romano Parodi ve Genişlemeden Sorumlu üye Gunther Verhaugen , Türkiye Hakkındaki İlerleme Raporunu açıkladılar. Bu rapora göre, özetle “Türkiye Kopenhag Kriterlerini yerine getirmiştir. ve Konseye Müzakere Tarihi verilmesi tavsiye olunur”..Başbakan’a göre ve Dış İşleri Bakanına göre ve tabii yalakalara göre ,bu “tarihi kararla” , Türkiye’ye AB yolunda “Yeşil Işık” yakılmıştır.
Şimdi , önümüzdeki günlerde , vıcık vıcık bir yıkama –yağlama, hem de ,gerçeklerin çarpıtılarak hasır altı edilerek, sürdürülecek bir “Çevir kazı yanmasın” operasyonuna tanık olacağız.’
IŞIK YEŞİL DEĞİL…
Yakılan ışık hiç de “yeşil” değil “sarı” ve her an on, on beş yıl sürecek olan şimdiye kadar aylardır yaşadığımızdan bin beter aşağılayıcı Müzakere “sürüngenliğinde” müfettişlerin olumsuz gözlem ve raporlarına göre “frene” basılabilir, sarı ışık” kırmızıya” çevrilebilir. Çünkü rapor, yabancı gazete ve haberlere göre “çekinceli “ bir evettir. Erdoğan ve Gül “şart kabul etmiyoruz” diye babalanmışlardı. Oysa raporda zehir gibi şartlar ,onları incitmesin diye nazikane, bir dizi “tavsiyeler” olarak belirtilmiş. Verhaugen sürecin “ucu açık” yani belirsiz değil diyor ama, gene de, sonunda “Üyelik garantidir” diyemiyor., kelime oyunu ve kandırmaca yaparak, “katılım” amaçlı…diyor.
Kısacası bu bir başarı değil makyajlı bir hezimettir.
ŞEYTAN AYRINTILARDA
Karar şu sırada hem Türkiye’yi oyalayacak- hem de Avrupa’daki Türkiye karşıtlarını fazla kızdırmayacak, Emin Çölaşan’ın deyimiyle “ne şiş yansın ne kebap” kararıdır ve “Şeytan ayrılarındadır”.
Bu ayrıntılar , gerçek “gerçekler” nedir; Komisyon bu kararı, içindeki bazı üyelerin muhalefetine rağmen oy çokluğu veya Verhaugen’in deyimiyle “geniş bır uzlaşmayla” güya konsensüsle , fakat aslında çoğunlukla, almıştır. almıştır. r. Bazı AB üyelerinin bu karara ve Türkiye’ye ne kadar karşı oldukları sonraki toplantıda belli olmuş ve başta Hıristiyan Demokrat Gurubu, ülkemize özel statü verilmesinde ısrarlıdırlar. …Bu karar sonuç değildir; asıl kararı son merci olan Konseye üyelerin tam ittifakıyla verecek. .Ucunun açık olup olması akademiktir. Kısacası Komisyon topu Konseye atmıştır. Bayram edilecek bir tarafı da yoktur. Vergaugen’e göre hedef “katılım” olsa bile Konseyin kararının bu yönde olacağı veya en az on veya on beş yıl sürse de, Müzakerelerden sonra, bütün şartlar yerine getirilse bile Konseyin Türkiye’yi üyeliğe kabul edeceği garanti değildir. Tekrar ediyorum bu “sürüngenlik” sürecinde, Türkiye aksilik yapar t dayatmaları aynen kabul etmezse veya kaşınızın altında gözünüz var diye Konsey müzakerelere fren yaparak süreci durdurur ve “yeşil ışık” her an kesin bır kırmızıya çevrilebilir. Bunun bir sebebi de açıkça ifade ettiklerine göre Türkiye’de iktidara,başka, hoşnut olmayacakları, onurlu bir hükümetin gelmesi olabilir.!
Bu süreçte, Raporda belirtilen öneriler dışında, Güneydoğu,APO Ermeninler, Hatay , Türk Ordusunu tamamen etkisiz hale getirecek şartların dayatılacağından emin olabilirsiniz! Nihayet serbest dolaşım meselesinin pürüz olduğu bu konuda vites değiştirileceği de şimdiden ima ediliyor. Çünkü, milyonlarca “genç” Türk’ün Avrupa ya akın etmesi Avrupalıların korkulu rüyası. Ancak asıl frene referandumların “stop” lambasında basılacak. “Sürüngenliğin" sonlarında ,biz bütün şartlara boyun eğmiş olsak bile, Türkiye’nin nüfusu 90 milyona patlayacağı için üyeliğimiz halk oylamasına sunulacak ve halk herhalde HAYR diyecek. Bu ihtimal daha önce de var ; önce yeni Avrupa Anayasası referandumda, ,kabul edilir de , AB kararları için “çifte çoğunluk” sistemci meriyete girerse, Türklerin Avrupa’da her alanda egemenlik kurmaları tehlikesine karşı da frene basılır…Komisyon kararında müzakerelerin başlatılması için tarih tavsiye etmedi karan Konseye bıraktı Bunda da bir incelik var; ir incelik var- Konsey 17 Aralıkta , müzakerelerin başlamasını umulduğu gibi 2005 olarak değil, Anayasa referandumdan sonraya yanı 2006 ya bırakacak:
Müzakere sürüngenliğinde , şimdiye kadar yaşadığımız sürüngenlikten bin beter bir süreç yaşayacağız. Verghaugen gibi bet suratlı,kerametleri kendilerinden menkul bır takım Avrupalık ev ödevi hocalarının ağız kokularını dinleyeceğe..… Avrupa müfettişleri içimize girip iç işlerimize yargımıza fiilen müdahale edecekler,Borsalar ve faizler onlarının iki dudaklarını arasında oynayıp zıplayacak.
Ama yazmıştım; şimdi bu karar borsaları ve kalplerinde vatan sevgisi ve milli çıkarlar değil yazar kasa ve hesap makineleri hamaset değil ticaret olanlar yalakalar bayram edecekler ediyorlar…Ana bence bizim içim “gri” bır gün. Ancak bu neticede maalesef vatanseverliklerinden şüphe edilemeyecek zinde kuvvetlerimizin ,n Atatürkçü aydınların da günahı var …Geçmiş iktidarların da!. Katılım Ortaklığı ve Ulusal programları kabul etmek vizyonsuzluk, ı AB Kopenhag kriterlerini Atatürk’ün “çağdaş uygarlık düzeyi kriterleriyle” özdeşleştirmek ve bunun için de, durmadan “AB’ne taraftarız nakaratını” tekrarlamak ,her lafın başında “AB SÜRECİNDE” sözünü söylenmek,. AB süreciyle yatıp kalkmak ve eğer AB’ne girersek,Vatandaşların ellerini kollarını sallayarak Avrupa da dolaşacakları ve iş sahibi olacakları umudunu vermek gafletti.Bu yüzden de meydan iktidara ve yalaklara kaldı.Bugün bunların ceremesini çekiyoruz.
İĞRENÇ GAFLET BELGELERİ
Bu neticeden sonra bizim yeni “yüzellılıklerın” yazdıklarını, yazacaklarını ibretle okuyun. Mütarekedeki ağababalarından çok daha yüzsüz ve iğrenç!
Hele bazı gazetelerin, HÜRRİYET’İN ve MİLLİYET’İN ilk sayfaları, bu çekinceli, şartlar ve tuzaklarla doldu kararı ,adata gerçek Zafer ve bağımsızlık bayramlarından daha büyük ”Zafer” ilan eden utanç veren gaflet belgeleri!
Ve Atatürkçü bildiğim Oktay Ekşi “Atatürk bugünleri görseydi çok mutlu olurdu “ demek gafletinde. Atatürk’ü hiç anlamamı. Ben iliklerimde hissediyorum o mezarında kıvranıyor, “Haydi Oradan maskaralar” diyordur. Sonunda, bu yalan rüzgarları herhalde ve inşallah dindirilecek ve seller de bitecek ama kumlar tortular kalacak. AKP iktidarının ve AB’nin devletimize, milletimizde ve toplumuzda yaptığı tahribat nasıl temizlenecek? Ve gene soruyorum hep soracağım; “Bu yeni süreçte Türkiye’nin Türklüğün geleceği, Avrupalılara emanet edilebilir mi? “
Mütareke-İşgal döneminde, İstanbul’da İngiliz İnzibat neferleri, tavukları baş aşağı taşıyanlara ceza verirlermiş. Bize bunlar anlatılınca kızardık. Canlı Tavukların baş aşağı taşınması tabii, hayvan haklarına aykırıydı ve yapanlar cezalandırılmalıydı. Ama kanımıza dokunan bunu işgal kuvvetlerinin yapması idi. Bilmem anlatabildim mi?