Bundan yıllar önce, bir lise talebesi, kitaplarını severek okuduğu Cengiz Dağcı'ya bir mektup yazar. O dönem yazara ulaşmanın en kolay yolu olan bu mektuba maalesef cevap gelmez.
Çok şaşılacak bir durum da değildir aslında. Fakat o mektubun gönderilmesinden yıllar sonra Cengiz Dağcı o lise talebesinin mektubundan Varlık Dergisi'ndeki bir yazısında övgüyle bahsedecektir. Şimdilerde Dokuz Eylül Üniversitesi'nde yeni Türk edebiyatı hocası olan Sabahattin Çağın'ın başından geçen bu hikâyeyi o dönemin meraklı okurları bir yerlerden hatırlıyordur. Çünkü birçok okur, sevdiği yazara mektup yollamıştır.
Gençlik dönemini seksenlerde geçirmiş birçok edebiyat meraklısı Mavera Dergisi ile bütünleşen ve 'Zarif Şair' diye yâd edilen Cahit Zarifoğlu'nun aldığı bütün mektuplara bizzat cevap yazdığını bilir. Günümüz yazarlarının bazılarının Zarifoğlu'ndan aldığı mektubu muteber bir hatıra gibi dosyalarında sakladığını da biliyoruz. Artık internet ve bilgisayar teknolojisi ile birlikte artık yazarlara okurlardan eskisi gibi mürekkep kokulu kâğıtlara özenerek yazılmış mektuplar değil; klavye başına oturulup zahmetsizce yazılmış e-mailler geliyor.
Yazarların bir kısmı bu tür teknolojik imkânlara hemen adapte olmuş diyebiliriz. Zira aldığı her okur mailine mutlaka cevap vermeye çalışan Ahmet Turan Alkan, ince bir yenilikle diğer yazarları bu konuda sollamış da geçiyor. Alkan'ın www.ahmetturanalkan.net adlı sitesinde soruları kamera karşısına geçerek cevaplamış olması, onu teknoloji konusunda diğer yazarların önüne geçiren şey.
Alkan, siteye sıkça gelen soruları kamera karşısında suhuletle cevaplarken okur yazarın masasını, çay içtiği bardağı görüyor. Meraklıları ile öyle hemdem olacak bir yolu tercih etmiş ki yazar, 'Yazılarınızı nerede yazıyorsunuz?' sorusunu soran okura uzun uzun açıklama yapmak yerine 'işte burada' cevabını veriyor. Aslında yazar milletinin teknoloji ile arasının pek iyi olmadığı söylenir hep.
Bakalım bu ne kadar doğru diye edebiyat dünyasını şöyle bir kolaçan edelim dedik. Meğerse yazarlarımız internetle epey içli dışlı olmuşlar. Fakat işin garip yanı, birçoklarının kendi adını taşıyan sitesi ya da bloğu okurlarının girişimi ile boy göstermiş internet âleminde. Ahmet Turan Alkan'ın sitesi de böyle bir girişimin mamulü. Sitedeki Okurla Mülakat kısmı da Murat Çorlu'nun fikri. Yazar her ne kadar böyle bir niyetle yola çıkmasa da Çorlu'yu kıramamış anlaşılan.
Sevenleri tarafından site sahibi yapılan bir diğer yazar ise Elif Şafak. Şafak da esasında teknoloji ile arası iyi olanlardan. Yakında resmî bir site yapacağını da söyleyen yazar, internetin hem yalnız olup hem de başkalarıyla buluşulabilecek bir alan olduğunu söylüyor. 'Artık yazarlar sırça köşklerinden çıkmalı.' diyen yazar, bu yeni iletişim alanının pek çok olumlu yanı olduğu fikrinde. Tabii bilgisizliğin de bilgi gibi sunulması, internette yalan yanlış haberler, ileri geri yorumlar dolaşması gibi olumsuzluklar da ihmal edilemez bir gerçek Şafak'a göre. Bütün e-maillere cevap veremeyen Şafak'ın bu konudaki prensibi ise ne ulaşılmaz olmak ne de çok el altında bulunmak; yazar ikisi arasında dengeli bir yerde durmaktan yana her daim.
Okurlarıyla internet üzerinden iletişim kuran bir isim de Sadık Yalsızuçanlar. Yazarın k sitesi tam 9 farklı dilde yayın yapıyor. Hem yazılarının bulunduğu hem de okurlarının bilgilenmesini sağladığı bu mecrada kendine gelen mesaj ve soruları da cevaplayan Yalsızuçanlar, vakti zamanında okurlarından mektuplar da almış. Yalsızuçanlar da yazarın ulaşılmaz olmaması gerektiği fikrinde. Her yazarın sonuçta bir okur olduğunu, fildişi kulelerde olmanın çok da anlamlı olmadığını söylüyor.
Tasvip etmediğim soğum bir bağ
İnternetin sağladığı kolay ulaşılabilirlikten memnun olmayan yazarlar da var. Hasan Ali Toptaş bunlardan biri. İnternet sitesinden kendisine soru yöneltenlere tek tek cevap vermeye çalıştığını söyleyen Toptaş, yazarla okur arasındaki teknolojik bağı 'pek tasvip etmediğim soğuk bir bağ' diye tanımlıyor. Bu nedenle dolmakalemle yazmaktan hiç vazgeçmeyen yazar, çağın şartları teknolojiyi gerekli kıldığı için bunu çok yadırgamamak gerektiğini de belirtmeden geçemiyor. Mesajlar fazlalaşınca cevaplamakta zorlanan Toptaş, okurların olmadık sorularından da muzdarip. Çünkü işi abartan kimi okurlar yazara romanını açıklamasını isteyen sorular yöneltirken kimisi de yazarın romanı hakkında yapacağı doktora çalışması için bizzat yardım müracaatında bulunuyor. İşin cılkını çıkaran bu tür mesajları kibarca geri çevirmeye çalışan yazara göre, kendi romanını açıklamasını istemek yazara yapılan bir zulüm. Teknolojinin böylesi yakınlaşmaları ve laubalilikleri beraberinde getirmesi yazarı yıldırmış olmalı ki okur için ulaşılabilir olmayı o da pek de güzel bir şey olarak görmüyor.
***
Bir ilke imza attığımı siz hatırlatınca fark ettim'
Ahmet Turan Alkan'a epeyce soru sorulmuş sitede, o da sabırla cevaplamış. Biz de bundan yüz bularak kendisine birkaç soru yönelttik. Görüntülü ve sesli olmasa da elektronik cevapları sizlerle paylaşalım istedik:
1- Eskiden okur sevdiği yazarla mektup yoluyla iletişim kurardı. Evvelden sizin de böyle mektuplar yazdığınız yahut bu tür mektuplara cevap verdiğiniz oldu mu?
Pek hatırlamıyorum; belki okuduğumuz yazarların hep rahmete intikal etmiş kişiler olmasındandır. Yazarla okuyucunun temasa geçmesi, iletişim çağına has bir yenilik olsa gerek. Cevaba gelince, internet çağından önce bana gelen mektupları sakladığım bir klasörüm vardı; hâlâ bir yerlerde durur. Nezaket icabı neredeyse hepsine cevap yazardım, eski usulle, yani kâğıt, kalem ve zarfla.
2- Yazarla okur arasındaki teknolojik bağı nasıl buluyorsunuz? Olumlu ve olumsuz taraflarıyla...
Yazdıklarımıza anında tepki alabilmek, okuyucunun nabzını bu yolla tutabilmek elbette güzel bir hadise. Tanışmak, selamlaşmak, eğer soru ihtiva ediyorsa cevap vermek çok iyi; fakat bu plağın tersi de var. Biz iletişim patlaması ile birlikte iletişim nezaketini hemen tesis edemedik. Malum, teknoloji, onun gerektirdiği nezaket ve hukuktan daha önce hareket ediyor. Can sıkıcı mektuplar da alıyorum fakat yaptığımız işin gereği bu. Eğer hakaret taşımıyorsa elimden geldiği ölçüde cevap vermeye çalışıyorum.
3- Daha önceleri de gelen bütün e-maillere cevap vermeye çalıştığınızı bizatihi biliyorum. Fakat şimdi görüntülü ve sesli bir mülakat mevcut. Bu yazarın esrarını bozmasın?!.
Bu işin esrarı filan kalmadı artık. Eksik olmasın, okuyucularımdan Murat Çorlu kardeşim, arzum hilafına benim için bir site yaptı ve bilabedel bu siteyi her gün tazeliyor. Okuyucu sorularına video ile cevap onun fikriydi. Sadece bir kere yapabildik. Belki bu aralar yine yaparız, fakat bu işin bütün zahmeti sonuçta Murat'ın sırtına biniyor. Bu arada okuyucu-yazar münasebetinde "bir ilke imza" attığımızı bilmiyordum, siz hatırlatınca fark ettim.